Doğru Haber ve Akılcı Şehir Hayat Kurtarır
Bu bölüm Kahramanmaraş merkezli yaşadığımız deprem sonrasında başlattığımız Deprem Dayanışma YouTube Ortak Yayını'ndan kesitler ile derlenmiştir. Bu bölümün ilk konuğu Teyit.org’un eş kurucusu ve vizyon/strateji sorumlusu Gülin Çavuş. Kendisiyle doğru habere ulaşmak ve eleştirel düşünmek gibi kritik meseleleri konuştuk. Ardından şehir plancısı Dr. Bahar Aksel ve Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Başkanı Doç. Dr. Pelin Pınar Giritoğlu konuğumuz oldu. Kendilerinden şehirlerin deprem gibi olaylara karşı nasıl tasarlanması gerektiği ve bu konuda bizlerin ne gibi sorumlulukları olduğuna dair hayati bilgiler aldık. Umuyorum siz ve sevdikleriniz iyidir, iyi olacaktır... Hepinize en içten sevgilerimi ve sabır dileklerimi iletiyorum. Hepimize bir kez daha geçmiş olsun ve başımız sağ olsun.
Merhaba sevgili arkadaşlar. Umuyorum siz ve sevdikleriniz iyidir, iyi olacaktır. Hepinize en içten sevgilerimi ve tabi ki sabır dileklerimi iletiyorum. Hepimize bir kez daha geçmiş olsun ve başımız sağ olsun. Belki haberdarsınız, belki de şimdi haberdar olacaksınız. 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremin hasarlarına ve kayıplarına bir nebze yarar ve dayanışma sağlamak amacıyla YouTube'da 30'u aşkın bilim, teknoloji, kültür, sanat kanalı bir araya gelerek 100 saat süren ortak bir destek yayını yaptık. Eğer ben denk gelmemiştim diyeniniz varsa da şu an hala bağış butonumuz aktif ve 100 saatlik yayının tekrarına YouTube sayfamdan kolayca erişebilirsiniz. Güncel olarak baktığımda bağış kampanyamızın neredeyse 650 bin dolar civarında olduğunu görüyorum. Yayınların tüm gelirleri ve yapacağınız bağışlar YouTube Giving özelliğiyle oluşturduğumuz ortak havuza Turkish Philanthropy Fund aracılığıyla Ahbap, Açev, TOG, İhtiyaç Haritası ve TGEV gibi çeşitli sivil toplum kuruluşlarının yer aldığı bir şemsiye platformu olan AFET platformuna gidecek.
Bu yayını depremden etkilenen tüm insanlara maddi ve manevi destek olabilmek için başlattık. Yayınlar boyunca gözlenen ihtiyaçlar ve yardım önerileri, yaşanılan problemlere bilim ve teknolojinin sunabildiği çözümler, psikolojik destek ve eğitim konusunda yapılabilecekleri aktardık. Ve elbette tüm dünyaya yayılmış olsak da yüreğimiz deprem bölgesinde mesajını iletmeye çalıştık. Uzun saatler boyunca konuştuğumuz çok değerli iletişimlerin olduğu bu destek yayınlarımızdan sevgili Podby Medya'daki ekip arkadaşlarımla bir kürasyon hazırlamaya karar verdik. Bu yayınlardan derlenen ilk iki bölümümüzü geçtiğimiz günlerde paylaştık. Şu an dinlediğiniz bölüm ise 11 Şubat akşamı gerçekleştirdiğimiz 5. canlı yayınımızdan. Haber doğrulama platformu Teyit Orgun eş kurucusu, vizyon ve strateji sorumlusu Gül'in Çavuş'la haber almak, post-truth kavramı ve hakikat arayışı üzerine önemli bir sohbet gerçekleştirdik.
Doğru habere neden ihtiyaç duyuyoruz? Doğru haber vermenin esasları nedir? Doğru habere nasıl ulaşırız? gibi konuları sorguladık. Gül'in Hanım 2016'da gerçekleşen Reyna saldırısının ardından oluşan bilgi kirliliğinin yol açtığı zararı hatırlatarak sözlerine başladı. Bu bilgi kirliliği sebebiyle pek çok masum insanın hedef alındığına dikkat çekti. Bu durumun bir benzerinin de deprem bölgesinde yaşandığını söylüyor. Teyit Orgun amacının bu bilgi kirliliğini ortadan kaldırmak ve doğru habere erişimi sağlamak olduğunu ifade ediyor.
Teyit'i 2016 yılında kurduk ve aslına bakarsanız tam da benzer, yani benzer değil ama hissiyet olarak benzer diyebileceğimiz travmatik dönemlerdi. Eminim sizler de onu bir sözünüzdür. Çok fazla bombalı saldırının olduğu, pek çok insanın öldüğü ve bu travmalarla birlikte de sosyal medyanın kullanımının hayatımızda artışıyla ciddi yanlış bilgilerin insanların hayatlarını etkileyebileceği günlerdi. Ben hatta şöyle bir benzerlikle de başlayayım. Hani teyidin hem misyonunu anlamak hem de bizim neyle uğraştığımızı anlatmak açısından. Aslında ilk uğraştığımız şeylerden birisi Reyna saldırısında yanlış ve hedef gösterilen kişilerin başlarına gelen ve masum insanların hedef alınmasıyla sonuçlanan yanlış bilgi sorunuyla uğraşıyorduk 2016 yılında. Şimdi tekrar işte dün görmüşsünüzdür depremde yağmacı diyerek dövülen ya da işte insanların hayatlarını etkileyebilecek ve işte deprem bölgesinden, enkaz bölgesinden kaçmasına neden olabilecek yanlış bilgilerin nasıl hayati sonuçları olduğunu görmeye başladık.
Benim zihnimde birden çok o günlerdeki hissiyatlarımız canlandı. Ne yazık ki biraz da böyle Türkiye'de bunları sık yaşıyoruz. Teyidin misyonu da özellikle sosyal medyadaki ve medyadaki yanlış bilgilerin önüne geçmek ve bunları bir metodoloji ışığında incelemek. Şeffaf bir şekilde kaynaklarıyla bunları okurlarıyla paylaşmak. Aynı zamanda bizim tabii çok önemsediğimiz bir şey ve evrim ağacıyla her zaman böyle çok takdir ettiğimi ve sizleri sevdiğimi de tekrar vurgulayayım buradan. Ortaklaştırdığımız şeyin şu olduğunu düşünüyorum. Bizim için eliştirel düşünme alışkanlığını yaygınlaştırmak çok önemli. Çünkü bir şeye sadece yanlış ve doğru demenin ötesinde bir sorunla mücadele ediyoruz. Bence bugün karşılaştığımız felakette de şunu çok iyi görüyoruz. Aslında keşke bilimin ışığında bilimin verileriyle bilimsel olanla uzmanlara biraz daha önem vererek davranıyor olsaydık. Ki biz metodolojimizde bu sınırları çok önemsiyoruz.
Böyle davranıyor olsaydık belki de bu felaketlerin boyutlarına bu derece tartışmıyor olurduk. Fact Checking aslında doğrulama, verification dediğimiz şey. Yine bilimsel doğrulanabilir, incelenebilir açık kaynaklarla insanlara gerçekliğin ne olduğunu göstermeye çalışmak. Bazen doğrusunu söylemek, bazen yanlışı söylemek. Bazen de elimizdekilerin ne olduğunu aktarmak sadece. Bu deprem döneminde de biraz bu skalada, spektrumda biraz gidip geliyoruz. Dediğim gibi TEİD'in ana misyonu bu eleştire düşürme alışkanlığına beslemek. Bunun için de çok fazla çaba sarf ediyoruz. Özellikle öğretmenlerle yaptığımız projeler var, öğrencilerle yaptığımız projeler var. Çünkü bunun bütünlüklü bir perspektiften geçtiğini inanıyoruz. Ve bizim her zaman şeffaf ve tarafsız olma gibi çok önemsediğimiz ilkelerimiz var. Tarafsızlığımızda parçası olduğumuz networkler ve ağlarla sağlamaya çalışıyoruz. Türkiye'de de bizim gibi kurumlar var.
Ama dünyada da pek çok kurum var. Yüzün üzerinde. TEİD gibi platform var aslında. Her ülkede neredeyse bir TEİD platformu var. Ve sürekli standartlarımız, takip etmeye çalıştığımız etik kodlar her yıl denetleniyor. Bu bence çok önemli. Niye önemli? Şeffaflık, hesap verilebilirlik bizim gibi TEİD platformlarına kesinlikle bence yakışan bir şey. Ama bence bir ilki olarak sürekli tekrarlanması gereken bir şey olduğu için de önemli. Ki yine bugün bence tartıştığımız bu depan felaketinde hesap verilebilirlik, denetlenebilirlik, şeffaflık konuları da yine ilkeler anlamında da çok önemli görünüyor. Biz bunları önemsiyoruz. International Fact Checking Network'un bir parçasıyız. Aynı zamanda şu an European Fact Checking Standards isminde yeni bir network de kuruldu. Ben de buranın yönetim kurulundayım. Bu sadece Avrupa'daki TEİD'çilere bağlıyor. Ama burada önemli olan sürekli o şeffaflık standartlarını yükseltmek, doğrulama pratiklerini en iyi hale getirmek ve bunlarla aslında kamuoyu bilgilendirmek ve kamu yararı üreten içerikler yaratabilmek.
En genel anlamıyla aslında TEİD bunları yapmaya çalışıyor. Gülin Hanım, gerçeği bilme ihtiyacımızın doğrudan hayatlarımızı etkilediğini de sözlerine ekledi. Hakikat arayışının evrimsel bir çabanın ürünü olduğunu, gerçekler sayesinde hayatta kaldığımızı ifade etti. Fact Check yani doğruluk kontrolü meselesinin demokrasiler içinde çok önemli olduğuna dair hatırlatmalarda bulundu bizlere. Evet o kadar belki yani bu çok hakikat arayışı, hakikat ya da işte postürüt tanımları da işte hakikat, gerçeklik bunlar da aslında kavramsal olarak da Türkçeleştirirken de çok tartıştığımız şeyler. Ama ben hani bugün biraz konuda gereği birazdan boyutundan ziyade hayatımıza nasıl dokunduğunu biraz bahsetmek istiyorum. Çünkü zaten içerisinden geçtiğimiz dönem daha ne olabilir ki? Gerçekleri bilmek, hani o bilimsel bilgiyle hareket etmenin önemine dair bize çok fazla şey söylüyor. Bunu neden bilmeliyiz? Bir kere zaten hayatta kalabilmek için bilmeliyiz gibi görünüyor.
Şimdi deprem sırasında da bizim karşılaştığımız çokça içerik oldu. Yani işte şunu yapmalı mıyız? Enkazdan çıkan da böyle mi davranmalıyız? İşte su içirmemeliyiz, içirmeliyiz gibi aslında uzmanların kendi işlerine ortaklaştığı ama sosyal medyada belki de sosyal medyanın dışında da insanların kendi aralarında bir fısıltı haline dolaşan yanlış bilgiler oluyor. Yani hayatınızı etkiliyor. Bunu zaten COVID döneminde de gördük. Yani aşı karşıtlarının çok yükseldiği bir dönemden geçiyoruz zaten. Hatta aşı karşıtlarının daha siyasi bir kutuba doğru da çekildiği bir dönemdeyiz. O yüzden bence en en önemlisi doğru da hayatlarımızı etkiliyor olması. Bir yanlış bilginin gerçeği bilme ihtiyacı hayatta kalabilmek için. Yani evrimsel bir çabanın ürünü olarak gerekli. Bir diğeri bizim dışımızda yani o bireysel hayatlarımıza dokunmasının da ötesinde. Aslında yaşadığımız toplumsal düzeni ve dengeyi bozabilecek bir yapıda.
O yüzden de doğruları ve gerçeği ihtiyacımız var. Bunu nasıl düşünebiliriz? Şimdi bir kere zaten demokrasiyi etkilemek gibi bir anlamı var. Bunu seçimlerde görüyoruz. Zaten neden bu kadar fake checking kongresinasyonu var? Neden bu konu bu kadar popüler diye hatırlamaya kalkarsak? 2016 yılındaki ABD seçimlerini konuşmamız gerekiyor. Trump'ı hatırlamamız gerekiyor. Burada nasıl gerçeklerin bir öneminin kalmadığı ve siyasetin nasıl buna göre şekillendiğini gördüğümüz bir dönem oldu. Bunun ardından da biraz aslında herkesin gözü bu konuya ve bu tartışmalara dikildi. Neden dezenformasyon bu kadar önemli dediğimizde bizim seçmen davranışlarını etkileyebilen, demokrasimizi etkileyebilen, siyasi yaşamımızı etkileyebilen ve birisi liderlerin daha da popülerleşmesine neden olan bir sürece doğru bizi götürdü. Bir ikincisi bu. Tabii ki ekonomiye etkiliyor, sağlığımızı etkiliyor. Yani aklınıza gelebilecek her şeyi yanlış bilgiler etkileyebiliyor.
Ve bunun karşısına o doğruları koymak durumundayız. Gerçeklerle kurduğumuz ilişki aslında çok temelde hem birey olarak hem de toplum olarak hayatta kalabilmekle de alakalı. Yani biz bunları bilme ihtiyacı duyuyoruz çünkü hayatta kalmak durumundayız, ihtiyacındayız. Biraz böyle işte bu hakikat ütesi kavramlarını tartışan kitaplarda da bunu çok görüyoruz. Yani insanlar birbirlerine neden doğruları söylemeye ihtiyacı duyuyorlar? Neden yalanlar etrafında kurulu toplumlar o kadar da ilerleyemez ve hayatta kalamaz? Yani bunu da işte insanların en başında yani toplumsal bir hale gelmeye, sosyalleşmeye başladığından beri görüyoruz, gözlemliyoruz. O yüzden biraz bu meseleye, o doğruluk meselesine, gerçeklik meselesine buradan bakabiliriz. Gerçeklerin ve hakikatlerin de ben en değerli yerinin o toplumsal barışı sağlayabilmesi açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Yine bugünlerde karşımızda olan şey işte özellikle farklı etnik, din, Kimliklerimizden dolayı birbirimize karşı beslediğimiz düşmanlıkların yanlış bilgilerle, gerçeklerin avlanamaması ile nasıl derinleştiğini tanık oluyoruz.
O yüzden o birlikte yaşama arzusu için de bence gerçekler çok önemli. Bunun içerisine propaganda giriyor tabii ki siyasi propaganda giriyor, başka belki amaçlar giriyor, başka çıkarlar giriyor. Ama bu yüzden değerli olduğunu düşünüyorum. Yani gerçeklik bir arada yaşayabilmemiz için ihtiyaç duyduğumuz en temel şey bence. Tehidçilikte ne kadar objektif olunabildiğini ve travmatik durumlarda gösterilmesi gereken sorumlu davranışları sorguladığımızda verdiği cevaplarsa son derece önemliydi Gülün Çavuş'un. Hepimiz tabii ki insanız ve bazen şeye düşebiliyoruz. Yani kendi değerlendirmelerimiz ve subjektif yorumlarımızın yapacağımız işe etki etme gibi riski her zaman olabilir. Bunu nasıl minimize ediyoruz? Bir içerik ortaya çıktığında hem bunun incelenmesi aşamasında, hem bunun yayınlanması aşamasında aslında hep iki hatta üç editörün mutlaka bakmasını önemsiyoruz. Çünkü birinin kaçırdığı bir noktanın, birinin belki de farklı yaklaştığı bir noktanın diğer kişiler tarafından yakalanabilmesini sağlıyor bizce.
Tarafsızlık konusunda da bu uymaya çalıştığımız standartlarının ötesinde bizim bu işi yaparken yani TİD orgu kurduğumuzdan beri kendimize ilke edindiğimiz bir şey. Çünkü herkes yalan söylüyor, herkes yanlış bilgi paylaşıyor ve bu her zaman bu arada kötü niyetli olmak zorunda da değil. Yani gerçekten de böyle. Her zaman insanlar mesela deprem sırasında da gördüğümüz yanlış bilgilerin hepsi kötücül değil. Yani bazıları çok kötücül ama bazıları birbirlerine yardım etme arzusuyla insanların hareket etmesinden kaynaklanıyor. O yüzden biz işte onun yalanı bunun yalanı gibi bir şeye yani biraz daha böyle bunu uzaktan bakıp bir adım geri çekilip işte sürekli de orada eleştirel düşünme mantığını çalıştırmaya önemlıyoruz. İnsanlar da sürekli bunu hatırlatmaya çalışıyoruz. Bizim orada işte o babulları yıkabilme ve oradan çıkabilmenin en önemli tarafı ya şöyle bir gerçeklik var tabii ki yani kimse TİD orgu sevmiyor.
Ama bazen de herkes TİD orgu çok seviyor. Çünkü yani işinize yarayan bir doğru olduğunda ona tutulmak istiyorsunuz. Hoşunuza gitmeyen bir yalan olduğunda da burada tabii ki karşınıza birini koymak istiyorsunuz. Ya bu çok normal. O da bizim tarafsızlığımızı gösteren bir şey oluyor. Ve Türkiye'de de gerçekten bu kutuplaşma devam ettiği sürece, bu eleştire düşünmeden uzaklaşmaya devam ettiğiniz sürece o tarafsızlık konusunda bir endişede değiliz. Ne yazık ki toplumun her kesiminde bu tür o yanlılıklar, inançlarımız doğrultusunda yayılan yanlış bilgilerle karşılaşıyoruz. Umarım tabii ki azalır bunlar ve daha farklı metodolojik tartışmaları konuşuyor oluruz Fekçekim platformları için. Ama şu an hem bize koyulan ve yıllık olarak denetlendiğimiz o standartlar, politik bir bayisimiz var mı yok mu diye sürekli de kontrol ediliyoruz. İnternet sitemizdeki içeriklerimiz bu gözde taranıyor. Tarafsız uzmanlar tarafından.
O yüzden hep böyle denetleme mekanizmaları var ama en önemlisi bizim için toplumsal fayda. Şimdi dijital bir dünyada yaşadığımızı hep akıllı tutmak gerekiyor. Ve herkesin dijital ayak izleri var. Ve bu dijital ayak izleri konu çocukları olduğunda ve onların bir söz hakkı olmadığı bir konuda ve onlara bir soru sorulmadığında, onların bir hakkı varmış gibi davranılmadığında aslında ciddi bir ihlalden bahsediyoruz. O yüzden bazen tabii ki ben medyayı anlayabiliyorum ama medyada aslında çok genel bir standart olarak, yani çok küçük çocukların zaten gösterilmesi, yüzlerinin ifşa edilmesi doğru kabul edilmez. Yani bu çok temel bir gazetecilik etik standartı aslında. Biz de bundan farklı bir şey yapmıyoruz. Yani bizim en önemsediğimiz şey bu. Ama ne yazık ki tabii ki Türkiye'de bazen durumun yakıcılığını, durumun kötülüğünü gösterebilmek için ya da belki de umut olabilmesi için buralara kayabiliyor.
Biraz böyle işte özellikle bu travmatik dönemlerde sıkça yapılıyor. Ama çocuklarda birey ve onların da hakları var. O yüzden bu hakları ihlal etmemek çok önemli. Onların ne hissedeceğini bilmiyoruz ve travma yaşadıklarını unutmamak gerekiyor. Yıllar sonra bu travmalarını aşmaya çalıştıklarında karşılarına başka bir engel olarak, başka bir zorluk olarak çıkabileceğini akıla tutmak gerekiyor. Bir de orada çok önemli başka bir şey var. Yani sürekli mağdur olarak gösterilmesi bir çocuğun, o mağdur rolünün sürekli yerleştirilmesi ciddi bir zarar oluşturuyor. Ve bunu bir de şöyle de düşünmek gerekiyor. Bundan etkilenen çocuklar var. Yani birebir bu sorunun bir parçası olan, belki işte enkazdan kurtarılan bir çocuk var. Ama bir de bunu izleyen, bunu gören çocuklar var. Oradaki etkiyi de düşünmek gerekiyor. Yani bundan etkilenen, hani çocukların üzerinde depremin nasıl bir etki yarattığını gerçekten konuşmak lazım.
Yani oradaki mağdurun da ötesinde birçok çocukta travmanın yaşanıyor olduğunu akılla tutmak lazım. O yüzden dikkat etmek gerekiyor. Bir de bir çocuğun işte hayatta kaldığını söylemenin kendisi zaten umut verici bir şey. Onu illa o çocuğu göstererek yapmak zorunda mıyız emin değilim. Ben buna gerek olmadığını düşünüyorum. O yüzden de medyanın buna daha özen göstermesi gerekiyor. Ve bu sadece aslında işte çocukları televizyonlarda görüyor olmak şeyde değil bu arada. Hepimizde bir yara açıyor. Hepimizde psikolojik bir etki bırakıyor. Hepimizde bir travma yaratıyor. O yüzden bunlara böyle yaklaşmak gerekiyor. Bir teyit de her zaman buna dikkat ediyor. Sadece böyle dönemlerde değil. Hiçbir zaman hani çocukların yüzünün göründüğü paylaşımları yapmıyoruz. Eğer yanlış bilgiyle ilgili bir şeyse mutlaka yüzünü gururlayarak vesaire paylaşıyoruz. Bilgi çağında yaşıyoruz ve her gün üzerimize sonsuz sayıda enformasyon yağıyor.
Bizim yanlış bilgilerden korunabilmemiz için şemsiyelere ihtiyacımız var. Eleştirel dijital medya okuryazarlığı ve iç görülerimiz burada çok önemli bir rol oynuyor. Ne yapabileceğimize, hepimizin nasıl birer teyit ork haline gelebileceğimize kafa yorması gerekiyor. İşte bu noktada Gülün Hanım bizlere bazı metotlardan ve projelerinden söz ediyor. Bizim neler yaptığınızı biraz anlatayım. Biz bunu şöyle tanımlıyoruz Bayış Hocam. Eleştirel dijital okuryazarlık diyoruz. Ve bu eleştirel dijital okuryazarlık için çok yakın zamanda yaptığımız ve bayağı iyi sonuçlar aldığımız güzel bir projemiz oldu. Geçtiğimiz sene yaptık. Öğretmenlere aslında biz sadece teyitçilik yöntemlerini aktardık. Öğretmenler kendi sınıflarında neye ihtiyaçları olduğunu düşünerek, gözlemleyerek, algılayarak kendileri bir kitapçık oluşturdular. Ve bu kitapçık aslında şöyle bir öğretmenden öğretmene bir el kitapçı. O da şöyle yani bir öğretmen aslında bunu kendi öğretmenler odasına yaygınlaştırsın, başka okullarda yaygınlaştırsın diye üretildi.
Orada çeşitli oyunlaştırmalar, bazı sınıflarda teyit hamağı gibi bir yöntem kullanıldı. Bazılarında işte masallarla, masalların içerisinde doğruya ulaşmakla alakalı yöntemler geliştirildi. Yani aslında bu çabaların içerisindeyiz ve yeni olarak da tam da çok yakın zamanda aslında hayata geçirmek üzere bir e-learning sistemi üzerine çalışıyoruz. Yeni bir membership, bir üyelik sistemi üzerine çalışıyoruz. O yüzden elimizden gelen bütün kaynakları ve çabaları aktarmaya çalışıyoruz. Ama kesinlikle sınıflara girmesi gerekiyor. Bizim geçen sene yaptığımız projede belirli sınırlıkları vardı. Ama müfredatın parçası olmalı. Kesinlikle bunun için de çaba sarf etmeye de hazırız. Onun dışında yaygınlaştırmak, tüm Türkiye'ye yaygınlaştırmak, hatta globale yaygınlaştırmak. Çünkü güzel bir yöntem bulduğumuza inanıyoruz. Öğretmenlerin kendi öğrencilerine bunları aktarışına tanık olduk. Çok hoş videolarla karşılaştık aslında.
Yani çünkü çocukların öğrenme kapasitesi o kadar hızlı ve güzel ki. Bizim teyitçilik olarak mesela işte kullandığımız çok basit yöntemler nedir bu? İyi bir arama yapabilmeniz. Aslında sosyal medyayı yeni kullanabilmek ve iyi bilgi alabilmenin en iyi yolu iyi arama yapabilmeniz. Yani sizin arama motorlarında ya da sosyal medyada nasıl arama yaptığınız, hangi bilgiye ulaşacağınız anlamına geliyor. Örneğin bunları böyle çocukların çok hızlı öğrendiğini, bunları hatta sınav kağıtlarında gösterebilecek kadar, hayatlarına geçirebilecek kadar hızlı bir şekilde uygulayabildiklerini gördük. O yüzden bunlar çalışıyor. Bunlar iyi yöntemler ve bunların kesinlikle yaygınlaştırması lazım. Biz de buna çaba sark ediyoruz. E-learning dediğimiz sistemle de biraz daha bunu aslında herkese yaygınlaştırma isteğimiz var. Yani şu an öğrencilere eğitimler verebiliyoruz, üniversite öğrencilerine. İşte gidip eğitimler veriyoruz ya da birlikte işler yapıyoruz.
İşte öğretmenlerle çalışabiliyoruz. Ama tabii ki bireysel olarak bundan faydalanmak isteyen, bunu öğrenmek isteyen kişilere de bir olanak, bir fırsat yaratabileceğimize inanıyoruz. Canlı yayınımızın ikinci yarısında ise şehir plancısı Dr. Bahar Aksel ve şehir plancıları odası İstanbul Şubesi Başkanı Doçent Doktor Pelin Pınar Giritoğlu bizlere katıldı. Pelin Hanım şehirlerin deprem gibi olayların ardından erişilebilir olmaları gerektiğine vurgu yapıyor. Bu depremde en önemli aksaklık olan erişilebilirlik meselesinden giriş yapmak isterim konuya. Biliyorsunuz bu acı depremde ilk iki gün boyunca neredeyse yardım etmekte bile zorlandı. Yıkıntılara erişmekte büyük bir zorluk çekildi. Fayatları üzerine yapılmış bir hava limanı vardı Hatay'da. O iptal oldu. Diğer havalimanlarında da kesintiler, aksaklıklar yaşandı. Şehir içi yollara baktığımızda zaten yıkıntılardan dolayı bunları kullanma şansı bulunamadı.
Ve buradaki vatandaşlarımız, yıkıntılardan kurtulan vatandaşlarımız bile şehri terk etmek isteseler bile terk edemediler. Çok ciddi bir erişilebilirlik problemi yaşandı. Bu bize şunu gösteriyor ki birincisi bir kenti depreme hazır hale getirebilmenin en önemli koşullarından bir tanesi erişilebilirliği güçlü kılmak. Bunun için bir yandan havalimanları bir yandan da karayollarının yüksek nitelikli olmasını sağlamak gerekiyor. Ben daha önce katıldığım yayınlarda da hep şundan bahsettim. Bizim kentlerimizin imarlarında... Şehir planlarında afet tahliye yolu diye bir öncelikli yol bulunmuyor. Yüksek nitelikli, yüksek güvenlikli, yüksek teknolojiyle yapılmış yollardan bahsediyorum. Bu depremde gördüğümüz ilk sarsıntıyla yarılan yollardan değil. Mutlaka bunların kentlerde, yeni kentlerde planlama unsurları içerisine katılması gerektiğini düşünüyorum. Kendisinin kompak kent modeli ve şehir planlamacılığına dair söyledikleri de son derece kıymetliydi.
Yeni kurulacak kentleri elbette ki bir kere fayatından uzaklaştırmak gerekiyor. Onu da belirtelim. Yani yeni bir kentten bahsediyorsak artık şimdi bugün bölgeye bakın işte deprem bölgesinde 70 bin kilometre kara bir alana 13,5 milyon yılmışız. Bir kere bu yaklaşımdan da uzaklaşmak gerekiyor ve fayatlarından uzakta yeni kentleri güçlü noktalarda inşa etmek gerekiyor. Bir şey daha söyleyeceğim. Bugün Avrupa kompak kent modelini benimsiyor. Yani saçaklanmamış kentleri öngörüyor ve bunları hayata geçiriyor. Bunu da çok önemsiyorum. Ne demek bu kompak kent? Saçaklanmamış mı dediniz? Evet saçaklanmamış kent. Yani kontrolsüz bir şekilde dışarıya doğru büyümeyen kentler. Bunun birçok açıdan faydası var. Bir kere kamu hizmetlerine çabuk erişebilmek, bunların maliyetlerini azaltabilmek, denetimi daha güçlü kılabilmek falan gibi faydaları var. Bir yandan da işte bu kentler birbirinden kopuk. Yani İstanbul'u düşünün bir ucu Gebze'ye bir ucu Tekirdağ'a kadar uzanıyor.
Halbuki Avrupa'daki bu kentlerin etraflarında yeşil alanlar var. Yeşil kuşaklarla, orman alanlarıyla, tarım arazileriyle birbirlerinden ayrılmışlar. Bu şunun için de önemli. Deprem kuşağında bir ülkeyiz. Birinci derece deprem kuşağında bir ülkeyiz. Olası afetlere karşı dirençli kılmak için etrafımızda toprağa da ihtiyacımız var. Pandemiyi düşünün. Bir daha olmayacak diye bir şey yok. Diyelim ki bir süre yardım alamadı bu şehr. Hiçbir yerden yardım gelemedi. Gıda yardımı gelemedi. Başka hiçbir yardım gelemedi. Etrafındaki topraklar kısa bir süreliğine de olsa o kenti besleyebilmeli. Yani böyle bir ihtiyacımız da var. Bu da aslında geleceğin kentlerinde mutlaka dikkate alınması gereken, tasarımda dikkate alınması gereken konulardan bir tanesi. İlerleyen sürelerde Dr. Bahar Aksel sözü devraldı. Bahar Hanım bir kentin geleceğini akılcı ve ilkeli planlarla tasarlayabileceğimizi bize hatırlatıyor.
Burada kararlı ve hassas davranmamız gerektiğini, coğrafyaya göre planlamanın ne kadar önemli olduğunu ifade ediyor.
Yönetmeliklerimizde var. İlgilenenler bakabilir. Mekansal planlar, yapım yönetmeliği hemen mevzuat.gov.tr'den indirebilirler. Yani bu halka açık olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın web sayfasında da var. Bizim bir plancı olarak imza attığımız bir planda eğer işte donata hesabı bu kadar nüfusa, şu kadar park, bu kadar sağlık yerleştiremezsem ben o plana benim planım onanmaz. Ya da işte ilkokulları, aile sağlık birimlerini 500 metre yarı çaplı erişilebilirlik daireleri içinde bir kent satkına eğer dağıtmazsam benim planım çalışan bir plan olmaz. Biz bunların hepsini kendi eğitimlerimizde de yani üstüne basa basa vurguluyoruz. Şehir plancıları odası bunun için bir sürü savaş veriyor. Aslında uygunsuz planların işte iptal edilmesi daha iyi şekilde yapılması için. O yüzden diyorum bizim araçlarımız var. Bunlar yeni şeyler değil. Sadece bizim bunları kendi coğrafyamıza göre. Yani Mardin'i planladığınız yaklaşımla Antep'i planlayamazsınız.
Antalya'yı hiç planlayamazsınız. Hani bizim ülkemiz gerçekten bambaşka coğrafi bölgeler ve durumlardan oluşan bir ülkeye ne kadar şanslıyız. Hani yapmamız gereken şey bu teknik bilgiyi kendimize en iyi şekilde adapte ederek kendi mükemmelimize gidebilmek. Bu araçlarımız var uygulamamız gerekiyor ama. Ciddiye alarak hassasiyetle, önemle uygulamamız gerekiyor. Ne demiştik önceki bölümlerde? Birlikte iyileşeceğiz. Bu uzun bir maratonun başlangıcı olacak. Ancak birbirimizi desteklememiz, bir arada olmamız ve 7'den 70'e kendimizi eğitmemiz çok çok önemli. Bu bölümden sonra heybemize birkaç ilke daha atmamız gerekiyor bence. Öncelikle doğru bilgiye ulaşmayı, bilgi çağında her enformasyonu sorgulamayı kendimize ilke edinmeliyiz. Öte yandan şehir tasarımlarımızda doğru ve akılcı metotları seçmek bizler için çok önemli olmalı. Bunu asla unutmamamız, yeni tasarlayacağımız ya da iyileştireceğimiz şehirlerde bilimsel metotlardan şaşmamamız çok kritik bir rol oynuyor.
Bunların takibini yapmak, aktif birer vatandaş olarak refleksleri göstermek son derece mühim. Ama bir de adeta bir kent gibi olan kendi yaşadığımız küçük toplulukları düşünelim. Onların da tasarlanması konusunda bence sorumluyuz. En azından kendi içinde yaşadığımız aileyi, toplumun en küçük kenti diyebileceğimiz birimini tasarlamamız gerekiyor. Katılan tüm konuklarımıza ben bir de buradan teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Onların uzmanlıklarını bizlerle paylaşması, bizlerin yoluna ışık tutması çok ama çok kıymetliydi elbette. Bir sonraki bölümde şehir planlaması konusunu daha da derinleştireceğiz ve sürdürülebilir mimari ilkelerine odaklanacağız. O zamana kadar lütfen kendinize çok iyi bakın. Tabii ki çevrenizdekilere de.