Post-Truth Çağında Doğru Bilgiye Erişme Kılavuzu
Bilginin korkunç bir hızda aktığı zamanlardayız. Teknoloji ve sosyal medyanın gelişimi sayesinde bilgiye ulaşmak, hiç bu kadar kolay olmamıştı. Fakat iletişimin bu kadar kolay olmasının bazı olumsuz etkileri de var elbette. Örneğin post-truth, yani gerçek ötesi kavramı... Artık bir bilginin doğru veya yanlış olduğunu anlamak eskisi kadar kolay değil. Hatta yalan olduğunu içten içe bildiğimiz bazı bilgileri büyütebiliyor, o duvara bir tuğla da biz koyabiliyoruz. 111 Hz'in bu bölümünde post-truth çağında doğru bilgiye nasıl ulaşabileceğimiz üzerine düşünüyoruz. Yalan haberlere ya da bilgilere neden inandığımızı ve bunlara karşı nasıl önlemler alabileceğimizi araştırıyoruz.
Çalış çalış amma yorulmuşum ya Oku not al oku not al not al oku Tamam keyifli ama işte bazen insanı tüketebiliyor bu içerik yapma işleri Neyse bakalım shortslarda neler varmış Vay be hala bu şarkıya video çekiyor insanlar Çok acayip ya Bugün söylesek nasıl olur? Nasıl? Ayrıldı mısa işte ya söylemiyor Başrollerde Algı Eke ve Deniz Karaoğlu Tünelde biter Depremde çok sayıda yurttaşını kaybeden Japonyalı mimar ve mühendisler Geçtiğimiz günlerde uçan ev sistemleri üzerinde çalıştıklarını duyurdular Uçan ev mi? Yok artık nasıl yani? Projenin deprem endişesini tamamen ortadan kaldıracağı düşünülüyor Bu evlerin zeminindeki yerleşik sensörler yüzeydeki sismik aktiviteleri izleyebiliyor Şayet sensörler bir sarsıntı tespit ederse evin altında bulunan ve depreme dayanıklı zemin sistemleri devreye giriyor Burada yer alan kompresörlerle yüksek bir hava akımı ve basınç oluşturarak evin yerden yükselmesi edepleniyor Deprem bitene kadar havada kalan ev daha sonra tekrar yerine oturuyor Uzmanlar evin havadayken nasıl dengede kalacağı üzerinde çalıştığını aktarıyor He evi uçurdunuz şimdi havada nasıl dengede kalacağını konuşuyorsunuz öyle mi?
Mizah içeriği herhalde Öte yandan bu sistemin elastik demir adışımlı binalara ve diğer deprem dayanıklı sistemlere oranla %60 daha az maliyete sahip olacağı da öngörülüyor Daha fazla bilgi için bizi takip etmeye devam edin Şaka değilmiş ya Ne saçma ne asılsız bir haber bu ya Dur bakayım yorumlarda insanlar neler yazmış Kesin nokta atışı espriler yağmıştır Bence projede hata var eve kanat taksalar daha verimli olurdu Bak işte ironi sen ne güzel şeysin Bizim ülkemize ne zaman gelir acaba? Yalnız Japonya halkının ahlakı yine fark yaratıyor El alem nelerle uğraşıyor biz nelerle uğraşıyoruz Yazık cidden çok yazık Hayda bir sürü inanan da var ya Dur bakayım birisi izah etmiş galiba durumu Arkadaşlar ben geçen yıl bir iş gezisi için Japonya'daydım Böyle bir planları gerçekten de var Hatta bu sistemi yıl sonuna doğru piyasaya sürmeyi planlıyorlarmış Aranızda inanmayanlar var ama kesin bilgi bu Biraz araştırmanızı öneririm Kesin bilgi mi?
Oho böyle haberlere kim inanır diyordum ben de Bırak inanmayı yalanın üstüne kat çıkan bile varmış ya İş başa düştü arkadaşlar Ben hemen bir araştırayım bakayım bu meselenin aslı asları neymiş Hem zaten arkadaşımız da araştırmamızı önermiş ya Sizinle birazdan görüşürüz Yakın zamanda gerçekleşen İstanbul depreminin ardından siz de Uçan ev paylaşımlarına denk gelmiş olabilirsiniz Özellikle de hassas dönemlerde böyle postlar çok daha paylaşılıyor biliyorsunuz Şimdi en baştan izahı yapayım Kimseyi üzmek istemem Fakat böyle bir proje yok Zaten gerçekleşmesi de şu an sahip olduğumuz teknolojiyle pek mümkün gözükmüyor Bu aslında Louis-Enrique Cueva isimli bir bloggerin yayınladığı Futuristik bir mimari konsept çalışmasıymış 2011'de Arquitectura Magnetica isimli blog yazısında bu görsellere de yer vermiş kendisi Birkaç yıl sonra Japonya merkezli firma Air Dension Systems Deprem sarsıntılarının ev üzerindeki etkisini azaltmak için bir proje yürütmüş Bu kapsamda evi zeminden 3 cm yukarı kaldırabilen bir hava yastığı sistemi deneyini tanıtınca da İşler birazcık karışmış Bazı kurnaz medya çalışanları Cueva'nın blogundaki görsellerle Air Dension'in denediği sistemi birleştirip haber haline getirmiş Bir nevi umut tacirliği bu yaptıkları esasında İşte ben de sizinle bu kapsamda bir konuyu konuşmak istiyorum arkadaşlar Biliyorsunuz artık hayatımızda post-truth yani gerçeklik ötesi diye bir kavram var Özellikle sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle Bu tür yanıltıcı hatta yalan olduğu bariz haberler çok daha sık karşımıza çıkmaya başladı Ve ne yazık ki bazı insanlar bu yalanlara inanabiliyor Üstelik kimileri de bu yalanları alıp sürdürmekten geri durmuyor Peki tam olarak nedir bu post-truth meselesi?
Ve daha da önemlisi böyle bir çağda doğru bilgiye nasıl ulaşacağız? İşte bugün bunlar üzerine konuşalım istiyorum bu bölümde Post-truth duyguların ve kişisel inançların nesnel gerçeklerden daha etkili olduğu bir dönemi ifade ediyor temelde Bir kişi ya da topluluk için gerçekten çok kişisel duyguların ya da çeşitli çıkarların önem kazanması ve bunun sonucunda da nesnel gerçekliğin silikleştirilmesi şeklinde açıklayabiliriz bu durumu İlk olarak 1992 yılında yazar Steve Tess için Government of Lies isimli kitabında karşımıza çıkmıştı bu ifade O dönem ABD halkının başkan George W. Bush yönetiminin siyasi propagandalarını hiç sorgulamadan tümüyle gerçekmiş gibi kabul etmesini post-truth olarak tanımlamıştı kendisi Ancak söz konusu post-truth olduğunda pusula olarak Ralph KS'e başvurmak gerekiyor 2004'te yayımladığı Hakikat Sonrası Çağ isimli kitabında bu kavramı epeyce detaylı bir şekilde incelemişti O da post-truth'un gerçeğin göz ardı edilmesi endişesi sonucunda doğduğunu ifade ediyor kitabında Fakat bu konuya farklı bir noktadan da bakmış ve sadece yalan söyleyeni değil ona inananı da sorgulamıştı Zira post-truth'un yalandan çok yanlı bir bakış açısıyla ilgili olduğunu düşünüyordu kendisi Bu durumda gerçek de önemini yitiriyor tabii ki Onun yerine bir inanç, bir fikir ya da bir duygu daha ağır basıyor Yani gerçekten çok ona getirilen bir yorum ön plana çıkıyor Bu durumda alternatif gerçeklik meselesine de bir parantez açmamız lazım aslında Zira post-truth çağında yaşayan kişilerin bariz veya kolayca doğrulanabilir bir olguyu Kendi çıkarları doğrultusunda tartıştığını ve yeni bir gerçeklik yazma eğiliminde olduğunu söylüyor yazarımız Kısacası inançlar tırnak içinde elverişsiz bir gerçek tarafından tehdit edildiğinde bazı kişi veya topluluklar o gerçeği sorgulamayı hatta tümden yok saymayı tercih edebiliyorlar.
Post truth dediğimiz şey daha çok politik konularda karşımıza çıkan bir durum olsa da aslında hayatımızın tamamını etki eden bir kavram arkadaşlar. Bölümün girişindeki uçağın evler haberi buna verebileceğim örneklerden sadece biriydi. İnsanlar deprem gibi tehlikeli bir gerçeği zahmetsizce atlatabileceklerine dair bir inanç geliştiriyorlar ve bu türden haberlere sarılabiliyorlar. Burada çaresizlik duygusunun ağır bastığını görebiliyoruz. Fakat post truth sadece hayati konularda karşımıza çıkan bir durum değil. Keyfi meselelerde de gün yüzüne çıkabiliyor kendisi. Bunu da başka bir hikaye üzerinden açıklayacağım şimdi size.
Her ne kadar 90'ların sonunda hayatımıza girmeye başlasa da kökleri çok daha eskilere uzanan bir kavram post truth. Bunun en çarpıcı emsallerinden biri 1950'lerde yaşanmış. Fakat temeli 1920'lere dayanıyor. Neredeyse 100 yıl geriye gittik bakın. O dönemde Amerika Birleşik Devletleri'nde sigara içmenin havalı olduğu algısı yaratılmaya çalışılıyormuş. Bilerek isteyerek birçok sigara firması özgür ve güçlü kadınlar sigara içer. Sigara havalı erkekler için bir aksesuardır gibi mesajlar veren reklam kampanyalarına yatırım yapıyormuş. İşte buradaki amaç tütün tüketimini insanların kimliğinin bir parçası haline getirip karı maksimize etmek tabii ki. Fakat bu kampanyalara karşın sigaranın sağlığa zararlı olduğunu düşünenlerin sayısı da artmaya başlamış zamanla. 1950'lere geldiğimizde tütün ürünlerinin sağlığa zararlı olduğuna dair bilimsel bulgular ortaya konmuş. Ki bu da meselenin seyrini değiştiren bir gelişme.
Özellikle de epidemioloji üzerine çalışmalar yürüten Richard Dole ve Bradford Hill'in 1954'te British Medical dergisinde yayınladıkları makalenin çok kritik bir rolü var burada. Zira Dole ve Hill bu makalelerinde sigara içmenin akciğer kanseri olasılığını arttırdığını ifade ediyordu. İlk kez. Bugün bize çok sıradan bir haber gibi gelse de 1950'lerde olduğumuzu tekrar hatırlatmak istiyorum sizlere. Doğal olarak bu bilgi toplumda sigara karşıtı bir tavrın büyümesine yol açmış. Peki tütün şirketleri buna seyirci kalır mı? Kalmaz tabii. Aralık 1953'te ABD'li 6 büyük tütün şirketi hemen bir araya gelmiş ve bir halkla ilişkiler şirketi olan Hill & Nalton'la epey aykırı bir PR kampanyası yürütme kararı almış. Birkaç hafta kadar süren çalışmaların sonunda 4 Ocak 1954'te sigara içenlere açık sözlü bir açıklama Başlıklı bir bildiri yayınlamışlar. Bakın nasıl iddialar var bu bildiride. Son yıllarda yapılan tıbbi çalışmalar, akciğer kanserinin pek çok olası sebebinin olduğunu ortaya koymuştur.
Fakat yetkililer arasında bu olayın sebebi konusunda kesin bir görüş birliği sağlanamamıştır. Sigara içmenin akciğer kanserinin nedenlerinden biri olduğuna dair bir kanıt bulunamamıştır. Sigara içmeyi hastalıkla ilişkilendiren bu istatistiklerin, modern yaşamın diğer birçok yönüne eşit güçte uygulanabileceği iddia ediliyor. Gerçek olansa bu istatistiklerin geçerliliğinin birçok bilim insanı tarafından sorgulandıydır. Tuhaf ama kampanya o dönem 400'den fazla gazetede yayınlanarak tam 43 milyon kişiye ulaşmış. Daha sonrasında tütün şirketleri sigaranın sağlık üzerindeki olumsuz etkilerini inkar etmek amacıyla sahte araştırmalar ve reklamlar da yayınladılar bu arada. Hatta daha sonra istatistiklerden şüphe duyduğu söylenen bilim insanlarının bu tütün şirketlerinden maaş aldıkları dahi çıkmıştı ortaya.
İşte bu anlattıklarım erken dönem bir post-truth örneğiydi arkadaşlar. Zira takip eden süreçte bu kampanyanın başarıya ulaştığı ve sigara satışlarının arttığı gözlemlenmiş. Yani firmalar reklamcılık ve pazarlama yoluyla bilimsel bir bilinmezlik oluşturarak ürünlerini olumsuz bir kültürel bağlamdan alıp yüksek saygı gören bir kültürel bağlama yerleştirmeyi başarmış. Epey etkili bir sosyal mühendislik örneği bu. Peki ama insanlar nasıl oluyor da böylesi haberlere kanıyor? Ve daha da önemlisi bilginin üzerimize üzerimize geldiği, informasyonun böyle yetişmesi çok güç bir hızla aktığı bu çağda doğru bilgiye nasıl ulaşacağız? İşte onu da kısa bir aradan sonra konuşacağız sizinle.
Evet etrafımız yalan haberler ya da yanlış bilgilerle sarılı. Herkes kendi görüşünü başkalarına dayatmayı istiyor artık. İnsan eliyle doğal afetlerin tetiklenebildiğini düşünenler, düz dünyacılar, evrim teorisini inkar edenler, iklim krizi yoktur diyenler, savaş suçlarının meşru kılmaya çalışanlar. Say say bitiremeyiz bunları. Peki bizler bu akışa nasıl olup da kapılıyoruz? Nasıl kaptırıyoruz kendimizi? Bunun üzerine konuşacaktık değil mi?
Ralph K.S. modern toplumda yalan söylemenin sadece kaçınılmaz değil, aynı zamanda beklendik bir davranış haline geldiğini söylüyor. E bu da gerçeği daha baştan savunmasız bırakan bir etki tabii ki. Gerçeği alt etmek için onu doğrudan yok etmenize gerek yok demek bu kısaca. Biraz bulanıklaştırmanız, böyle biraz etrafında bir gürültü oluşturmanız yeterli oluyor çoğunlukla. İşte bu sayede yağan fikirlerin gürültüsünde, gerçeğin sesini duymakta zorlanıyoruz. Ve bunun da elbette beynimizin çalışma sistemiyle bir ilgisi var. Şöyle ki, zihnimiz her zaman bir dedektif gibi gerçeği aramıyor maalesef arkadaşlar. Daha ziyade hızlı karar verme, bilişsel yükünü azaltma, daha az enerji harcama ve tabii ki sosyal uyumu koruma eğilimi gösteriyor. İşte bu noktada bilişsel önyargılar ortaya çıkıyor. Ve söz konusu post-truth olduğunda, en güçlü olanı onaylanma önyargısı. Yani confirmation bias. Hemen açalım bunu.
Eğer kişi bir şeye inanıyorsa, o inancını destekleyen bilgileri çok daha kolay kabul ediyor. İnancıyla çelişen bilgileri ise, öyle pek de dikkate almıyor. Sosyal medyada takip ettiğiniz hesapları düşünün mesela. Aslında kendi yankı odanızı oluşturduğunuz bir dünya orası. Sizinle aynı fikirde olmayan bir insanı takipten çıkartmaksa, en kolayı, kısaca direksiyonun başında yine duygularımız var. Algoritmalar da bunu gayet iyi biliyor. Ve bizi bu şekilde gayet güzel besliyor. Aç bakayım ağzını. Pardon, dimağını.
MIT'de çalışmalar yürüten Soruş Vosugi, Deb Roy ve Sinan Aral, The Spread of True and False News Online başlıklı bir makale yayınlamıştı bu konuya dair. Bu çalışmada şimdiki adıyla, X'teki yalan haberlerin gerçeklerden çok daha hızlı yayıldığını ifade ediyorlardı. Bunun sebebi ise, yalan haberlerin genellikle çok daha sansasyonel olması, daha şaşırtıcı gelmesi, daha duygusal olarak bizi etkilemesi. Bir başkasının duygusal tepkisini görmek bile kararlarımızı hemen etkileyebiliyor. Mesela bir videoda öfkeli bir yüz gördüğümüzde, içeriğin doğruluğundan çok hissettirdiği şeye odaklanıyoruz. Öfkeye. İşte bu da Posturut'un duygusal zeminini hazırlıyor. Ralph Caius'in altını çizdiği bir başka sebepse, sosyal aidiyet. Malum, hakikatin peşine düşmek cesaret isteyen bir iş. Ve bazen insanı yalnızlaştırabiliyor bu cesaret denemeleri. E bu da bir gruba ait olmak isteyen bizleri, güvensiz hissettiren bir durum.
Zira topluluk olarak yaşayan, birlikte olmaya ihtiyaç duyan bir türüz biz. Dolayısıyla birçok insan gerçeklerden çok grubun inançlarını benimsemeye yöneliyor. Hatta yalanın yalanını söylemeye başlıyoruz. Bölümün başındaki araştırmanızı öneririm diyen yorum gibi. Ve bu sayede Posturut kolektif bir zeminde yayılmaya başlıyor.
Bu bahsettiğim sebepler, kötü niyetli birçok kişi tarafından bir araç olarak kullanıldı tarih boyunca. Mesela, Nazilerin yürüttüğü nefret politikası, bunun en net örneğiydi. Öyle ki birçok tarihçi, Nazi propagandasını, harvesting of hate, yani nefreti ekip biçmek olarak tanımlamıştı. Ve bu yöntem, özellikle de Posturut çağı dediğimiz günümüzde, epeyce işlevsel bir araca dönüşmüş durumda. Yine sosyal medya üzerinden şimdi bir örnek vereyim size. Son birkaç yılda, hayatımıza dahil olan, linç kültürü ve dijital zorbalık kavramlarını bir düşünün. Aslında bunların da temelinde yatan, en net duygu, nefret. İşte bunlara bir önlem almak, doğru bilgiye ulaşabilmenin yolunu bulmak gerekiyor. Ama nasıl? Hadi gelin bir kılavuz yazalım hep birlikte.
İlk olarak, az önce bahsettiğim psikolojik mekanizmaları, liderlendirmek ve anlamakla başlayabiliriz. Zira gerçeğe ulaşmak için, önce kendimizi tanımamız lazım. Beynimizin nasıl çalıştığını, ya da hangi kısa yollara başvurduğunu bilirsek eğer, duygularımıza teslim olmadan düşünebilmeyi de öğrenebiliriz. Yani öncelikle, akılcı bir tutum benimsemek durumundayız.
Bununla birlikte, gerçeğin ulaşılması ve hazmetmesi zor bir şey olabileceğini de kabul etmek gerekiyor. Evet gerçekler çoğu zaman yorucudur, bazen rahatsız edicidir, bazen yalnız bırakır ama yine de aramaya değer bir şeydir. Zira ortada bir hakikat yoksa sağlıklı karar almaktan, toplumsal güvenden ya da bireysel sorumluluktan da söz edemeyiz. İşte bunları yapabilmek için eleştirel düşünmeyi öğrenmemiz çok kritik. Yani bilgiyle karşılaştığımızda onu sadece tüketmemek yetmiyor, sorgulamalıyız da. Bu bilgi nereden geliyor, hangi kaynaklar kullanılmış, bilgi kaynağının niyeti ne olabilir gibi soruları sormayı mutlaka bir ilke edinmeliyiz. Bir diğer önemli konuysa medya okuryazarlığını geliştirmek tabii ki. Herkesin birer yayıncıya dönüştüğü bu dijital çağda bilgi üretmek kadar onu analiz edebilmek de son derece hayati bir durumda. Haberlerin kaynağını kontrol etmek, manipülatif bir dil kullanılıp kullanılmadığını anlayabilmek, içerikteki eksik ya da çarpıtılmış noktaları analiz edebilmek birçok sorunu çözecektir emin olun.
Kaldı ki artık fact check yani haber doğrulama yapan birçok kaynak da var internette. Onlara da ara ara bir göz atmak faydalı olabilir. Bir sonraki aşamada dijital farkındalığa sahip olmamız gerekiyor tabii ki. Ne demiştik? Algoritmalar duygularımızı tetikleyerek bizden bir tepki üretmemiz için çalışıyorlar. Bu tuzağa düşmemek için gördüğümüz her bilgiye duygusal bir refleksle değil de bilinçli bir tepkiyle yaklaşmalıyız. Bunun da çözümü çok basit aslında. Bir bilgiyi aldıktan hemen sonra tepki vermek yerine biraz beklemek. İşte bu dezenformasyonun büyümesini de önleyecektir. Yani kısaca sebat etmek burada bir anahtar bizim için sevgili arkadaşlar. Ve son olarak farklı görüşlere açık olmak durumundayız. Hayat yankı odalarıyla değil farklı bakış açılarıyla zenginleşir. Diğer taraftan bir fikre tutarlı bir şekilde karşı çıkmanın yolu da önce onu anlamaktan geçer. Hem ayrıca herkesin aynı şeyi düşündüğü bir hayat ne kadar keyifli olabilir ki.
Bunun üzerine biraz daha ciddi düşünmeliyiz kesinlikle.
Kısaca post-truth çağında doğru bilgiye ulaşabilmek için önce bilimsel yönteme ve akıl yürütmeye ihtiyacımız var. Sadece neye inandığımız değil neden inandığımız da önemli. Birlikte yaşadığımız toplumun çıkarlarını ancak böyle koruyabiliriz. Hatta sağlıklı ve huzurlu bir toplumu da ancak bu şekilde kurabiliriz. Şimdi size dürüst davranayım arkadaşlar. Tüm bunları yapmak, post-truth'u kökten çözecek, linç kültürünü, dijital zorbalığı, yalan haberleri bitirecek diyemiyorum. Böyle kesin konuşamam. Zira bu ancak kolektif bir çabayla üstesinden gelebileceğimiz bir şey. Fakat birey olarak çevrenizde böyle bir reaksiyonu kendi başınıza başlatabilirsiniz. Unutmayın. Gerçek çoğu zaman sessizdir ama bir kişi bile onu duymaya gönüllüyse o ses büyür. Büyür. İşte o sesi aramaktan vazgeçme.
Künye
- YazanÖzgür Yılgür
- Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
Kaynaklar (25)
- A simple strategy for happiness #shorts #tedx
- "Epik Olmayan Aşk Hikayesi" Podcast Dizisi yayında! #podcast #podcastseries #loveseries
- This Video is Not Real
- APT. Dance Challenge in public! | ROSÉ, Bruno Mars #apt #dancechallenge
- Art of the lie: Post truth politics in the age of social media | Sep 10th 2016 | The Economist
- Post Truth
- Redirecting...
- Getting to the Truth in a Post-Truth Society: An Interview with Lee McIntyre, Author of Post-Truth
- Post Truth (Gerçeklik Ötesi): Yalanların Gerçekmiş Gibi Sunulduğu Bir Dünyada, Hakikatin Anlamı Nedir? - Evrim Ağacı
- Post-Post-Truth: An Adaptationist Theory of Journalistic Verism
- 429 Too Many Requests
- Post No Evil | Radiolab | WNYC Studios
- Breaking News | Radiolab | WNYC Studios
- The Pre-History of Post-Truth | by Jan-Werner Mueller - Project Syndicate
- Harvesting Hate
- Harvesting Hate - Open The Magazine
- Book Review: Harvest of Hate: Stories and Essays
- What Is the Function of Confirmation Bias?
- Confirmation Bias: What It Is And How To Overcome It
- Tobacco's Pr Campaign : The Cigarette Papers
- Tobacco Industry Research Committee - Tobacco Tactics
- A Frank Statement
- How behavioural sciences can promote truth, autonomy and democratic discourse online
- The spread of true and false news online
- 2017 IDE Research Brief False News