111 Hz ·Bölüm 52 ·9 Aralık 2022 ·30 dk ·4.009 kelime

"Sıcak Kafa" Evrenine Yolculuk (ft. Mert Baykal)

Netflix'te yayınlanan Türkiye'nin ilk distopya dizisi Sıcak Kafa'nın yapımcısı Mert Baykal

0:00

Herkese merhaba, ben Barış Özcan. 111. frekansa hoş geldiniz.

Sıcak kafa diye bir şey duydunuz mu? Türkiye'nin ilk distopya dizisi. Ben duydum, izledim ve hatta 2 Aralık'ta Netflix'te gösterime girdikten sonra spoiler vermeden sadece tanıtım fragmanlarında kullanılan görüntülerden yola çıkarak bir analizini de yaptım YouTube kanalımda. Peki sadece fragmandan izleyerek analiz yapılır mı? Yapılır tabii ama sadece kapağına bakarak bir kitap hakkında yorum yapmaya benzer bu biraz. Yine de öyle illüstrasyonlu bir kapak var ki karşımızda, bu birkaç dakikalık fragmanlarda bile zengin bir görsel dünyanın kapılarını aralıyor bizlere. Görsel olarak zengin, içerik olarak karanlık bir gelecek tasviri yapıyor. Ama en önemlisi o karanlığın içinde bizi boğmadan, öyle küçük ve güçlü bir umut ışığıyla elimizden tutup dolaştırıyor. Üstelik tüm bunları işte macera, dram, gizem, efendime söyleyeyim distopik bilim kurgu, gerilim gibi çeşitli türleri harmanlayarak yapıyor.

Barış

Tam bana göre öyle olduğu için de videosunu hazırladıktan hemen sonra kendimi tutamadım, frenleyemedim ve dizinin yaratıcısı Mert Baykal'la tanışıp o kitabın kapağını birlikte aralamak, içindekileri birlikte konuşmak istedim. Bir de kendisine sorup hikayeyi dinlemek istedim. Sevgili Mert Baykal, hoş geldin. Nedir bu hikayenin hikayesi?

Mert

Hoş bulduk. Çok teşekkür ediyorum davet için. Hikayenin hikayesi uzun aslında bir parça. Birkaç kez de anlattım. Şöyle, 2018'de Afşin Kum'un Sıcak Kafa isimli romanını okudum. Daha doğrusu dinledim önce bir sesli kitap olarak. Sonrasında okuyup dünyasına, fikrine, anlattığı şeye, tasvir ettiği İstanbul'a aşık oldum. Yaz aylarını, ya bu işi yapabilir miyim ben acaba? Bir Afşin'i bulsam mı acaba? Nasıl ulaşırım fikriyle geçirip, Sonbahar'a doğru Afşin'le tanışıp, konuşup, onu da bir şekilde ikna edip, kitabı uyarlamak üzere haklarını aldım. Ve sonrasında Kader bizi Netflix'le bir araya getirdi.

Ben onlara projeden bahsettim. Onlar da çok ilgilendiler falan derken, araya böyle bir bu işi nasıl yapmalıyız süresi girdi. Ve 2020'de Netflix, Teams prodüksiyonunun yapımcılığında bu işe yeşil ışık yaktı. Aslında yazımından, çekiminden başka ön hikayesi bu, bu şekilde.

Barış

Şimdi şöyle bir şey var, ben tabii diziyi önce izledim. Sonra kitaba biraz baktım, tamamını okuyamadım ama. Diziyi daha ilk sahnesinden izleyince, heh dedim yani tamam şimdi pandemi oldu ya, hemen pandeminin post pandemi içerikle karşı karşıyayız gibi geldi bana önce. Sonra bu hikayeyi tabii araştırdım ben de ama sizden dinlemek de iyi oldu. Her şeyden önce kitap da, dizi fikri de pandemi öncesinde oluşmuş bu durumda. 2020'den önce oluşmuş.

Mert

Evet evet, yani hatta biz Netflix'le burada imzaları attığımız gün diyeyim hani, daha kolay gözde canlansın diye. İmzaları attığımız gün Türkiye'de ilk COVID vakası açıklandı. Biz tabii hiçbir fikrimiz yoktu.

Çin'de böyle bir şey başlamıştı falan ama neymiş bu COVID falan derken tam yazım aşamasına girecektik. Böyle önümüzde bir 6-7 aylık bir süre olacaktı. Ve biz tabii ki konuşmuştuk, kurmuştuk yazı odasıyla dünyasını, böyle buzdağının altını. Fakat o ilk vakayla birlikte COVID'le tanıştık ve gerçek bir pandemi yaşamaya başladık. Kapanmalar başladı, sokağa çıkma yasakları başladı. Ve onunla birlikte bizim de böyle bir dünyamız değişti açıkçası. Yani böyle bir ofisimiz olacak, oturacağız duvarlara notlar alacağız. Yani bir toplantı masasının etrafında birleşip yüz yüze bakarak yazacağız diye düşünürken, böyle bir dörde bölünmüş ekran üzerinden video toplantılarla geçirdiğimiz bir 6 ay oldu. Gerçekten kimse birbirini görmedi yazı odasından fiziksel olarak. Ve bu şekilde senaryoları yazdık. Tabii biz yani beslendik COVID pandemisinden, kapanmalardan duygusal olarak beslendik. Yani bir kapanma nasıl bir şey?

Hakikaten karantina nasıl bir durum? O duygusu ne, ne hissettiriyor insana? Bunu deneyimlemek bize yazarken bir şeyler kattı. Bir de ciddi bir perspektif de kattı bize. Yani bazı şeylerden dertleniyordum ben. Hani nasıl yaparız diye. Özellikle diyalog yazıyor olmak konusunda böyle bir işi düşünürken. Hani çünkü konuşmayla bulaşan bir hastalık var. İşte bunu daha önce de söylüyorum. Böyle kendimi tekrar ediyor gibi olmak istemiyorum ama. Belki de en büyük şey orada benim için. Yani nasıl diyalog yazacağız diye düşünüyordum. Hani nasıl çıkaracak insanlar kulaklıklarını? Bu karşıdakinin abuk olup olmadığını nasıl anlayacaklar ve konuşacaklar? Hakikaten maske kullanımı ile birlikte onun ne kadar gevşek bir halde olduğunu gördükten sonra. İnsanların aslında bu tarz şeyleri o kadar da günlük hayatlarında umursamadığını gördükten sonra. Dedik kulaklık da aynı şekilde olacak. Yani kimisi takacak, kimisi çıkaracak, kimisi izin verecek, kulağını açacak.

Kulak açmak diye bir şey bulduk mesela. Bak burada kulak açıyorum sana diyor mesela. Sana güvenip de kulağımı açıp dinliyorum seni diyor mesela. Hani bu tarz şeyler bulmamıza yardımcı oldu. Duygusal olarak çok besledi bizi.

Barış

Yani dizinin fikirsel gelişim aşamasında biraz force majör bir etkiyle belki de değil mi? Zorlayıcı bir etkiyle sizi bir çeşit eğitime tabi tuttu diyebiliriz belki de. Peki şimdi distopya gibi Türkiye'de ilk kez yapılan dizi anlamında bir türle, bilim kurgu gibi bir türle hatta ikisinin karışımı bir türle. İddialı bir yapımla karşı karşıyayız. Ben hani teknik özelliklerine falan da geçeceğim birazdan ama şöyle bir şey var. Çoğunlukla bunları biz yabancı mekanlarda görmeye alıştık. İstanbul'da değil de işte Los Angeles'da, Londra'da işte post apakaliptik bir dünya. İşte yabancı isimler, yabancı oyuncular falan böyle bir hikayenin içine girince pek yadırgamıyoruz. Ama bizim gerçekliğimiz İstanbul sokaklarında adı Murat olan, Özgür olan, Şule olan isimlerle karşılaşınca acaba yadırgar mıyız diye ben bir ilk daha bölümdeyken bir şey yaptım.

Fakat sonra birden kendimi kaptırdım açıkçası. Şimdi bunların, bu tür karakterlerin kopyala yapıştır karakterler olmaması, sakil durmaması için nasıl bir çaba sarf edildi?

Mert

Yani hikaye zaten hikayenin özelliği oydu. Yani Afşin'in başarısı da oydu. Yani bizden bir, daha doğrusu distopya meselesi de bir noktadan sonra bizim az ilgilendiğimiz bir şey haline geldi. Çünkü sonuçta bir hikaye anlatıyoruz ve bizden bir hikaye anlatıyoruz. Afşin de bunu yapmıştı. Adı Murat olan bir dil bilimcinin böyle bir salgına karşı imun tepkiler veriyor olması üzerine İstanbul'un bu hale gelmesini hayal edip bir roman yazmış. Zaten işin ilginç tarafı, daha doğrusu benim bunu yapıyor olmak istememin tarafı böyle bir hikaye anlatmaktı. Yani sıcak kafanın o anlamda şanssızlığı da herhalde o. Yani şansı da şanssızlığı da o. Çünkü evet bizden olunca böyle bir eğriti duracak mı acaba diye korktu herkes. Ya ben hiç öyle bir korkuya kapılmadım.

Beni ilgilendiren kısmı zaten o. Bizden oluyor olmasıydı. Ama tabii ki yani bir hikaye anlatıyoruz ve böyle bir hikaye anlatıyoruz. Hani Covid'e imun olan bir adamı anlatmaya kalksak da biz yine bunu anlatabilirdik. Yani Türkiye'den de böyle bir adam çıkabilirdi. Ve İstanbul'da bir distopya, bir post apokaliptik dünya zaten ilginç olan. Ve onu nasıl hayal ederiz? Hani onu nasıl öne çıkarırız? Çünkü onun dışında yaşanan her şey Türklerin yazdığı herhangi bir hikayede. Yaşanılabilecek şeylerin o çatışmalar, o dünya. Hani onlar zaten işin asıl kısmı o. Bu bir macera, bir koza karakter hikayesi. O karakterin kendini kapattığı yerden çıkışının hikayesi. Kendini başkaları için öne çıkarabilme hikayesi. Birileri için bir şey yapıyor olma, bir umut oluyor olma hikayesi. O yüzden de aslında diğer hikayelerden distopik bir fonda geçiyor olması dışında... ...diğer macera hikayelerinden çok da farkı yok.

Hatta işte Netflix gibi dünya çapında bir distribisyon da yapıldığı için... ...ben bu türe bir katkı yapıldığına da inanıyorum.

Barış

İçindeki mizahi unsurlarla. O beni çok şaşırtmış ve güldürmüştü. Bazı karakterler, şimdi adını hatırlamıyorum ama... ...mesela tam bir esnafımız var orada değil mi? Böyle bir Erol karakteri. Yani oyunculuğu da ayrıca çok iyi ama... ...mesela bence çok cesur bir hamle o. Yani normalde işte distopiya gibi, bilim kurgu gibi türlerde... ...evet hani macerası yoğun olan şeylerde, yabancı yapımlarda elbette görüyoruz... ...bazı örneklerini ama... ...bu tam bizden bir distopiya haline getirmiş o tür karakterler ve... ...mizah duygusu. O da gerçekten büyük bir katkı olmuş doğrusu.

Mert

Evet yani yazarken, tasarlarken... ...hep şu vardı aklımızda. Bizden olsa, hani bizde böyle bir şey oluyor olsa... ...nasıl olurdu? Nasıl insanlar yolunu bulurdu? Erol gibi bir karakter. Tabii ki o öyle bir distopyanın içinde...

...var olmaya çalışan bir karakter. Yolunu bulmaya çalışan bir karakter. İnsanlara yardım ediyor. Kendisi de para kazanıyor. Biraz böyle hep bütün rakamları yukarı doğru yuvarlıyor falan.

Barış

Bizden biri yani.

Mert

Aynen. Survival içgüdüsü son derece yüksek. Bizden bir karakter. O yüzden işte hani kopyala yapıştır olmadığına da inanıyorum bu anlamda.

Barış

Şimdi biraz abuklama hastalığı hakkında konuşalım. Ben tabii teknolojinin insanlığa yaptığı en büyük katkının... ...iletişim araçları olduğuna inanıyorum. İnsanlık tarihine bakarsak çok rahat görebiliriz. Birkaç tane önemli sıçrama noktası var. Nedir? Önce ateşi kullanmaya başladık. Sonra tekerleği icat ettik. E şimdi de işte internetten podcast falan yapıyoruz. Şimdi o ateşi yakmak için kullandığımız kibrit kutusu kadar... ...küçücük bir aletle, bir cep telefonuyla... ...bugüne kadar ürettiğimiz, insanlığın ürettiği tüm bilgilere... ...yaşayan tüm insanlara ulaşabiliyoruz. Potansiyel olarak. Ama böylesine güçlü bir iletişim potansiyeli... ...bazılarımızı da hasta etti. Alışamadık. Nerede ne diyeceğimizi bilemez olduk. Dilimiz bozuldu.

Abuk subuk konuşuyoruz. Ben bunu binlerce yıl önce işte... ...Konfüçyüs bir toplumun en temel özelliği olarak tanımlamıştı... ...dil mevzusunu. Dizideki abuklama hastalığını gördükçe de izleyici olarak ekranın diğer tarafındaki bir insan olarak benim aklıma tüm bunlar geldi ama ben bir de hikaye anlatıcısı olarak Mert Baykal'ın perspektifini merak ediyorum. Abuklama hastalığı ve onun hikayedeki rolü konusunda.

Mert

Tabi ciddi bir alegori aynı zamanda bir eleştirisi de var. Bugüne dair bir şey söylüyor. Özellikle internetle, teknolojiyle, sosyal medyayla herkesin fikrini çok açık ve net bir şekilde söyleyebildiği platformların varlığı. İnsanın bugün uygarlık olarak insanlığın geldiği noktada çok ciddi bir kalabalık, çok ciddi bir saçmalamaya da sebep oluyor ister istemez. Tabi ki biraz onlara göndermeleri var abuklamanın. Yani bu hikayede Afşi'nin kurduğu daha doğrusu romanın ana fikirlerinden bir tanesi o fikirlerin bendeki yansıması şöyleydi.

Yani insanı insan yapan şey zihni ise bazen o zihin en büyük hediyesi hem de en büyük laneti olabiliyor. Tıpkı Murat'a bahşedilen hediye gibi. Bu hediyeyi biz nasıl kullanacağız? İnsanlığın geldiği noktada bu zihin, bu kognitif güç bize yarar mı sağlıyor? Bir tek bize değil. Bize ve yaşadığımız dünyaya yarar mı sağlıyor? Yoksa zararlı mı olmaya başlıyor? Bunları da düşündürtebilmek istiyorduk. Hem de ana karakterle böyle bir yani insanlığın da Murat gibi bu yetiyi, bu hediyeyi doğru kullanmayı öğrenmesi gerektiğini düşünüyorum. O yüzden de yani biraz oralarda böyle alt metinlerinde tabii ki bütün bunlar Afşi'nin açtığı yoldan alarak kendi kurduğumuz hikayeye, bu adaptasyonun içine yerleştirdiğimiz mesajlar ve söylemek istediğimiz şeyler anlamında bunları da kapsıyor.

Barış

Gerçekten de öyle yani çok atıyorum bundan binlerce yıl önce ateş başında hikaye anlatan insanlar olarak iletişerek belki dedikoduyla, Harari galiba öyle bir şey söylüyordu.

Yani dedikodunun insanlığın evriminde çok büyük bir yeri olduğundan bahsediyordu. Sanırım hani o konuşma içgüdüsü, iletişim içgüdüsü ve ihtiyacı bizi özellikle son yüz senede internetin de ortaya çıkmasıyla çok bir araya getirdi. Aslında koca bir global köydeyiz. Çok yakınız. Yani bugün sen ta oradasın, binlerce kilometre uzaklıktasın. Ben buradayım ve sohbet edebiliyoruz. Bu çok önemli. Aynı zamanda bir lanet ama değil mi?

Mert

E galiba. Yani bu sosyal medya veya işte bu iletişim kurabildiğimiz teknoloji yardımıyla inşa ettiğimiz platformlar, evet bir yandan bu böyle bir potansiyeli ve şeyi sağlıyor. Ama işte o şey gibi artık cahillik, mutluluktur deyip o seçimi yapıp kendisini kapatanlar mı? Yoksa işte açıp iletişim kurmaya, iletişim amacıyla bu işi kullanmaya mı? Karar vermemiz gerekiyor galiba. Çünkü bir yandan da bunun getirdiği rahatlık ve konfor alanı sanki hani aklımıza gelen her şeyi de söyleyebilirmişiz canım.

Ya da söylenen her şeye inanabilirmişiz ve bunu yayabilirmişiz gibi bir rahatlığı da beraberinde getiriyor.

Barış

En azından ben diziyi izlerken, o abuklayanları falan görürken, aynı konuya farklı şekillerde bakan karakterlerle karşılaşırken bunları hissettim doğrusu.

Mert

Evet, evet yani işte gerçekten çok ciddi bir bilgi akışı var dünya üzerinde. Bu da çok ciddi bir kirliliği de getiriyor. Hem fikir kirliliğini, hem bilgi kirliliğini, hem ciddi bir dezenformasyon kullanmak isteyenlerin elinde oyuncak olabilecek halde bir araç olabiliyor. O yüzden de yani böyle çok sisli, çok bulanık bir su devamlı karıştırılıyor. Ve abuklama da belki böyle bir şeyin içinden ortaya çıktı. Metaforik olarak söylüyorum. Evet. Böyle yani abuklama kısmı evet yani bir tabii ki bir gönderme, bir şey söylemenin aracı. Ama aynı zamanda da çok eğlenceli. Hem yazması, hem abuklayanların söyledikleri, konuştukları şeyler.

Barış

Evet yani o diyaloglar gerçekten çok yaratıcı.

Hepsi aklımda kalmadı tabii ama. Tabii tabii. Şunu fark ettim. Ya ben mesela böyle bir şeyi abuk sabuk yazmaya kalksam, kendimi zorlasam yazabilir miyim diye çok zor bir iş. Mantıklı konuşmaktan daha bile zor olabilir.

Mert

Zor gerçekten. Biz şimdi afşinden aldığımız bayrağı abuklama yazma konusunda o kalitede götürmeye çalıştık dizi boyunca da. Gerçekten de şeyle yazmamaya çalışıyoruz. Çünkü abuklamanın öyle kolayya kaçılabilecek bir tarafı da var. Yani serbest çağrışımda bir şey abuklamak mümkün ama biraz arkasında ufacık da bir şey söylüyor olmalı bazıları özellikle. Yani zor bir süreçti bizim için. Yani abuklamayı hem yazıyor olmak zordu hem de abuk oyuncuları yani sokaktaki abukları sakil ve arka figüran ama aslında deli bunlar gibi gözüksün de istemiyorduk. Abuk olduklarının öne çıkması lazımdı. O yönde çok ciddi bir çalışmamız oldu.

Barış

Onu biraz açabilir miyiz? Çünkü ben yapım notlarında da gördüm abuk eğitimi vesaire gibi şeylerden.

Ben buna benzeyen bir şey daha önce işte The Walking Dead dizisi için kurulmuş zombi okulunda falan görmüştüm. Buna benzer bir şey abuklama için yapmışsınız galiba.

Mert

Yaptık evet. Çünkü böyle bir 60 kişilik bir abuk ekibimiz olursa ana ekip tabii ki etrafta figürasyonla da destekleyeceğimizi düşünüyorduk ama kalabalıklar anlamında. Ama ekranda konuşacak gözükecek yani rolü olan abukların abuklamanın bir kere ne demek olduğunu nasıl oturup kalkacağını nasıl bakacağını nasıl hareket edeceğini hatta felsefesini biliyor olmaları lazımdı. Bu yüzden de bir tiyatro grubuyla Cem Üzümoğlu oyuncu kendisi onların Salih Usta ve Behit Cem Kola tiyatron diye bir tiyatro grupları var. Deneysel mi diyeyim artık böyle sezgisel tiyatro mu çok böyle farklı türden bir tiyatro topluluğu. Onlarla konuştuk. Onlar çok ilgilendiler bu konuyla ve biz üzerine bu üçlüyle oturup abuklama nedir? Nasıl olmalı? Neye benzemeli?

Nereden hareket almalıyız bununla ilgili? Bunu konuştuk. Ve bir yerde bir anlaşmaya vardık ve onlar da bunların kendi içinde eğitimini vermeye başlılar. Bir abuk atölyesi kuruldu yani. Ve 60 kişilik bir abuk ekimi çok iyi oyuncular tarafından. Yani benim hayal edebileceğimden çok daha şahane bir şekilde canlandırıldı. Yani hatta şöyle söyleyeyim. Biz işi bitirdikten neredeyse bir buçuk sene sonra o abuk eğitimini almış oyuncuları. Netflix sıcak kafanın lansman eventinde kullanmak istedi. Geldiler ve hiç zorlanmadan orada da abuklamaya devam ettiler. Çok şahaneydi yani.

Barış

Artık bir yaşam tarzı olarak benimsemişler belli ki. Peki şimdi içerikten konuştuk ben biraz da biçime geçmek istiyorum. Çünkü görselliğiyle de etkileyici bir şey. Öyle de olması beklenir. Bir distopya yapmayı düşünüyorsanız bir bilim kurgu gibi iddialı bir projeye girişiyorsanız. Görselliği de bizim gibi hani acımasız izleyici için böyle iyice zihnini doğduğu andan itibaren gördü.

İşte bu muhteşem gelecek görüntüleriyle post apakaliptik görüntülerle eğitmiş kişiler için iyi hazırlık yapmak gerekiyor. Bu konuda neler yapıldı? Epeyce bir görsel efekt var. Sürreel sahneler var mesela beni heyecanlandıran ki fragmanda da görüyoruz bazılarını. Biraz da bunlar hakkında konuşalım mı? Nasıl bir görsel dünya yaratma yaratmak için nasıl bir çalışma hazırlık yapıldı?

Mert

Aslında evet bir tasarıma ihtiyaç duyuyorduk ve bu tasarımı görsel tasarımı gerçekleştirmek için de ciddi bir öne hazırlığa ihtiyacımız vardı. Yazım aşamasında başladı aslında. Yani bir kere sosyal dünyayı tasarlıyor olmak önemliydi yazım aşamasında. Hani sosyal hayat nasıl olmalı bu dünyada? İşte insanlar nasıl önlemler almışlardır? Ne bileyim işte o görsel dünyaya çünkü çok hizmet eden bir şey. Atıyorum yani Emel'in evinde camdan dışarı baktığınızda pencerelerin etrafını süngerle kapattığını göreceksiniz. İnsanlar böyle şeyler yapmaya başlamışlar.

Ne bileyim evlerinin altında hayvan beslemeye başlamışlar. Sokaklarda metropollerde görmeye alışık olmadığımız küçük baş büyük baş hayvanlar görebilecek.

Barış

Ya da uluslararası uzay istasyonundakine benzer şekilde ultraviyole ışıklarla evin içinde beslenen bitkiler.

Mert

Evet evet aynen yani marketlere çok uğramak istemeyen insanların ya da orada çok aradığını bulamayan insanların kendi evlerinde saksıda ultraviyole ışıklarla bitki yetiştiriyor olacağını hayal ettik. Yani mümkün olduğunca ciddi bir izolasyon olacağını ses izolasyonu olacağını hayal ettik. Bu da tabii ki bazı şeyleri hemen görselde de karşılıklarını koydu önümüze. Onun dışında yazım aşamasında bizim prodüksiyon tasarımızı yapan Zeynep Koloğlu zaten işe dahil oldu. Aynı zamanda hani Zeynep'le birlikte de neler yapabileceğimizi konuşmaya başladık. Bir kere Covid'in de bize işin pratiğinde ne kadar dışarıda olmamız gerektiğiyle ilgili direttiği şeyler vardı.

O yüzden stüdyoya sokma şansımız oldu işi. Ben şans diyorum çünkü her şeyi istediğimiz gibi yapabildik.

Barış

Her şey kontrolü orada değil mi?

Mert

Evet evet hem öyle hem de istediğimiz gibi yani işi de Covid'i de kontrol edebiliyor olma adına önemliydi. Ama görseli de kontrol ediyor olabilme adına önemliydi. Yani Emel'in evini ben tam kafamdaki gibi yapabildim. Ne bileyim o koridoru çamla işaretleşme meselesini çalıştırabilecek şekilde tasarlayabildik. Bunların hiçbiri yani senaryoda bu tarz şeyler yazdığı zaman eldeki mekana göre onlar evrilir. Evet doğru. Çekerken. Ama biz öyle yapmak durumunda kalmadık. O da çok ciddi bir şanstı. Dış dünyayı tasarlarken de Zeynep'le paralel bir şekilde görüntü yönetmenimiz John Thomas ve VFX süpervizörümüz Özgür Yiğit'in. Ayrıca önünde işin konseptlerini çalışırken tabii ki bizim bunu Netflix'te de iletişimini kurmamız gerekiyordu. Yani görsel iletişimini iyi başardığımızı düşünüyorum.

Çok öncesinden işte yabancıların Showbible dediği işin kullanma kılavuzu olabilecek hem böyle karakterliğinin hikayesini.

Barış

Bir çeşit stil refleri diyebilir miyiz buna?

Mert

Aynen öyle yani ama tabii bir mood board gibi değil de daha bir referans dünyası. Hem rengine hem dokusuna bir tek filmlerden de değil fotoğraflar. ...klasik sanattan işin ruhuna dair böyle bir benim dosyam vardı. Bu dosya üzerinden konsept çalışmaları yapıldı. Yani bugün işte Galata Köprüsü'nün tasarımı hazırlıktan neredeyse dört ay önce hazırdı. Ne olacak onların üstüne o antenler falan. Ya da yani orada altıncı bölge dediğimizde orası neresi? Üç aşağı beş yukarı bizim kafamızda belliydi. İşte ne bileyim bir tane böyle yan yatmış bir gemi olacaktı orada. O çok önceden belliydi. Bunlar hem çizildi konsept artistler tarafından. Aslında çok uluslararası standartta ve öyle bir pipeline'da çalıştık. Yaratım süreci olarak. Daha sonrasında da prodüksiyon tasarımının VFX'e pas attığı şekilde...

...pas atacağı şekilde daha doğrusu... ...Yon'un, Zeynep'in ve Özgür'ün ortak çalışmasıyla... ...böyle bir dünyayı görsel olarak hayal edip o şekilde uygulamaya girdik. Sonrasında işin kalırı mesela çok önemliydi bizim için. Onun için de Yon'la neredeyse iki ay boyunca... ...hem Türkiye'de hem dünyada çalışabileceğimiz... ...ciddi kaloristlerle görüşmeler yaptık. En sonunda Dark'ın da rengini yapmış olan... ...Stefan Paul'la anlaştık. O da bize...

Barış

Bilmeyenler için tabii Dark dizisi de Netflix'in... ...bu konularla ilgilenenler için çok önemli... ...referans diyebileceğimiz dizilerinden biriydi. Aynı onun renklerini yapan kişiyle çalıştınız.

Mert

Öyle oldu. Stefan Almanya'dan başladı çalışmaya bizimle. Sonra Türkiye'ye geldi. Burada birkaç hafta çalıştı. Ama oradaki önemli kısım da şuydu. Biz sete çıkmadan kabaca rengimizin de neye benzeyeceğini... ...bilir hale gelebildik. Bu da çok kıymetliydi benim için.

Çünkü sette Stefan'ın gönderdiği look-up table deniyor. Bir kamera görüntüsüne... ...daha önceden çalışılmış bir renk tayfını diyeyim... ...yükleyebiliyorsunuz. Ve sette kabaca gördüğünüz şey... ...daha sonra post prodüksiyon bittiğinde göreceğiniz şeyin... ...bir ön izlemesi oluyor. Ona yakın bir şey oluyor.

Barış

Bir renk, resmen renk paleti gibi adeta.

Mert

Aynen öyle. O yüzden de hani bölgeler... ...kendi içinde renklerinin farklı oluyor olmasını... ...ama bir bütünlük içinde... ...işinde kendi ayrı bir rengi olmasını hayal ediyorduk. İşte 6. bölge biraz daha sıcak... ...umudu çağrıştıracak bir ton. İşte güvenli bölgeler biraz daha soğuk. Benim tabirimle eski 90'lar Mecdiye Köyü tadında. Hani kışın Mecdiye Köyü de bilmiyorum... ...o Ali Samiye'nin oraları falan bilir misin?

Barış

Eski hali değil mi?

Mert

Evet, evet eski hali.

Barış

Yeterince distopik bir mekan zaten orası.

Mert

Evet, evet. Şey de... ...SMK zaten beton ören...

...neredeyse brutal mimari diyebileceğimiz... ...o tonlar ve renkler ve o malzemeyle... ...örülsün istiyorduk. Ve karantina bölgeleri de bir tık daha sarılar... ...böyle daha hastalığı çağrıştırabilecek bir ton olsun istiyorduk. Yani bu fikirler üzerinden aslında görsel dünyayı kurduk. Ve sonrasında da VFX dünyası başladı bizim için. Yani montajı bitirdikten sonra... ...ki yani o da böyle çok çılgın bir süreçti. Montaj, müzik ve bunlar postproduksiyonun bu tarafı bittikten sonra... ...VFX dünyasını da Türkiye'den 7 VFX şirketiyle neredeyse 1500 plana yakın plan yaptı. Bu arkadaşlar sağ olsunlar. Yani ciddi bir çalışma oldu hakikaten. Hem preproduksiyonunda, prodüksiyon esnasında hem de postproduksiyonunda. VFX'de de bu işi hani bu inandırıcılığı sağlamak adına... ...bir şeyleri değiştirmek, şehre bir makyaj yapıyor olmak... ...böyle distopik bir makyaj yapıyor olmak için kullandık. Ayrıca tabii rüya sahneleri vardı senin de bahsettiğin.

Onlar benim için kıymetli anlatılar. Her bölümün başında özellikle ikinci bölümden sonra... ...birinci bölümde daha başında değil ama içine serpiştirdiğimiz... ...rüyalar, halüsülasyonlar, sinestezik ataklar... ...Murat'ın hem bilinçaltına göndermeler yapan... ...hem aslında işin altına koymaya çalıştığımız temanın bir parça öngösterimi gibi... ...sezonlara taşımak istediğim bir hikaye. Çünkü hani finalinden de bellidir hani bitti kapattık gibi tasarlamadık. Sezonlar içinde anlatacağımız hikayeyi... ...Murat'la Haluk'un durumuna falan da göndermeleri var. Mantarlar, miselyumlar, işte bitkiler onlar bunlar bayağı bir sembolizm de içeriyor. Böyle yani onları da VFX'de yapmak mümkün olabildi. Gerçekten bu beni heyecanlandıran bir taraf. Yani belki hani izleyici çok fazla bu işin arka planıyla ilgilenmeyebilir ama... ...ya baktığımızda işte Yeni Zelanda gibi küçük bir coğrafyadan... ...yüzüklerin efendisi vesilesiyle Veta gibi post prodüksiyon şirketleri...

...görsel efekt şirketleri aldı ve şu anda tüm dünyanın saygın şirketleri arasına geldi. Ben bu anlamda hani sadece Türkiye'den çıkan hikayeler içerisindeki o birazcık... ...kendi içinde dönen o döngüyü kırabilmesi içerik anlamında... ...bir distopiyaya açılım yapması. Bunu yaparken hani sadece kendisini değil beraberinde bu işte renkleriyle, görsel zenginliğiyle... ...görsel efektleriyle birilerini daha taşıyabilmesini çok değerli buluyorum. Endüstriyel anlamda yani bunun film endüstrisine, dizi endüstrisine yapabileceği potansiyel katkı anlamında... ...o da heyecan verici bir şey.

Barış

Fakat tabii böyle şeyleri hayal edebilmek... Elbette sağlam bir materyal var elde, roman var ama bunu görsel dile tercüme edebilmek için... ...yine çok zengin bir belleğe ihtiyaç var, bir birikime ihtiyaç var. Özellikle de distopya gibi bir alanda ne gibi eserler, hangi diziler, filmler, yönetmenler ilham oldu bu diziye?

Ben izlerken hani çok da spoiler vermemek için benzetme yapmak istemiyorum ama... ...bazen Fight Club'a doğru mu gidiyoruz? Bazen Matrix'ten izlenimler mi var? Gibi ya da Hunger Games vesaire gibi şeylere doğru aklım sürekli kaydı. Hiçbirisi değil elbette ama muhakkak sizin paletinizde böyle yönetmenler, diziler, filmler, eserler de vardır. Ben biraz da bunları öğrenmek isterim.

Mert

Var tabii yani şey referans alırken dünyasıyla ilgili anlatısına... ...anlatısına özellikle ilk bölümü itibariyle yakın bulduğum ve görselini bu iletişimi sağlamak için... ...örnek olarak sunduğum filmlerden bir tanesi Children of Men'di. O da dizi olmasa da Alfonso Cuarón filmi çok çok benzer bir dünya aslında. Hikayesi çok benzemese de oradaki distopik durumun farklı olduğunu biliyorum ama... ...dünyası yani o dünyanın tasviri benim kafamdaki sıcak kafaya yakın tasvirlerden bir tanesiydi. 28 Gün Sonra diye bir film vardı, bir İngiliz filmi.

O da öyle hani bomboş Londra'da geçmesi anlamında. Benim yani görsel referanslarımdan biri değildi ama beni etkilemiş filmlerden bir tanesidir. Yani bilmiyorum ki böyle hani o kadar çok şeye maruz kalıyoruz ki bu tarz işe yurt dışında. Yani biz valla hani şunu itiraf edeyim. Şimdi ben sıcak kafa cuma günü yayına girdi. Ben tabii ki işte sosyal medyaya bakıyorum sıcak kafayla ilgili yorumlarda. Distopya kelimesini hayatımda duymadığım kadar çok duydum. Yani bu distopya meselesinden de biraz daha üçüncü günde biraz sıkıldım. Şu an şu yüzden sıkılıyorum. Bunun distopya olması anlattığı hikayenin aslında karanlık bir gelecekte geçiyor olması dışında. Ve evet yani uygarlığın bildiğimiz anlamıyla yıkılmış ve böyle bir hastalığın artık var olduğu bir dünyada geçiyor olması dışında. Benim için aslında bir setting yani bir fon. Anlattığımız hikayeye bir fon. Tabii ki böyle bir hastalığa imun bir adamın hikayesini anlatıyoruz falan filan ama ne olursa olsun.

İki tane şey var yani bir insan hikayesi anlatıyoruz. Bir umut hikayesi anlatıyoruz. Bir koza karakter hikayesi bu. Diğer yandan yine umudunu küçücük bir ipliğe bağlamış bir başka insanın hikayesini anlatıyoruz. Ve böyle bir dünyada geçiyor. O yüzden de distopya distopya distopya olunca bana böyle bir ya ne oluyor dedim. Ben unutmuşum distopya yaptığımızı. Bizim için gerçekten şeydi yani bir yerden sonra o kelime biraz farklı tınlamaya başlamıştı bizim kulağımızda. Biz unuttuk yani o distopya.

Barış

Bazı şeyleri çok tekrar edince anlamını kaybetmeye başlar abuklarız. O yüzden.

Mert

Evet evet gerçekten. Yani işte distopi distopi ilk distopik hikayesi ilk distopik dizisi falan diyorlar ama. Yani bir noktadan sonra hani oturup keyif alarak takip edeceğimiz başka bir hikaye seriyoruz. Bu fonun arkasında. Beni o tarafı daha çok heyecanlandırıyor sıcak kafanın.

Barış

Çok keyifli bir sohbet oldu. Çok teşekkür ediyorum.

Ben kapanışı yaparken kendimce şöyle bir yorum yapmak isterim. Şimdi bu distopya veya tersi ütopya gibi kavramlar aslında bize ayna tutuyor. Korkularımızla yüzleşmemizi sağlıyor. Distopik kurgu dediğimiz şey anlattığı senaryolar itibariyle bizim aslında gerçekten yaşamak zorunda kalmadan bazı şeyleri düşünmemize yardımcı oluyor. Ben bunu biraz da bilimsel düşünce deneylerine benzetiyorum. Sıcak kafa dizisini izlerken ben böyle bir düşünce deneyinin içinde buldum kendimi. Sadece karakterlerin yolculuklarını değil o yolculuk sırasında gerçek dünyamızın oraya bıraktığı izleri de takip edebilme şansı buldum. İşte bizler böyle post truth, hakikat sonrası falan gibi kavramları konuşurken bu konuşmalarımızda çoğu zaman kendimizi kaybettiğimizi fark ettim. Görünmez kulaklıklar takarak başka gerçekliklere kulaklarımızı tıkadık galiba. Dolayısıyla da anlamı kaybettik. Bari umudumuzu kaybetmeyelim.