111 Hz ·Bölüm 62 ·22 Şubat 2023 ·35 dk ·4.905 kelime

Okul Toplumun Merkezidir

Bu bölüm Kahramanmaraş merkezli yaşadığımız deprem sonrasında başlattığımız Deprem Dayanışma YouTube Ortak Yayını'ndan kesitler ile derlenmiştir. Bu bölümün konuğu eğitim uzmanı ve aktivist Ali Koç. Kendisi ile afet anlarında çocukların nasıl normal rutinlerine dönebileceğini, onlara nasıl yaklaşmamız gerektiğini ve bu gibi akut anlarda eğitimin çocuklar, gençler ve hepimiz için önemini birçok açıdan konuştuk. Umuyorum siz ve sevdikleriniz iyidir, iyi olacaktır... Hepinize en içten sevgilerimi ve sabır dileklerimi iletiyorum. Hepimize bir kez daha geçmiş olsun ve başımız sağ olsun.

0:00

Merhaba sevgili arkadaşlar, umuyorum siz ve sevdikleriniz iyidir, iyi olacaktır. Hepinize en içten sevgilerimi ve tabi ki sabır dileklerimi iletiyorum. Hepimize bir kez daha geçmiş olsun ve başımız sağ olsun. Belki haberdarsınız, belki de şimdi haberdar olacaksınız. 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremin hasarlarına ve kayıplarına bir nebze yarar ve dayanışma sağlamak amacıyla YouTube'da 30'u aşkın bilim, teknoloji, kültür, sanat kanalı bir araya gelerek 100 saat süren ortak bir destek yayını yaptık. Eğer ben denk gelmemiştim diyeniniz varsa da şu an hala bağış butonumuz aktif ve 100 saatlik yayının tekrarına YouTube sayfamdan kolayca erişebilirsiniz. Güncel olarak baktığımda bağış kampanyamızın neredeyse 650 bin dolar civarında olduğunu görüyorum. Yayınların tüm gelirleri ve yapacağınız bağışlar YouTube Giving özelliğiyle oluşturduğumuz ortak havuza Turkish philanthropy fundlar aracılığıyla Ahbap, Açev, TOG, İhtiyaç Haritası ve TGEV gibi çeşitli sivil toplum kuruluşlarının yer aldığı bir şemsiye platformu olan AFET platformuna gidecek.

Bu yayını depremden etkilenilen tüm insanlara maddi ve manevi destek olabilmek için başlattık. Yayınlar boyunca gözlenen ihtiyaçlar ve yardım önerileri, yaşanılan problemlere bilim ve teknolojinin sunabildiği çözümler, psikolojik destek ve eğitim konusunda yapılabilecekleri aktardık. Ve elbette tüm dünyaya yayılmış olsak da yüreğimiz deprem bölgesinde mesajını iletmeye çalıştık. Uzun saatler boyunca konuştuğumuz çok değerli iletişimlerin olduğu bu destek yayınlarımızdan sevgili Podby Media'daki ekip arkadaşlarımla bir kürasyon hazırlamaya karar verdik. Bu yayınlardan derlenen ilk bölümümüzü geçtiğimiz günlerde yayınladık. Şu anda dinlediğiniz bölüm ise 11 Şubat'ta gerçekleştirdiğimiz canlı yayından eğitim uzmanı ve aktivisti Ali Koç'la yaptığımız sohbetten kesitlerle hazırlandı. 11 Şubat yayınına iki önemli konukla başlamıştık. Ali Bey ve ihtiyaç haritasından Mert Fırat. Mert Fırat bizleri bölgede organize edilen dayanışma ve yardımlaşma ağıyla ilgili bilgilendirdi.

Onun anlattıklarından yola çıkarak yıkılan kültür ve kimlik inşası için nasıl çalışmalar yapılıyor ve bu hususta neler yapılmalı meselesi üzerine bir sohbet gerçekleştirdik. Ali Bey birazdan dinleyeceğiniz konuşmasında bu konuya ve Mert Bey'in dediklerine kısa bir referans da veriyor. Bunun için yayının başını dinlemenizi öneririm. İşte bunları söyleyerek odamızı tek bir yere çekiyorum. Afet gibi durumlarda çocuklara nasıl yaklaşmalıyız, onlarla nasıl iletişim kurmalıyız diye başlıyor sözlerine uzman eğitimci Ali Koç. Ama önce kendisini kısaca tanıtayım sizlere. Eğitimcilik hikayesi Şırnağın Cizre ilçesinde sınıf öğretmeni olarak başlamış Ali Bey'in. Şu anda İstanbul'da okul öncesi kurumlara danışmanlık veriyor ve bu hususta okul öncesi yaş gruplarının daha iyi bir eğitim alması amacıyla çalışmalarına devam ediyor. Kendisini bir eğitim aktivisti olarak tanıtıyor. Şimdi onunla gerçekleştirdiğimiz sohbete kulak verelim.

Şimdi izniniz olursa önce bir afet anını ve afet anında çocuklarla ilgili ne yapılmanın biraz konuşulması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü biraz önce Mert Fırat'ın da bahsettiği bir hafıza da yok oluyor dedik ya. Aslında hafızanın uzun vadeye en önemli taşıyıcısı çocuklarımız. Şimdi bu göç ve şehirlerin terkiyle birlikte bir hafıza, o çocukların hafızasında bir kent silinecek. O silindiği için o kente yeniden sahip çıkmak istemeyecek o çocuklar. Öyle bir ihtiyaçlara da olmayacak. O nedenle afet anlarında çocuklarla ilgili önlemler bana göre birinci sıraya alınmalı. Ben hatta bunu şöyle tanımlıyorum. Belki de başarabiliriz bilemiyorum ama çocuklar için, afet anlarında çocuklar için bir özel görev gücü oluşturmamız gerekiyor. Eğitimcilerden oluşan. Bu da şu nedenle gerekiyor. Afet her zaman en dezavantajlı gruplar daha çok olur. Ve dezavantaj makası gittikçe de açılır. Bunun çarpıcı birkaç örneğini paylaşmak isterim.

Ben her afet döneminde geçmişte ne yaşandı diye mutlaka bakarım. Geçmiş derslerden çıkaralım diye. Hani pandemide hep gittim büyük çiçek salgınına baktım. Büyük virüsle dünya nasıl savaşmış ve ne yapmış, nasıl tepki vermiş ki? Travma sonrasında öngörebilelim ve orası için önlem alalım. Bu çapta bir deprem sanırım Haiti'de yaşanan 2010'lardaki depremle kıyaslanabilir. Yüzyılın ortalarındaki büyük Nepal depremiyle kıyaslanabilir. Pakistan'daki büyük depremlerle kıyaslanabilir. Orada çok önemli bir şey yaşanıyor Barış Bey. Şimdi dezavantajlı bir çocuk grubu düşünün. Bunlar zaten yıllar içerisinde makaslar açılarak gidiyor. İyi koşullarda eğitim alan çocuklarla. Deprem bu makası iki ya da üç kat büyütüyor. Pakistan'da yapılmış çok önemli bir araştırma var. Fay hattındaki çocuklar o bölgede yaşayan büyük yıkım yaşamış çocuklar ve müdahale edilmediği için toplumun diğer kısımlarıyla ortalama iki iki buçuk yıl akademik ve duygusal anlamda geriye düşmüş durumda.

O yüzden afet herkesi vuruyor, çocukları daha çok vuruyor. Çünkü anlayamadıkları bir olay yaşıyorlar büyük oranda. Etraflarında büyük panik yaşayan, büyük korku yaşayan yetişkinlerle birlikteler. Ve onun içerisinde de kaygı düzeyleri inanılmaz yükseliyor. Ben hemen siz daha ilerletmeden çok güzel konuşuyorsunuz. Lütfen lafınızı unutmayın. Bu makas açılıyor dediniz ya iki buçuk, üç yıl falan. Benim okuduğum şeyler, Amerika için söylüyorum bunu. Burada da hani dezavantajlı, mesela siyahi topluluklar da söz ediliyor burada da. Bazen iki üç nesil o şeyden kurtulamadıklarına dair veriler paylaşılıyor. Bayağı ciddi bilimsel araştırmalar var bu konuda. Yani iki buçuk, üç yıl belki o ilk aşama ama sonra o büyüyor, aile kuruyor. Kendi çocuğuna da aktaramıyor. Onun çocuğuna da aktaramıyor. Yani bu böyle nesiller boyu bir dezavantaj durumu devam ediyor gibi geliyor bana. Kesinlikle. Ve bu erken çocuklukta müdahale edilmezse orada kolay kapatabiliyoruz.

Kapatmazsak da yıllar içerisinde asla kapatamıyoruz. O nedenle belli yaş gruplarına odaklanıp, Mert Beylerin ya da Ahbap'ın yaptığı işlerin değerini ben şurada buluyorum. Niş bir alana odaklanıp somut bir proje geliştiriyorum. Yani yardım göndereceksem aklıma Ahbap geliyor. Bir yerde gerçekten neye ihtiyaç olduğu ile ilgili bir şey varsa Mert Fırat'ın ihtiyaç haritası aklıma geliyor. Eğitimle ilgili afet anlarında ne yazık ki aklımıza çocuklarla ilgili somut bir şey gelmiyor. Ve ilk durdurduğumuz hayatta eğitim hayatı oluyor dikkat ederseniz. Biraz önce açıklama geldi. Şimdi üniversiteleri kapattık. Üniversiteler online eğitime geçsin dedik. Şimdi pandemiden yeni çıkmış bir toplumda çocuklar zaten koptular ve bir nesil diğer gruplarla aralarındaki makas gittikçe açılarak devam ediyor. Şimdi Türkiye'de boştaki turizm tesisleri diğer alanlar varken pandemiden yeni çıkmış ve üniversiteye gidemeyen çocukları üniversiteden ayırdık.

Travmanın ortasında bıraktık. Deprem bölgesi dışındaki okulları da kapattık. Yani herkese dedik ki televizyonun başında ailelerinizle birlikte oturun çocuklar. Ve bunu hep birlikte daha büyük bir toplumsal travmaya çevredin. Halbuki öncelikle deprem bölgelerinde çocukların da en büyük ihtiyacı akranlarıyla birlikte olabilmek. Yetişkinlerin travmatize dünyasından çıkıp diğer çocuklarla olabilmek. O yüzden ben afet anlarında bir çocuk görev gücü gibi çalışacak bir organizasyon ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Afet anı yaşandığında çocukları oyuncakla, oyunla ve akranlarıyla buluşturacak öncelikli önlemler almamız gerekiyor. Gerçekten bir çocuk görev gücü bilinciyle davranmak durumundayız. Yani dünyadaki bütün afetlerde yapılan çalışmalar, uluslararası STK'ların yaptığı çalışmaların tamamı bir akutan. Yani o anda bir şey yaşanıyor. O yaşanana çocuklar gözünden nasıl müdahale edeceğiz? Şimdi ailesinden uzak düşmüş çocuklar var.

Nasıl davranacağız? Bakınız sosyal medyada çok sayıda uyarı geliyor. Korkutmalar yaşıyoruz. Bunun profesyonel müdahalecisi kim? Bunu bilmiyoruz. Türkiye bu konuda ben çocuklarla ilgili işlerde bir örnek verdim. Çocuklarla çalışan yetişkinlere çocukların bir davranışından. Şimdi bir küçük çocukların futbol oynamasını izlediniz mi hiç bilmiyorum. Dışarıda oynarken kalabalık bir grup. Top neredeyse herkes onun peşindedir. Bütün grup onun peşinde koşarlar. Çok tatlı da bir görüntüdür. Çünkü onlar o heyecanla bir topun peşindedir. Yetişkin organizasyon öyle olmaz. Onun kanatları vardır. Görev yerleri vardır. Hızla orada adım adım hareket eder. Şimdi önceliğimiz en savunmasız grubumuz çocuklarımız. Ben bazen sosyal medyada hep pandemi döneminde de okullar açılsın. Şimdi de okullar kapanmasın kampanyalar yaptıkça bir grube eğitimci dostum bana kızıyor, öfkeleniyor. Biz de afetse değiliz. Bizim de çocuklarımız var dediğinde ben bunu da söylemeye devam edeceğim.

Bu konuda biraz ısrarlayayım. Bizim profesyonel işimiz çocuklarla ilgili. Yani afetten etkilenen öğretmenimiz kozuzu tabii ki koruyacağız. Bu koruma başka bir şey. O bir afet zede. Ama afet zede olmayan bir öğretmenimiz önce şunu diyecek. Benim afet anında görevim ne çocuklar. Çocuklar için ne yaparım düşünmek zorundayız. Bu bizim hem profesyonel hem insani görevimiz. Kolileme yapıyoruz hocam biz diyorlar bazen bana. Kolilemeyi yapacak çok sayıda insan bulabiliriz. Ama çocuklara doğru müdahale edecek. Onlarla doğru ilişki kuracak eğitimciyi her zaman bulamayız. O yüzden eğitimciler herhangi bir afet durumunda bana göre şunu düşünmek zorundalar. Biz bu afetin etkilerini, travmalarını çocuklarımızın gidermesi konusunda görev almazsak o afetin devamı bir bina bir sene sonra yeniden yapılabiliyor. Ama afette büyük travma yaşamış çocuğumuzun travmasını ertesi yıl ortadan kaldıramıyoruz. O yüzden UNICEF dahil bütün çocuklarla ilgili çalışan STK'ların bütün uyarısı şudur.

Akut an dahil olmak üzere çocuklar için hayatı en kısa sürede normale çevir. Normal çocukluk yaşamak afet anındaki bir çocuğun en temel hakkıdır. Yani şunu diyemeyiz bakınız. Ailesinin ben 2017'de babamı kaybettim. Oğlum o sırada 12 yaşındaydı. Dedesini de çok seviyordu. Önce geldi dedesi için ağladı bana sarıldı. Dedem öldü mü dedi. Öldü babacığım dedi. Bir saat sonra yanıma geldi ben taziyeleri kabul ediyordum. Baba ne yapacağız ben çok sıkıldım. Onun o sıkıntıyı aşmasının yolu da gidip oynamaktı çünkü. Sonra kuzenleriyle birlikte oynadı ve onu aştı. Sonra döndü yeniden yasını yaşadı. Biz bunu şöyle görüyoruz ya çocuklar da bu travmayı yaşasın. Şunu ölçemeyiz gerçekleri söylememek değil buradaki derdimiz. Bugün bir arkadaşım bana şunu sordu hocam dedi çocuk çok soruyor ben de kentsel dönüşüm oluyor diyorum dedi. Bunu da demeyelim bu arada bu da doğru değil. Ama ondaki etkisini bilmediğimiz bir şeyin içerisinde gerçeği de bütün vahşetiyle sunmamıza da gerek yok.

O nedenle birinci önceliğimiz katıldığım her yayında da her yerde de şunu söylüyorum. Akut anlarda afet anlarında ilk işimiz çocukların normal hayatlarına dönmesini sağlamak olmalı. Onların travmayla stresle baş etme yolu oyun ve akranları. O yüzden bir deprem olduğunda bu ülke olarak inşallah ben hep üzerime düşeni yapmaya da çalışacağım bu konuda. Bir şey olduğunda önce de çocuk dostu oyun alanları çocuk dostu mekanlar. Hocam yine ilerlemeden ben yine biraz önceki sözünüzü destekleyecek bir anekdot. Canlı yayında hatta yaşadık bu anekdodu. Bu başlattığımız canlı yayında. Tabii ben de artık zaman şeyleri böyle kafam sürekli bir Türkiye saati bir burası saati ne zaman olduğunu hatırlamıyorum da birkaç slot önce olabilir ya da bir önceki slot olabilir. Bizim çocuklar siz tanıştınız zaten New York'ta Sufi ile ve arkadaşları okuldan geliyorlar bir kitap kulübü yapıyorlar aralarında. Okuldan gelirken eşim de Sufi'nin annesi de şey dedi.

Ya işte bak babanız şu anda şeyde benim de hani YouTuber olduğumu biliyorlar. Şimdi çocuklar YouTuberları da çok şey yaptıkları için. Videolarımı anlamıyor çocuklar tabii ama beni epeyce bir seviyorlar sağ olsunlar. Yolda gelirken sizin söylediğiniz gibi şeyi biliyorsunuz değil mi diye sormuş çocuklara. Daha söylerken ben cümleyi tamamladılar diyor. Biliyorlar yani Türkiye'de bir deprem olduğunu Amerikalı çocuklar bile biliyor şu anda. Peki şu anda işte Sufi'nin babası yayında derken yine tamamlamışlar. Evet şey için yardım ve dayanışma yayını yaptığını da biliyoruz demişler. Sonra demiş ki peki siz katılıp da Türkiye'deki çocuklara yalnız olmadıklarını hissettirecek bir şeyler söylemek ister misiniz? Onlar da büyük bir hevesle ve şeyle evet isteriz demişler. Ve futbol maçına gideceklerdi kitap kulübünden sonra yüzleri falan böyle boyalıydı maça katılacakları için. Hemen yüzlerini falan yıkamışlar böyle temizlemişler falan.

Bu yayınlarda biz geçiş yapıyoruz şimdi 55-50 dakika sonra falan yapacağız. O geçiş sırasında geldiler. Kendi dilleri döndüğünce dualarımız sizinle we pray for you falan gibi böyle birkaç mesaj ilettiler. Bir de okulda mesela sadece Türk çocuklar da değil Amerikalı arkadaşlarıyla birlikte bu otomatlar var böyle para atıyorsunuz işte bir şeyler veriyor falan. Öğretmenleriyle konuşarak onun gelirlerini de Türkiye'deki yardım kuruluşlarına aktarmak için mesela bir inisiyatif üstlendiler. Dediğiniz gibi ama bir yandan da hani ilk gün özellikle biz ailece çok tabii etkilendiğimiz için bizim çocuk da hemen şey yaptı ve ardından o bizi teskin etmeye çalıştı bu sefer. O bizi rahatlatmak için bir şeyler söylemeye gel bir şeyler izleyelim dedi bana mesela işte gel bir şeyler oynayalım falan gibi. Yöntemi biliyor çünkü. Evet evet lütfen devam edin şimdi siz. Evet yöntemi biliyor yani o yüzden okullar sorularda geliyor okullar kapalı çocuklar nasıl normale dönecek o yüzden güçlü bir şekilde söylüyorum.

Lütfen mümkün olduğunca hızlı hayatı normalleştirelim. O zaman çocuklar zaten bizim normalleşmemizle ilgili de işte Sufi'nin size yaptığı gibi aynı şeyi yapmaya başlayacaklar zaten. Onları o hayatın içerisine alalım. Yası da oradaki mücadeleyi de birlikte veririz ama onları gerçek hayatlarından koparmadan bunu yapmak zorundayız. Şimdi pandemide bir tartışma yaşadık. Pandemi ilk başladığında ben de alternatif okulculuk savunucularından biri olarak ya okula çok da gerek yok mu falan diye böyle rahat rahat bir entelektüel çaba olarak konuştuğumuz bir şeyi gösteriyor. Yapıyorduk. Pandemi bize bir şey öğretti. Okul hala çocukları eğitmek için elimizdeki en iyi araç. Daha izin yapmamışız. Yani çocukları bir araya getirip akranlarıyla öğrenme oluşturabilecekleri mekanlar ve ilişkiler tasarlamak konusunda elimizde yeni araçlar yok. Online araçlar bir destekleyici unsuru olabilir mi? Elbette ki olabilir.

Bunlardan zaten vazgeçmiyoruz ve hayatın içerisine sokuyoruz. Ama okullar hala toplumun ana merkezleri, ana yaşam alanları. Şimdi Türkiye'de yıllardır köy okullarının kapatılmasından okulların toplumsal yaşamın merkezi olmaktan çıkarılmasına kadar bir süreç yaşanıyor. Yani okul artık toplumun merkezi mekanlarından biri değil. O nedenle de okul dışı bilgi kaynakları, okul dışı ilişki kaynakları kriz anında daha güçlü oluyor. Okulların elinde galiba bir tek seçimlerde oy sandığı konulan sınıflar kaldı. Yani onun dışında toplumsal hayatın içerisinde aileleri okula soktuğumuz, yetişkinlerle çocukların birlikte öğrenmesi için ilişki sağladığımız hiçbir şey kalmadı. Sizin de söylediğiniz gibi COVID'de bir şeyleri test ettik ama olmadı. O force majör etkiyle ki ben online'ın çok büyük bir savunucusu olmama rağmen beni bile ikna edemedi. Böyle hani konuşan kafalar, zoom ekranları yetmedi bize. Bir şekilde fiziksel olarak da yan yana gelmek gerekiyor.

Sarılmak gerekiyor. Az önceki anekdodu tamamlayayım ben. Çocuklar o mesajı verdikten sonra aktarıyor eşim. Bizim evden ayrılırlarken her zaman bana hani giderken sarılırlardı bu çocuklar ama bu kez öyle bir sarıldılar ki dedi. Yani çok farklıydı o sarılma. Yani biliyorlar çünkü karşıdaki kişinin etkilendiğini bir şekilde. Yani bizim deprem bölgesinde doğrudan etkilenen bir yakınımız yok ama yine de bizi ne kadar hani yaraladığını bunun daha da bir sarılıyor. İşte bu fiziksel bağlantıdan dolayı oluyor. Fiziksel olmasa bu bağlantı bir hub'da, okulda, kütüphanede buluşmasaydık biz belki de böyle bir şey o kadar güçlü olmayacaktı. O yüzden ben bu hub vurgusunu güçlendirmek adına kütüphaneyi de ekleyerek bence gibi yerlerin çok özenle böyle toplanma merkezi gibi adeta sadece eğitim içinde değil. Yani tabii ki bunların hepsi eğitim ama kültürel katalizörler olarak konumlandırılması gerektiğine ben de inanıyorum.

Tabii. Öğrenme için benim en sevdiğim kavram şey zaten karşılaşma fırsatı sağlar. Yani karşılaşma fırsatı bir materyalle olabilir, bir kişiyle olabilir. Yani bizim insanlarla karşılaşma fırsatı sağlayacak insanlara mekanlar üretebilirsek bu kütüphanedir, bu okuldur, bu camidir. Bütün mekanlar bu karşılaşmaları sağlar. Ne kadar çok karşılaşma mekanı oluştursak aslında çocuklar başta olmak üzere o kadar öğrenme, o kadar da anlama fırsatı yaratmış oluruz. Biz Türkiye'de karşılaşma mekanlarını kaybettik. Bana göre bu çok kapalı topluluklar haline dönüşme nedenimiz şu. Toplulukları topluma doğru taşıyan şey karşılaşma mekanlarıdır. Oralarda farklılıklarla karşılaşırsınız. O karşılaşmadan sonra siz de dönüşürsünüz. Karşı tarafta dönüşürüz. Şimdi biz karşılaşmıyoruz artık. Karşılaşmadığımız için de öğreniyoruz. Eşiketlerde açık ofis tasarımı mesela popülerleşmiştir değil mi? Yani insanları kapalı yerlerde odalarda saklamak yerine.

Açık olsun mekanlar. Belki hatta işte şey derler buna serendipite etkisi. Yolda giderken bir şeyine yanlışlıkla çarpsa bile o bir iftafet konusuna dönüşebilir. Ve oradan bir fikir çıkabilir. Tamam da öyle. İşte çocuklarımızı o yüzden afet anlarında önce akranlarıyla karşılaştıralım. Sonra onlara destek olacak profesyonel donanımı yüksek eğitimcilerle karşılaştıralım. O zaman onlar gelecekteki karşılaşmalara hazır hale gelecekler zaten. Biz şimdi ya tamamen koparıyoruz aman hiçbir şey görmesin duymasın diyerek ya bir yere hapsediyoruz ya bu bilinçte değiliz gereğinden fazla maruz bırakıyoruz. Bir profesyonel destek de almadığımız için bunların arasında bir denge ve ilişki yakalamamız gerekiyor. Okul ve eğitim bunun fırsatı. O yüzden okullar açık kalsa ne olacak ya 3 matematiği 3 ay geç öğrensin. Zaten matematiği hiç öğrenmese de olur. Okulun birinci görevi matematik öğretmek değil. Onlar sonraki aşamalar.

Biz okulu ne yazık ki sadece akademik öğrenmeye indirdiğimiz için öğretmeni de sadece akademik öğretici haline getirdiğimiz için okullar bu rollerinden çıktı. Bu rolünden çıktığı için de afet anlarında hiçbir kıymeti olmayan sadece yardım malzemelerinin dağıtıldığı depolama anlarına dönüşüyor. Okul hem depolama alanı olabilir aynı anda bile bunları yapabilir. Bunun için de yeni mekan tasarımlarına yeni ilişkilere ihtiyacımız var. O yüzden eğitimi önceliklendirelim istiyorum. Eğer özellikle okul öncesi yaştaki çocuklarımız için organize olabilirsek bu organizasyon bizi de birbirimizle teması sokacak. Çünkü aile ve toplum merkezli bir çocuğa müdahale tasarlarsak bu şu demek bir anneyi de düşünün en zor durumdaki kişi aslında onun beslenmesine de destek olmamız gerekiyor. Şimdi bir afet anında ertesi gün büyük bir çadır şehre indi. İçinde deneyimli eğitimciler var ve çocuk ihtiyaçlarını önceliklendirerek başladık.

Bu şu demek annenin beslenme ihtiyacını da çözeceğiz. Çocuğun beslenme ihtiyacını da çözeceğiz. Çok önemli bir şey dün bir destek grubundan bir arkadaşımla ne yaparız diye konuşuyorduk. Ağlamaklı bana bir şey söyledi benim de atladığım bir şey. Ya dedi bu ışık işini çözmek lazım ya. Çocuklar çok korkuyor dedi akşam şehre karanlık buz gibi çöküyor. Işık işini çözmek lazım. Düşünsenize o karanlığın içerisinde ışığı yanan bir çadır çocuklar için diğer akranlarıyla buluşabileceği bir yer olur. Anneler babalar için aynı yaş grubundaki çocuklar için bir dertleşme yasını paylaşma süreci olur. Çocukların çığlıkları emin olun yetişkinleri de rehabilite eder o zaman. 10 dakika onları bıraksak onların kahkahaları bizim de gülmemiz lazım. O yüzden eğitimi afet anlarında merkeze alalım. Özellikle erken çocukluk grupları için. Çünkü onlar bir çocuğun gözünden o devasa dünyanın yıkıldığını düşünün. Yetişkinleştikçe bunu daha çok normalleştiriyoruz.

Ama o çocukluk anında bunu çok normalleştiremiyoruz. O yüzden ben hep oranın vurgulanması gerektiğini düşünüyorum.

O zaman Şöyle devam edelim. Bir akut an, o anda ne yapacağımız kısmı var. O anda dediğim gibi çocukların normal hayatlarına dönmelerini sağlayacak en hızlı aksiyonlar almak durumundayız. İkincisi o akut anın dışında hemen sonrasında ne yapacağız? Ben bunu şöyle ayıyorum. Bir geçici öğrenme merkezleri kurmak zorundayız ki dediğim gibi bu karşılaşmalara olanak sağlansın. Yani ben bunu şöyle sınıflandırıyorum. Önce çadır sonra konteyner biraz daha kalıcı hale gelmesi ve gönüllülüğün dışında da profesyonelleşmek. Sonra da o bölgeden çekilirken yerel yönetimlere oradaki eğitim mekanlarını bırakmak ve onların işletmesini sağlamak. Bunun nedeni de şu deprem bölgelerinde ben Adapazarı depreminde de gönüllü olarak çalıştım. İnanılmaz bir zaman, insan ve kaynak israfını görüyoruz her defasında. Yine yaşanıyor ve akut ağına müdahale edip herkes çekildikten sonra koca şehirler yalnız kalıyor. Bir hafıza daha siliniyor bu arada dikkat edin.

Hani deprem bir hafızayı yıkıyor, dayanışma ağının hafızası da kalmıyor. Oradaki sistem de iş akışı da yok oluyor değil mi? Evet o da gidiyor. Yeniden bir hafıza daha siliniyor ve şu anda koca eline gidin o yıkılan koca eliyle hiçbir bağ yok. O hiç dayanışma duygusu da yok. Bakın bizim insanımız dayanışmaya elbette ki açık ama 99'la şimdi arasında aynısını yaşamadığımızı gözlemliyorum. Çünkü oradaki dayanışma hafızamızı da sildik. O nedenle yaptığımız işlerin orada kalıcı bir şeye dönüşüyor olması. Şimdi buradan çok güzel bir iş yaptıkları için gönül rahatlığıyla da reklamlarını da yapayım onların. Gökhan Ünler dostumuz. Misafiröğrenci.org diye bir site yaptı örneğin. Çünkü özel okullar kampanyalar yapıyorlar. Diyorlar ki ya biz bir grup çocuğu ikinci dönem misafir edebiliriz. Çünkü büyük bir iç göç yaşanıyor. Çocuklar gittikleri yerlerde okulsuz kalıyorlar. Her okul tek tek iş yapıyorken biri kalktı dedi ki ya ben bunu organize edeyim.

Şimdi okullar oraya giriyorlar. Ben şu kadar öğrenciyi misafir edebilirim diyor. Aileler de oradan başvuruyor okul buluyor. Şimdi bu kalıcı bir hafıza. Allah korusun başımıza bir kere daha benzer bir şey gelirse biz biliyoruz ki orada bir hafıza var. O hafıza yeniden çalışacak. O yüzden çocuklarımızın ve eğitimin bu hafızanın sürekli konusunda büyük faydası olacağını düşünüyorum. Ve bu acil durumlarda afete çocuklar açısından müdahalede sıralamanın böyle olması gerektiğini. Düşünüyorum ki oradaki iş yapma kültürümüz de devam edebilsin. Şöyle bir anı düşünmenizi isterim. Annesini babasını kaybetmiş bir çocuk sokağın ortasında yapayalnız. Şimdi bu çocukla kim hangi düzeyde nasıl temas kuracak? Bu bir profesyonel temas işidir. Yani gidip ona sarılıp ağlamanız da doğru bir hareket değil. Temas edip etmemek. Bunların hepsi profesyonel ve bilinmesi gereken şeydir. Büyük bir nefer diye tabir ediliyor.

Yani şu anda aktif görevde Türkiye'de 1 milyon 200 bin tane öğretmen var. Bunlar aktif görevde olanlar. Atanamayanlar, emekli olanlar. Diğerlerini düşünürseniz 1,5 milyon kişilik bir ekipten bahsediyoruz. Hani hep şöyle deniyor ya. Enkazın kaldırılması için askerler devreye girsin. Çok büyük ordumuz var, askerimiz var. İşte bu sayıda öğretmenimiz de var. Bu şu demek. Yani bir afet anında öğretmenleri seferber edebilirsek, hem depremin anında ya da başka bir afet anında oraya hızla müdahale edebiliriz çocuklarımızın lehine. Hem de Türkiye'nin yeniden inşasına. İnşaatı biz yapamayız sonuçta. İnşaatla ilgili kısmı biz geliştiremeyiz. O bizim uzmanlık alanımız değil ama toplumun yeniden sağlıklı ve daha iyi bir şekilde. Biz bir de şöyle bir noktada bırakıyoruz çocuklarla müdahaleyle ilgili. Mevcut bir durum var. O mevcut durumu düzeltmekle ilgili bir şey yapıp çekiliyoruz. Daha iyisini inşa etmek zorundayız.

Hatay bir daha yıkılmasın diye ne yapacağız? Hatay'ı bir daha kuracak nesli yetiştiriyoruz aslında. Hatay 2.0. Evet bunu kuracak çocuklarımız için şu anda çalışıyoruz ve bunu kuracak çocuklarımız için seferber olmalıyız diye düşünüyorum. Biraz önce 1.2 milyon aktif öğretmen, 1.5 milyonda hani emekli atanamayanlarla beraber toplam bir şeyden. Öğrenciler ne kadardır? 20 milyonların üzerinde diyebiliriz. Evet yani son 19 milyon diyebiliyorum ama o civarda bir sayıdan bahsedebiliriz. Yani aslında baktığınızda bunları birleştirdiğimizde yani Türkiye'nin yarısı oluyor aslında. Yani işte herhalde en büyük topluluğu hani bir ortak payda bulacaksak en büyük topluluğu. Bizim ana şapkamız olmalı değil mi belki de? O kadar güzel bir yeri söylediniz ki atladığım. Şimdi ya eğitim kaç kişi ilgilendiriyor gibi bakıyoruz. Türkiye'nin en az yarını bu arada anneleri babaları da katarsak bu şemsiyenin altına girmeyecek neredeyse kimse yok.

Yani çocukları koruma şemsiyesi aslında toplumu koruma şemsiyesi. Karşılaşmalar, buluşmalar, uzlaşmalar bunların hepsi için çocuklar bizim en büyük destekçimiz. O yüzden orayı önceliklendiren hiçbir şey bu toplumun ya bir şeyi gözden mi kaçırıyoruz diyebileceği bir şey değil. Orayı önceliklendiren her şey toplumun aslında uzun vadeli yararına çalışıyor. Yani okulları açmanın ya bir hafta olmuş deprem okul açmayı mı konuşacağız? Dediğimiz zaman çok önemli bir nüfusun bütün hareketlerini göz ardı etmiş oluyoruz. Ben iki gün önce bir bankaya uğramam gerekti. Sonuçta hayat akıyor. Ödeyeceğimiz kredilerimiz var, başka şeylerimiz var. İstanbul'da yaşıyorum ben. Bankada beş tane çocuk var. Şimdi o beş çocuk annelerinin yanında tablette bir şey izliyorlar. Anneleriyle babaları da depremdeki insanlar için konuşuyor. Şimdi biz okulu kapatarak bu çocuğu neden mahrum etmiş olduk? Ali Bey şöyle bir yine siz konuştukça benim de aklıma hep anekdotlar geliyor.

Şimdi bu Covid dönemiyle hemen yakın hafızamızda olduğu için bağlantılar kuruyorum biraz. Şey doğru bu okul meselesiyle ilgili söyledikleriniz kesinlikle doğru ama bir de bireysel inisiyatif üstlenilebilir gibi geliyor bana. Şöyle ki siz biraz önce eğitimciler öğretmenlerin rolleri hakkında da bazı şeyler söylediniz. Bazı öğretmenler hani depremden de doğrudan etkilendikleri için haklı olarak işte ya okullar açılmasın diyebilir. Bazıları açılsın diyebilir. Şimdi Covid döneminde bütün dünyada bu yaşandı. Bütün dünyada işte okullar önce bir tamamen kapandı. Sonra bazıları hibrit sisteme geçti filan. Bizim yaşadığımız yerde de tümüyle kapandığı ilk dönemde bazı öğretmenler hatta bir okul müdürü doğrudan kendisi inisiyatif aldı. Yani mesela bizim bulunduğumuz yerde 6 tane ilkokul var aynı bölgeye bağlı olan. Bu 6 okulun bir tanesi sadece bir müdürü. Kendisi dedi ki ya ben inisiyatif üstleniyorum.

Her gün YouTube'da bir kanal açtı ve her gün 5-6 dakika çocuklarına yani çocuklara derken 500 tane öğrencisi var okulunda. Bir mesaj yayınladı. Bir video çekti yani aslında. Ya inanamadım ben çünkü ya tam şimdi bilmiyorum. Eşim belki birazdan mesaj atar ne kadar sürdüğünü o işin. Ama ben bir senesini ben kendim takip ettim. Her gün, her okul günü müdür bu. Hani öyle bir şey bir öğretmen filan da değil. Veya hani devlet okulunda müdür bu arada onu da söyleyeyim. Özel okul filan da değil. Devlet okulunda müdür. Kendisi inisiyatif üstlendi. Ben bizim çocuğun gittiği okulun müdürü de değil bu arada. Başka komşu okulun müdürü. Ben özellikle gittim. Önce mail atarak mesaj şey yaptım. Sonra da fiziksel olarak ilk buluşmamızda teşekkür ettim kendisine. Çünkü ben oturup sabah kahvaltılarında izledim ya. Bazı videolarıma ilham olmuştur. Onu da söyleyeyim. Çünkü her gün öyle bir şeyle ve videoları da böyle 500 kişilik okulda belki 10-15-20 izleniyor.

Hani aileci izliyorlar. Herkes izlemiyor bile. Olsun. O her gün öğrencilerinin karşısına güler yüzüyle çıktı ve dedi ki zor günlerden geçiyoruz. Önemli değil ama çocuklar bakın şimdi size bir kitap okuyayım. Bakın şimdi size bir masal anlatayım. Bizde bir Adile teyze vardı uykudan önce hiç unutmuyorum mesela. Ben onlarla büyüdüm. Şimdi size şunu anlatayım. İşte bir özel bir günse çünkü çok uzunca bir süre yaptı bunu. özel bir güne denk geldiyse bakın bugün şöyle bir özel gün. Bir de bunları hani teatral bir şekilde filan da yapmaya çabalıyor. Sonra zaten kitap filan da yazıyordu. Aynı zamanda da bir maraton koşucusu. Bunları niye söylüyorum? Herhalde o fiziksel maraton gibi bir şey ona böyle bir dirayet kazandı bir şey yapmış belli ki mental bir disiplin kazandırmış olmalı ki her gün bu işten maaş almıyor bakın. Maaş almıyor hiçbir şey yapmıyor. Sadece böyle bir sorumluluk hissetmiş ve kişisel bir inisiyatif üstlenmiş.

Hani tabii ki biz burada şeyleri konuşmalıyız. O şart. Özellikle sizin konumunuzdaki olan insanların bunları söylemesi gerekiyor. Çünkü bu organizasyonel olarak yapılırsa etki gücü çok daha büyük olur. Ama bir de onları beklemeden direkt inisiyatif üstlenerek ya ben ne yapabilirim arkadaş? Ve bunu cep telefonuyla yaptı bu arada. Ya ben hadi kendim biraz da ona göre profesyonel olduğum için IŞİD desteği filan sağladım. Ya bak şuradan verirseniz hocam IŞİD daha iyi olur filan gibi bir tek bu. Önemli değil zaten bundan. Açtı telefonunu koydu önüne. Her gün şeyi kaydedip yolladı. Ve bu disiplini o kadar şeydi ki gerçekten bence bu işte o 1.2 milyon öğretmene o yüzden ben duyunca bu aklıma geldi ve söylemek istiyorum şimdi. Ve aktif olması da şart değil bana göre. İsterse emekli olsun isterse atanamamış olsun fark etmez. Şu anda böyle bir inisiyatif üstlenebilir herkes. Neyse ki böyle bir dönemdeyiz.

Hani bir de ona şükür etmek lazım şimdi. Dijital bir dünyadayız bakın. Dünyanın dört bir tarafından insanlar bir araya bir düğmeye basarak gelip bir şeylerini paylaşabiliyorlar. Bunun etki gücünü elbette maksimize etmek lazım ama varsın olmasın. Siz erişebildiğiniz bir şeyin hayatı değiştirebilirsiniz. Ben bana gelen mesajlara kısaca şey diyorum ya bir deniz yıldızını daha kurtarırsak kardır bizim için. düşüncesiyle yaklaşmaya çalışıyorum.

Hikayenin biraz başına dönüyor o karşılaşmalarla ilgili kısımları. İşte bu karşılaşmaları ne kadar çoğaltırsak aslında o kadar travmamızı daha iyileşerek geçeceğiz. Atlatacağız dedim geçeceğiz. Onun üzerine yeni bir hayat inşa edeceğiz. Bu kısımda bu öğretmenlerin bu konudaki profesyonel yeterliliklerini güçlendirmek zorundayız. Yani Türkiye'de öğretmenlerin önemli bir kısmı ne yazık ki bir profesyonel iş yaptığıyla ilgili noktada değil. Yani siz bir elektronikle ilgileniyorsanız belli şeyleri bilirsiniz. Yani yapılacak şey vardır, dokunulacak kablo vardır, dokunulmayacak kablo vardır. O sizin profesyonel işinizin bir yetkinliğidir. öğretmenlik, biz de hep Böyle kutsal meslek gibi falan da anlatıldığı için hatayı her şeyi kolay kaldıran bir meslek gibi olmaya başladı. Orada biraz profesyonelliğimizi güçlendirmeye ihtiyacımız var. Çünkü hem çocukların hem ülkenin bize ihtiyacı var. O yüzden güçlü bir öğretmen eğitimi kriz anlarına müdahale için söylüyorum bunu.

Öğretmen eğitimine ihtiyacımız var. Psikososyal destek, şimdi psikososyal destek hep konuşuluyor. Ya nedir bu işte? Herhalde diyoruz çocuklara gideceğiz. Merak etme yavrum bunların hepsini aşacağız denilen bir sohbet değil psikososyal destek. Psikososyal destek, gerçi Cevdet Hocam var orada galiba. Ben buradayken Ali Hoca bunu anlatmasında diyebilir haklı. Yok o anlamda değil destek olursam diye dedim. Duyar duymaz geldim hocam estağfurullah. Takılıyorum takılıyorum. Çok önemlisiniz siz şu anda. Hatta o konuda da siz buradayken konuşursanız alan uzmanını dinlemiş oluruz. Şimdi o alan uzmanlarını nasıl sahaya yansıtacağız? Türkiye'de deprem, göçmen çocuklar gibi çok sayıda mesele dolayısıyla Türkiye'de hani şöyledir ya ameliyat olacaksanız devlet hastanesindeki doktor ameliyat olun. O kadar çok vaka görmüştür ki artık becerisi daha da gelişmiştir diye. Türkiye'deki psikolojik danışmanlarımız da o kadar çok kriz ve vaka yaşıyor ki ülke.

İnanılmaz deneyimli bir bir taraftan da psikolog ordumuz var. Rehberlik psikolojik danışmanlık mezunu öğretmenlerimiz var. Gerçi onlar öğretmen demeye kızıyor ama rehber ve psikolojik danışmanlarımız var. Psikologlarımız var, psikiyatrlarımız var ve bunların hepsi çok ciddi bir deneyimden geliyor. Ama belli grupların işte Türk Psikologlar Derneği gibi grupların travmaya müdahaleyle ilgili çabaları çok kıymetli. Bunun yaygınlaşmasını sağlamak zorundayız. Her kriz döneminde onlar çağrılar açarlar, eğitimler açarlar ama gördüğüm kadarıyla sınırlı gruplarla kalıyor. Bu sınırlı grupların dışına taşıp bu büyük bir buçuk milyonluk diyelim öğretmen ordusunun kriz anlarında Türkiye'nin çocukları için göreve hazır hale, hazır halde tutulması diyeyim bizim için en kritik şey. Afet anlarının çocuklarımızın normal hayata dönmesi için hepimizin seferber olacağı anlar olması, galiba vermek istediğim ana mesaj bu.

Özellikle okul öncesi çağdaki çocuklarımızın toplum ve aile merkezli olarak anında psikososyal desteğe sahip olmaları lütfen önceliğimiz olsun. Eğitim afet anlarında kolaylıkla bırakabileceğimiz bir şey değil toplum ve topluluğumuz için. Eğitim bizim karşılaşmalarla ve bir arada olmamızı sağlayarak çocuklarımızın gözündeki ışıktan umut almamızı sağlayacak. Umut etmemizi, dünyaya yeniden umutla bakmamızı sağlayacak olan şey. O yüzden çocuklarımızı birbirinin ve bizim gözümüzden mahrum etmeyecek şekilde hayatın içinde tutalım diye bir mesaj vermek isterim. Eğitim şöyle bir şey fazla duygusal karşısını istemem ama hiçbir enkazın altında hiçbir çocuğumuzu geride bırakmayacak şekilde organize olmak zorundayız. Hiçbir çocuğumuzun bir afetin etkilerinin izini ömür boyunca taşımasına yol açmayacak önlemleri almak zorundayız. Bu bizim toplumsal yeni rolümüz olsun diye bir öneride bulunmak isterim.

Çok sevgiler sunuyorum hepinize. Ali Bey, çocuklarımız, gençlerimiz yani geleceğimize yönelik çok değerli yaklaşımlarını aktardığı için buradan da teşekkürlerimi iletmek isterim. Çok kıymetli bir sohbetti. Evet şu an beni dinleyen genç dostum, dinleyen tüm arkadaşlarım. Bu bölüm en çok da sizin içindi. Sizin için yapacaklarımız bitmedi. Daha beraber çok yolumuz var. Bu zor zamanlarda parlak bir gelecek kurma hayalini aman sakın ha söndürmeyin. Biz hep beraber daha ne hikayeler anlatacağız birbirimize, ne hikayeler dinleyeceğiz ve birlikte neler neler öğreneceğiz. Siz daha ne oyunlar oynayıp kim bilir ne fikirler öğreteceksiniz. Neler hayal edeceksiniz. Yüzümüzü düşürmek yok tamam mı? Şöyle bir dik durun bakayım. Derin bir nefes alın. Beraberce dayanışmayla zor günlerin üstesinden geleceğiz. Ve elbette bunu eğitimle yapacağız. Oyunla yapacağız. Hikayelerle yapacağız. Ali Bey'in de dediği gibi her çocuğun iyi bir eğitim, öğretmen, okul ve ebeveyn hakkı.

Biz bunun için el eleyiz. Tamam mı? Anlaştık değil mi? Hadi bakalım. Aynen böyleyiz. Bunu bir söz olarak alıyorum bakın sizden. Bir sonraki bölümümüzde buluşmak üzere. O zamana kadar düşünmeye, bir şeyler yapmaya, etrafımıza pozitif dokunmaya devam ediyoruz. Sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Kendinize, etrafınıza, herkese iyi bakın. Sağlıcakla kalın.