Bö! Korktun mu? 🎃
Korkmak en temel duygularımızdan biri. Kurtulmamız gereken, olumsuz bir duyguymuş gibi görünse de, aslında hayatımızda çok önemli bir işleve sahip.
Herkese merhaba, ben Barış Özcan, 111. frekansa hoş geldiniz.
Bu bölüme kısa bir hikayeyle başlıyoruz.
Sıradan bir mahallede, yağmurlu sıradan bir gece. Bir evin içine konuk oluyoruz. Anne, baba ve çocuktan oluşan ufak bir çekirdek ailenin evine.
Babası, 7 yaşındaki oğluna iyi geceler dilemek için oğlunun odasının kapısını araladı. Eğer bunu yapmazsa, oğlunun bütün gece korkudan uyuyamayacağını biliyordu. O yüzden her gece bir iyi geceler öpücüğü vermek artık aralarında sıradan bir rutine dönüşmüştü. Babası araladığı kapıdan, loş ışığın kapladığı odaya girdi. Oğlunun battaniyenin altında bekliyordu.
Baba, odaya girer girmez enteresan bir şeyler olduğunu anlayıverdi. Oğlunun suratında her zamankinden farklı, garip, tuhaf bir ifade vardı. Olağan dışı bir ifade. Babası ne olduğunu başta anlayamadı. Ama oğlu, resmen ağzı kulaklarına varırcasına sırıtarak bakıyordu babasına.
Babası, oğlunun yanına yaklaştı. Yatağının kenarına oturdu ve sordu.
İyi misin oğlum?
Oğlu hala o aynı sırıtışını sürdürerek kafasını iki yana salladı.
Baba, yatağımın altında bir canavar var. Kontrol edebilir misin?
Babası, oğlunun bu şakacı isteğinin karşısında önce kıkırdadı. Ardından, peki madem, değil, dizlerinin üzerine çöktü ve kafasını kari olanın altına soktu.
Yatağın altında kim vardı dersiniz?
Korkudan beti benzi atmış oğlu, gerçek oğlu vardı. Ve babasına şöyle fısıldadı. Baba, yatağımda biri var.
Uuu, gürpertici. Ne o? Yoksa korktunuz mu?
Bu anlattığım çok klasik bir korku hikayesi. Bölüme böyle bir hikayeyle başlamak istedim. Çünkü bu bölümün yayınlandığı gün, benim oturduğum yerde, yani Amerika'da, insanlar Halloween'i kutluyorlar. Çocuklar canavar kostümleri giyiyor ve sonra kapı kapı dolaşmaya başlıyorlar. Soru belli. Şaka mı, şeker mi? Hazır Halloween ya da Cadılar Bayramı gelmiş, öyleyse bu bölüm korku hakkında konuşmanın tam sırası. Endişelenmeyin, bu bölümde sizi korkutmak gibi bir niyetim yok. Belki az önce anlattığım hikayede olduğu gibi, ucundan kıyısından sizi ürkütmeyi deneyebilirim ama bu bölümde daha çok korku duygusunun kendisi üzerine konuşacağız. Yani duyguya odaklanacağız biraz. Dışarısı karanlık ve evde yalnızsınız. Televizyonda bir program var. Ama televizyon sesi dışında, ev neredeyse tamamen sessiz. Hiç beklemediğiniz bir anda, birdenbire balkon kapısı aniden... Nefesiniz sızlanıyor. Kalbiniz çarpmaya başlıyor.
Kaslarınız geriliyor. Birkaç saniye sonra bunun sadece rüzgar olduğunu fark ediyorsunuz.
Bakıyorsunuz, belki de çekine çekine bütün kapıları, bütün pencereleri kontrol ediyorsunuz.
Kimsenin evinize girmeye çalıştığı falan yok. Ama siz bir an için o kadar korktunuz ki, sanki hayatınız tehlikedeymiş gibi bir tepki verdiniz. Bedeniniz, bir hayvanın hayatta kalması için kritik olan o savaş ya da kaç tepkisini başlattı. Gerçekte hiçbir tehlike olmamasına rağmen. Peki bu kadar yoğun bir tepkiye neden olacak ne oldu? Korku dediğimiz şey tam olarak nedir? Korku, dünya üzerindeki herkesin yaşadığı yedi evrensel duygudan biri. Fiziksel, duygusal ya da psikolojik olarak gerçek veya hayali bir tehlike karşısında ortaya çıkıyor. Ve biz korkmanın çoğu zaman olumsuz bir duygu olduğunu düşünüyoruz. E öyle ya, bu şekilde değişler bile var. Korkularından sıyrıl, korkusuz ol filan. Siz de bu büyük ama kuru tavsiyeleri daha önce eminim duymuşsunuzdur. Ama şimdi bir düşünelim. Korkusuz olmanın mümkün olup olmadığı bir tarafa istenilecek bir şey olup olmadığı bile tartışmalı. Çünkü aslında korkunun biz canlılar için çok hayati bir işleri var.
Korku, tehlikeyle başa çıkma konusunda bizi harekete geçiriyor. Ve bu yüzden aslında bizi güvende tutmada da hayati öneme sahip bir duygu. Korku tepkisi beynin amigdala adı verilen bir bölgesinde başlıyor. Şakak lobundaki badem şeklindeki bir bölge bu. Uyaranların duygusal etkilerini tespit eden önemli bölgelerden. Örneğin karşımızdaki insanın yüzünde bir duygu fark ettiğimizde bu bölge yani amigdala harekete geçiyor. Bu duygu özellikle de öfke ya da korku olduğunda onun görevi çok daha büyük. Yırtıcı bir hayvan görmek gibi tehdit içeren bir uyaran amigdala'nın korku tepkisini tetikliyor. Ve beynimiz yalnız iki ihtimali göz önünde bulunduruyor o sırada. Savaş ya da kaç.
Korktuğumuzda kalp atışımız hızlanıyor. Çünkü tehlike karşısında iki seçeneğimiz var. Savaşmak ya da kaçmak. Ve biz hangisini seçersek seçelim kaslarımızın daha fazla enerjiye, daha hızlı kan akışına ihtiyacı var. Kalbimizin deliler gibi kan pompalamasının nedeni tam da bu. Beynimiz aşırı uyanık bir hale geliyor. Bronçlarımız genişliyor. Ve nefes alışverişimiz hızlanıyor. Çünkü savaşmak ya da kaçmak için çok daha fazla oksijene ihtiyacımız var.
Sindirim sistemimiz gibi hayatta kalmamız için hayati olmayan organlarımızın işlemleri de korkuyla birlikte yavaşlamaya başlıyor. Bedenimiz hayatta kalabilmek için gerekli olan motor sistemlere odaklanıyor sadece. Bu tam bir hayatta kalma durumu. Korku bizi tehlike anında hızlıca harekete geçmeye itiyor. Durup düşünmek zorunda falan kalmadan tepki vermeye zorluyor bizi. Örneğin üzerimize hızla gelen bir arabanın önünden hiç düşünmeden kaçmamızı sağlıyor. Evrimsel süreçte korku türümüzün varlığını sürdürebilmesi için belki de en önemli duygu. Korkup tehlikelerden uzaklaşan ondan kaçınan insanlar genlerini gelecek nesillere aktarabildiler. Korkmuyor olsaydık türümüz uzun süre hayatta kalabilir miydi ya da bu denli çoğalabilir miydi sizce? Sahi korkmuyor olsaydık dünya nasıl bir yer olurdu acaba? Korkulardan tamamen kurtulmak ilk bakışta oldukça çekici bir istek gibi görünüyor. Peki böyle bir şey gerçek olsa nasıl olurdu?
Korkusuz biri olsak korku hissedemeyen biri ya da şimdi burada bölüme kısa bir ara vereceğiz. döndüğümüzde ise sizi biriyle tanıştıracağım. Hiçbir yere ayrılmayın.
Sizi biriyle tanıştıracağımı söylemiştim. Karakterimiz SM adında bir kadın. Evet SM bu onun adının baş harfleri. Çünkü gerçek kimliğini yalnızca onunla çalışan bilim insanları biliyor. Kimliği bu insanlar dışında hiç kimseyle paylaşılmıyor. Çünkü SM'nin hastalığı onu kolayca istismar edilebilir bir duruma sokabilir.
Hastalığı urbah vite denilen ve oldukça nadir görülen türde. Bu hastalığın daha çok ciltte şişlikler ve kuruluk şeklinde etkileri var. Bir diğer etkisi ise beyinde kalsiyum birikintileri meydana getirmesi. Ve bu kalsiyum birikintileri SM'nin beyninin amigdala bölümüne kadar ilerlemiş. Hatta amigdalayı tamamen ele geçirmiş durumda. Onunla çalışmalar gerçekleştiren nörobilimci Antonio Damasio'ya göre SM'nin amigdalası sanki tamamıyla alınmış gibi. Ona dışarıdan bakıldığında pek çok sağlıklı insandan farksız görünüyor. Gayet sağlıklı bir hayat yaşıyor. Zihin yetilerinde herhangi bir gerilik falan yok. Oldukça aklı başında biri. Hatta bunun yanında fazlasıyla arkadaş canlısı Sevecen. Onu normal bir insandan ayıran en büyük özelliği o yok olan amigdalası nedeniyle hissedemediği bir duygu. Yani korku.
Kelimenin tam anlamıyla korkusuz birisi SM. Korku duygusunu SM için hiçbir anlamı yok. Hiçbir şey ifade etmiyor. Korku duymuyor demeyelim de korku duyamıyor.
Karşısına yırtıcı bir hayvan veya zehirli bir yılan çıksa dahi korku hissetmeyen, onu hissedemeyen birisi. Yüksek bir binanın tepesinden ayaklarını aşağıya sarkıttığında bile öyle sakin sakin kalabiliyor. Öyle ki kendisine korkmuş bir insanın yüz ifadesi gösterildiğinde bile bunun ne anlama geldiğini bilmediğini çıkaramadığını söylüyor onunla çalışan araştırmacılar. Korkusuz olmanın SM'ye böyle güzel bir avantaj sağladığını filan düşünebilirsiniz ama onun yaşadığı şeyler bunun tam Tersi. Bakın kendisi bizzat şöyle anlatıyor başından geçenleri. Bir gün markete giderken yol üzerindeki parkın içinden geçiyordum. O parktaki banklarda oturan bir adam uzaktan bana seslendi, beni yanına çağırdı. Ben de gittim, neye ihtiyacı olduğunu sordum. Beni kıyafetimden yakaladığı gibi boğazıma bir bıçak dayadı. Keseceğini, öldüreceğini söyledi beni. O anda hiçbir şey hissetmedim. Ve adama tamam devam et kes hadi boğazımı dedim.
Adam da ne yapacağını bilemedi beni bıraktı. Korkmamıştım ve ona geri geleceğim sana gününü göstereceğim dedim. Parktan ayrılıp evime gittim.
Ve aslına bakarsanız S.M.'nin ölümle burun buruna geldiği tek olay da bu değil. Hayatında iki kez bu şekilde bıçak çekilmiş ona ve iki kez de silah doğrultulmuş. Ve bu olayların hiçbiri S.M.'yi korkutmamış. Bu olayları bir tehdit olarak algılamamış. Dolayısıyla polisi filan aramak da aklının ucundan bile geçmemiş. Üstüne üstlük bu olayların yaşandığı mekanlara hemen ertesi gün tekrar gidebilmiş.
Araştırmacılar bu olayların hiçbirinin S.M.'yi korkutmadığı için böyle kalıcı bir travmaya da neden olmadığını söylüyorlar. S.M. kesinlikle aptal filan değil. Onun neyini öldürüp öldürmeyeceğini gayet iyi anlayabiliyor. Ama tehlikeye maruz kaldığımızda bizlerin hissettiği o hızlı, bilinç dışı, içgüdüsel tepkilere sahip değil. Savaş ya da kaç mekanizması onda işlemiyor. Dolayısıyla zaman zaman uzak durması gereken tehlikeli durumlardan kaçınmak da zorlanabiliyor. Buradan çıkarılabilecek en önemli sonuç insan hayatını korkulardan arındırmanın dünyayı tehlikelerden arındırmayacağı olur sanırım. Hatta tehlikelerin var olduğu ama bizim bu tehlikelerden korkmadığımız ve kaçınamadığımız bir dünya her zamankinden çok daha tehlikeli olabilir. Yani bir bakıma korkuya ihtiyacımız var. İhtiyacımız varın da ötesinde bazen korkudan keyif bile alıyoruz. Bu duygu üzerine bir kültür inşa etmişiz. E işte Halloween dedik ya bölümün başında cadılar bayramı.
Bu bayram korkunun kutlaması geleneği değilse nedir?
Veya bir roller coasterın tepesinde olduğunuzu hayal edin. Tren gökyüzünde asılı duran rayların üzerinde bir aşağı bir yukarı hızla hareket ederken kalbiniz asıl da hızlı çarpıyor. Veya bu tren sağdan soldan yaratıkların çıktığı, ürkütücü çığlıkların duyulduğu bir korku tünelinde dolaştırıyor da olabilir sizi.
Korku odaları ve korku evleri de son dönemde giderek yaygınlaşan etkinlik alanlarından. Ya da en basitinden ya korku filmlerini bir düşünün.
Ateş başında anlatılan korku hikayelerini. Podcast tarafında da korku ve gerilim temasına sahip bir sürü yapım var. Ve inanılmaz büyük bir talep görüyorlar. Gerçek suç podcastleri mesela. Bunlar arasında Sezgi Aksu'nun Karanlık Dosyalar podcastini size önerebilirim. Bu Halloween'i cadılar bayramına özel 3 bölümle kutluyor haberiniz olsun. Dedim ya korku üzerine koskoca bir kültür inşa etmişiz. Peki neden? Korkmaktan neden hoşlanıyoruz?
Araştırmacılara göre bunun aslında birkaç nedeni var. Korkudan zevk almak söz konusu olduğunda hormonlar belki de en önemli birleşen. Tehdit edildiğimizi hissettiğimiz an vücudumuzda hemen adrenalin, endorfin ve dopamin hormonları salınıyor. Fiziksel olarak daha güçlü hissediyoruz bu sayede. Tüm bunları güvenli olduğunu içten içe bildiğimiz bir ortamda yaşadığımızdaysa tablo bütünüyle değişiyor. Aslında güvende olduğunu bildiğimiz o korku anlarında örneğin az önce söylediğim o roller coaster turunda ya da bir korku filmi izlerken vücudumuz bu hormonlarla gelen mutluluğun tadını çıkarıyor. Bakın daha bugün yaşadığım bir şeyi anlatayım size. Fall diye bir film izledim. Böyle yükseklik korkusuyla ilgili bir film. Çok fazla bir şey söylemeyeyim şimdi. Benim yükseklerle aram öyle çok kötü değildir ama yine de öyle bir anlatmışlar, öyle bir göstermişler ki izlerken böyle elleriniz titremeye, terlemeye falan başlıyor.
İşte bu türden yapay korku anlarında tehlikenin tam anlamıyla gerçek olmadığını biliyoruz ya. Gerçek olmadığında vücudumuz bir yandan o korkuyla salgılanan adrenalini, endorfin, oksitosin gibi bir takım hormonları salgılayıp heyecanlanırken bir yandan da beynimizin prefrontal korteksi kendi kendine güvendeyim, güvendeyim ben şu anda öyle yüksekte falan değilim demeye devam ediyor. E geriye bu adrenalin patlamasının tadını çıkarmak kalıyor. Rahatlıyoruz özellikle de film bitince. Ve böyle bir esenlik duygusu kaplıyor içimizi. Başta anlattığım o hikayede yatağın üzerinde oturan çocuk gibi biraz sırıtmaya başlıyoruz galiba. Korku bizi yaşadığımız ana daha bir entegre ediyor. Hayatın daha bir farkına varıyoruz. Keyfini çıkartıyoruz. Bunun yanında bazı insanlar sınırları zorlamaktan, heyecan aramaktan ve ne kadar korkuya tahammül edilebileceğini görmekten de hoşlanıyorlar. Kaygıya, gerilime, o korku barajına dayanabilirlerse eğer genellikle öyle büyük bir öz tatmin duygusu yaşanıyor.
Yine bahsettiğim o filmde ki tırmanıcılar ya da gerçek hayattaki bu tırmanışçılar, dağlara tırmananlar filan herhalde buna benzeyen duyguların peşinde olduklarından olsa gerek böyle ekstrem sporlara yöneliyorlar. Sanki böyle sınırlarımızı aşmışız gibi bir hissin peşindeyiz galiba. Çünkü bu da bize iyi hissettiren duygulardan bir başkası. Hadi bir de bunu yemeklerden örneklendirelim. Acı biber yemekten hoşlanmaya benzemiyor mu? Her ne kadar canımızı yaksa da o yediklerimiz bir yandan da yemeğin lezzetini arttırıyor, iştahımızı açıyor. Öyleyse bu Cadılar Bayramı sezonunda eğer bir korku filmi izlerseniz, bir korku hikayesi okursanız ya da böyle korkunç bir bilgisayar oyunu filan oynarsanız o anda ne hissettiğinizi, vücudunuzda ne gibi değişimler olduğunu da bir düşünün derim. Buna izin verin, keyfini çıkartın. Aslına bakarsanız korku dahil hiçbir duygu olumsuz değil. Tüm duyguların hayatımızda bir yeri var, bir işlevi var.
Ve o işlevler yerini geldiğinde, tamamlandığında bir başka duyguya yer açıyorlar, ona zemin hazırlıyorlar. Böyle akıp gidiyorlar. O yüzden bugün gelin korkularımıza da bu gözle bir bakalım. Görevini tamamlayıp akıp giden bir gökyüzü gibi görelim onu. Bazen parçalı bulutlu, bazen yağmurdan sonra açan bir gökkuşağı gibi. Evet, bu bölüm vesilesiyle de hepinize sevinçle korku dolu bir cadılar bayramı diliyorum. Ne dersiniz? Örkün mü böyle bir şey?
Kaynaklar (14)
- Spooky Sounds - Twenty Thousand Hertz
- Why do we have fear?
- What is Fear and Why You Feel Scared
- Why is being scared so fun? - Margee Kerr
- Why do we like to be scared? | Dr. Margee Kerr | TEDxFoggyBottom
- How Fear Works
- Amigdala: Beyinde Korku Duygusunun Merkezi! - Sinirbilim
- Meet the woman who can't feel fear
- Meet the woman without fear
- This Woman Can't Feel Fear
- Why do we like to be scared? The science of the scream
- 5 Reasons We Enjoy Being Scared
- Why Do We Like Being Scared?
- The Monster front seat on-ride HD POV @60fps Adventureland Iowa