Sofranın İlker Gümüşoluk ile Tadı Var
Yemek yemek sadece yaşamak için yaptığımız bir şey değil. Mesela sofralar... Tarih boyunca insanların bir araya geldiği, sosyalleştiği, tartıştığı, anılarını ya da kayıplarını andığı bir ortam oldu. Biz de
Herkese merhaba. Ben Barış Özcan. 111. frekansa hoş geldiniz.
Giderim ya yari giderim ya yari yari. Aa geldiniz demek. Bakıyorum erkencisiniz biraz. Daha misafirimizi bu üretmemiştim bölümü ama şikayetim de yok. Ben sofraya hazırlarken sohbet ederiz. İsabet oldu yani. Bugün şöyle güzel bir sofra hazırlamak geldi içimden. Beğendiğim birkaç yemeği yapacağım. Böyle keyifli bir atmosfer oluşturalım istedim. Mesela patlıcan salatası. Şöyle közlenmiş patlıcanla yoğurt da baya iyi gider. Hazır patlıcan mevsiminin de son zamanlarındayız. Ee patlıcan közlemişken biber de közleyelim madem. Ona da yoğurt çok yakışır. Bu sofrayı kurma fikriyle birlikte aklıma şöyle de bir soru geldi. Sadece karnımızı doyurmak için yemek yapmıyoruz aslında değil mi? Bu yalnızca yaşamak için yaptığımız bir şey değil. Hayattan keyif almamızı da sağlıyor sonuçta. Ee bir de sevdiklerinizin olduğu güzel bir sofra kurduysanız tadından yenmez gerçekten. Eh tadından yenmez demişken paydarim de hazır.
Epey iştahçıcı gözüküyor. Keşke bu podcastlerde görüntü de olabilseydi.
Yemek yerken sosyalleşmemizi de sağlıyor bu sofralar. Güzel anılar biriktirmemize imkan tanıyor. Ama tarihte daha farklı bir yeri var bu sofra kurma ritüel mi diyelim? Sofra kurma ritüelinin. Kimi zaman gösteriş yapmanın, kimi zaman barış müzakerelerinin, kimi zamansa tahta çıkış kutlamalarının ortamı olmuş bu yemek masaları. İnsanlar tanrıları, kutsal varlıkları ya da kaybettiği yakınlarını onurlandırmak için sofralarda buluşurmuş. Düşmana gözdağı vermek için de kurulurmuş mesela. Hatta krallar önemli günlerde ya da büyük zaferlerde büyük ziyafetler verirmiş halkına. Koca bir krallık hop bir sofraya oturuverirmiş. Bu arada ben de bugün ufak bir ziyafet vereceğim sanırım. Zira kurucacığım da çok güzel gözüküyor.
Ferahlatıcı bir tabak daha. Neyse ne diyordum? Sofranın tarihteki yerinden bahsediyordum. Bundan 12 bin yıl kadar evvel, Neolitik dönemin öncesinde Natufian kültürünün yaşadığı yıllarda kurulmuş bilinen ilk sofra. Filistin civarlarında bulunan Hilozan Tahdit mağarasında yaşlı bir kadının cenazesinde bir ziyafet düzenlendiğine dair arkeolojik buluntular var. Levant bölgesinde tarımdan önce yerleşik hayata geçtiği düşünülen Natufianların sadece bilinen ilk ziyafeti değil, ilk cenaze törenini de düzenledikleri tahmin ediliyor.
Fakat bu bizim bildiğimiz sofralardan biri değil. Zira o dönemde henüz masa icat edilmemiş. Günümüzdeki sofralara en yakın olanların ilk defa antik Mısır'da kurulduğu düşünülüyor. Eski Mısır'a dair yapılan arkeolojik çalışmalarda çok sayıda taştan oyulmuş yemek tabaklarına, süslü bardaklara, çanak çömlek ve pişirme gereçlerine rastlanmış. Bu kazılarda bulunan antik çizimlerde üç veya dört ayaklı masalar üzerine kurulmuş sofralar da görülüyor. Büyük masalar türlü oyunların oynandığı alanlarken küçük masalarda da sofralar kurulurmuş tabi.
Mısır'dan sonra antik Yunanistan ve Roma'da da sofralar kurulmaya başlanmış. Mesela Roma'nın günlük yaşamında yemek sofraları çok önemli bir yer tutuyor. Aileler masa başında daha sık buluşuyorlar. Sofradaki konumlanmaları ise bir prestij göstergesi. Sofraya davet edilen konuklar statülerine göre yerlerini alırmış. Hatta bazen yemeğe davet edilmiş olmak bile bir saygınlık işareti olarak görülürmüş. Bu arada ben de bugün kurduğum ufak soframa hem tazelik hem de prestij katması için Adana yöresinin meşhur mezesi tere türü eklemek istedim. Şöyle bol marul ve maydanozla yoğurt, tahin ve tabi limon suyu.
Ya bunları ben böyle söylerken, anlatırken baya ağzımda sulandı. Zaten o yüzden ben yemekle ilgili içerikleri izlerken, dinlerken hemen karnım acıkıyor. Ama tabi bir misafirim var bugün o gelene dek biraz sabretmem lazım.
Fark ettiniz mi bilmiyorum ama bugünkü menümün ana temasını da yoğurtlu yemekler oluşturuyor. Malum yoğurt hem fresh bir tat hem de iyi bir probiyotik kaynağı. Lezzetli olduğu kadar sağlıklı da yani. En güzeli de kurduğumuz sofraların bir vazgeçilmezli olması bize ait bir şey. Hatta yoğurdun insanlık tarihinde önemli bir rolü olduğunu da söyleyebiliriz. Kesin olmamakla birlikte M.Ö. 5000 ila 4000'li yıllar arasında Mezopotamya'da bulunduğu tahmin ediliyor bu yiyeceğin. Medeniyetlerinde önemli besin kaynaklarından birisi olmuş zamanla yoğurt. Mesela antik Hint kaynaklarında yoğurt ve balın karışımı için tanrıların yemeği deniyormuş. Antik Yunanistan'da da benzer bir şekilde tüketiliyormuş bu yiyecek. Burada yoğurda benzeyen Oksigala adında bir süt ürünü yapılırmış. Savaştaki askerlerin olmazsa olmaz yiyecekleri arasındaymış bu. Öyle ki deneysel fizyolojinin kurucusu ve Roma'nın ilk spor hekimi olarak bilinen Bergamalı Galen, süzme yoğurda benzeyen bu Oksigala'nın tıpkı antik Hindistan'da olduğu gibi balla tüketilmesi gerektiğini yazmış.
Ona göre direnç ve zindelik sağlıyormuş insanlara bu yiyecek. Yoğurt kelimesi aynı zamanda kahve kelimesiyle birlikte bizim kültürümüzden neredeyse tüm dünya dillerine geçmiş bir kavram aynı zamanda. Şimdi bu podcast'ı hazırlanırken bir yandan da ekranda araştırma yapıyorum. Bir kere İngilizce'de yoğurt yine yoghurt diye geçiyor. Başka dillerde de nasıl yazılmış diye bakıyorum bir yandan. İşte Czech, Danish, Dutch falan hepsinde yoghurt gibi gidiyor. Esperanto'da bile yahurto. Filipino'da yoghurt, Finnish'de yoghurt değil falan diye. Epeyce bir dilde İtalyanca'da tam olarak yoghurt. Bir tek G yumuşak G ile değil. Şeklinde yazılmış. Yani bizim kültürümüzden başka kültürlere transfer edilmiş bir içecek. Çünkü Türkçe kökenli bir kelime. Orta Türkçe dönemine ait divanı, lügatı, Türk'te yine yoğurt olarak yazılmış. Literatüre bu şekilde geçirmişiz.
E tabi yoğurt demişken yaşça büyük olanlarınız eskiden yoğurdu evde yaptığımızı da hatırlayacaklardır. Ne güzel günlerdi değil mi? Artık çok uzak bir ihtimal gibi duruyor bunu yapabilmek. Aslında pek de öyle değil arkadaşlar. Zira artık artçelik tadı var, probiyotik yoğurt ve kefir yapma makinesi var. Tadı varla geleneksel yoğurt, probiyotik yoğurt, kefir ve süzme yoğurt çeşitlerini doğru sıcaklık ve süreyi ayarlayarak ideal lezzetle evinizde yapabiliyorsunuz. Sahip olduğu lezzet sensörü sayesinde tatlı, normal ve ekşi tattaki yoğurtları aynı anda hazırlayabiliyorsunuz. Ayrıca HomeWiz uygulaması üzerinden yoğurt mayalama sürecini akıllı telefonunuz aracılığıyla her yerden takip edebiliyorsunuz. Tadı varın en önemli özelliği ise uzman bir aşçı gibi probiyotik yoğurt yapabilmesi. Probiyotik mayayla normal yoğurtlardan 6 kat daha fazla probiyotik içerikli yoğurtlar yapabilirsiniz. Böylece hem damak tadınıza hem de sağlığınıza hitap eden bir kase yoğurdun keyfini sürebilirsiniz.
Madem sofradan ve özel lezzetlerden bahsettik, tam bu noktada misafirimi bölüme buyur edebilirim. Bu bölümde konuğum sevgili İlker Gümüşoluk. Evet, sofra hazırlarken aklıma seninle yaptığımız o yıllar evvel yaptığımız apartman sohbetleri videosu geldi, bölümü geldi, çok da güzeldi. Ama bu sefer soru sorma sırası benim tarafta ona göre. Bekliyorum. Önce nasılsın benim ortam var. Ben hep damdan düşer gibi giriyorum her şeye. Önce nasılsın? Öncelikle sofra kurarken aklına geldiğim için çok mutluyum onu söyleyeyim. Ben de bir çünkü sofra ve yemek sevdalısı olduğum için böyle zamanlarda sevdiğim insanlar, sevdiğim dostlarım aklıma gelir. Keşke hep beraber yesek diye düşünürüm. Keyfim yerinde güzel. İşler devam ediyor. Daha böyle eğlenceye kaydım. Hani apartman sohbetleri daha hayatı anlatan sohbet üzerine bir programdı. Şimdi tamamen skeç, podcast o taraftayım. Eğlenceye de ihtiyacımız var. Peki az önce söylediğin şey dikkatimi çekti.
Aklıma geliyor falan diye. Yemekle anılar arasında bir ilişki olabilir. Tabii. Gerçekten de. Peki hiç unutamadığım bir sofra anın var mı? Yani şöyle spesifik bir anıdan ziyade birkaç tane böyle 92-93 senesinde teyzem Almanya'da çalışıyordu. Ve Almanya'dan İstanbul'a gelirdi böyle senede iki kere falan. Biz onun gelişini çok büyük bir hasretle, özlemle beklerdik. Ve o gelmeden bir iki gün evvelde mutlaka özel yemekler yapılırdı. İşte gidilir en güzel manavdan sebze alınır. Ne bileyim işte etin iyisi alınır vesaire. Ve yani o akşam teyzemin Almanya'dan geldiği akşam tüm akrabalar bir sofrada toplanırdık. O günler benim için çok kıymetli günler. O iki, üç gün, senedeki iki, üç günü ben unutamıyorum. O hazırlık süreci bir de değil mi? Yani sofra kültürü zaten herhalde şeyle ilgili biraz. Ben genelde mesela 10-15 dakikada yiyorum ama onun en az böyle bir bir buçuk, iki saat, üç saat bazen yemeğine bağlı olarak bir hazırlık süreci var.
Dolayısıyla etrafını çevirdiğinde neredeyse yaşamın çok önemli bir kısmını kapladığında söyleyebiliriz. Tabii bende bir de teyze çok bol olduğu için abi bende altı tane teyze var. Teyze eşittir yemek demek biliyorsun ne kadar çok teyze o kadar. Çeşit yemek. Hatırlarım yani evdeki o telaşı. Her teyze bir şeyle uğraşır. Biri tatlı yapar, diğeri börek yapar. İşte mezeler falan çok güzel günlerdi ya. Peki böyle unutamadığın anıların bunlarla ilgili yani akrabalar ve onlara yapılan hazırlıklar vesaire. Evet evet o telaş o tatlı telaşı çok seviyorum ben. Mesela bayramda da hani bir yine yemek telaşı olur ya bir gün evvelden iki gün evvelden. O günler bende çok tatlı olarak duruyor. Dönmek istediğim günler. Peki tatlı dedin. Tatlı mı genelde o sofralarda aklında kalan şey yoksa böyle damağından tadını düşüremediğin başka lezzetler var mı spesifik olarak? Valla bizde meze kültürü vardı hep sofralarda. Yani ana yemeğin yanında da işte onları tatlandırmak için.
Başka manada kullanalım ama şeker değil ama böyle yan ürün çok olurdu. Valla şöyle söyleyeyim abi mesela babam bir cacık aşığıdır. Hayatı boyunca bütün yemekleri yanında cacık. Ben kendim zaten bir yoğurt sevdalısıyım. Yani o yediğim mantıları, iskenderleri bir görseniz içiniz kötü olur yani öyle yoğurt bulayan bir adamım. Yani çoğu yemek olurdu soframızda. Ben Karmanmaraşlıyım zaten. Maraş tarafında da çok önemli lezzetler vardır. Yani zengin bir mutfağa sahiptik ve zengin bir soframız vardı. Yemek anlamında, tatlı anlamında. Şey biliyorum yani yemekten hemen sonra tatlı yenirdi bizde kesinlikle. Arası hiç olmaz. Peki hiç yoğurt yapmayı denedin mi evde?
Valla ben de galiba sana benziyorum abi biraz. Kısa halleden, hemen halledenler dedim ama annem yapardı. Biz yiyeceğiz diyorsun. Biz yiyeceğiz, yapıcı değiliz. Tabii tabii. Şey vardır mesela. Yoğurdu battaniyeye sarma diye bir şey vardı. Hatırlar mısınız bilmiyorum ama. Tabii. Ha o böyle bir kenarda köşede durur. Eğer evde de çok kardeş çocuk varsa anne şey der buna dokunmayın. Bak bu yoğurt. Benim öyle anlarım vardır. Ben onu böyle yatağa falan fırlatmıştım. Bütün yoğurtlar duvarlara gitmişti. Tabii unutuyorsun abi çocuk aklı ne yani. On saniye sonra sıfırlanıyor. Öyle annemin yoğurdunu birkaç kere heba etmişliğim vardır yani. Tekmelenmiş yoğurtlar falan diye bir şey olabilir aslında. Evet evet. Şimdi içerik yemekle ilgili olunca yani ben istediğim kadar böyle yemek uzmanı rolleri kesmeye çalışayım mümkün değil. Bizim evin bir tane uzmanı var. O da sevgili eşim. Şimdi müsaadenle ben sürpriz konuk olarak onu davet etmek istiyorum.
Tabii tabii seve seve buyurunuz. Hoş geldin sevgili eşim. Merhaba hoş bulduk.
Şimdi konu bir de yoğurt olunca. Şimdi yoğurt bizim evde genelde iki buçuk öğün yeniyor. Bu buçuk olan kısmı yani öğle yemeği gibi olan kısım yoğurt ve türevleri oluyor. Türevleri ne demek? Biraz ondan söz edelim şimdi. Sevgili eşim Devlet Şah ne yapıyorsun sen öğlenleri bize?
Öğlenleri bir kere yoğurt yiyoruz. Genellikle o gün evde ne varsa yoğurtla beraber yeniliyor ama şöyle. Genellikle çiğ tohumu koyuyoruz. Üzerine granola koyuyoruz ve o gün evde ne varsa işte meyve olarak onu koyuyoruz. İşte bazen şeftal oluyor, bazen çilek oluyor, bazen elma oluyor. Ne oluyorsa artık evde o gün onu ekliyoruz. Yoğurdun protein oranı çok yüksek ve aynı zamanda probiyotik özelliği de var. Dolayısıyla barsak sistemine çok iyi geliyor. Biz bazı günler evde bir buçuk kiloya yakın yoğurt kullanıyoruz. Yani bir kilo kesin kullanıyoruz da bir buçuğa da çıkabiliyoruz misafir varsa falan. Onun dışında yemeklerin yanında zaten burada bütün Amerikalı arkadaşlarım biz Türkleri görünce şaşırıyor böyle. Her şeyin yanına yoğurt. Makarnanın yanına yoğurt konulduğunu görenler mesela aklını kaçıracakmış gibi oluyor. Nasıl ya yoğurtla nasıl yenebilir ki? Veya işte mayonezi yoğurtla değiştiriyoruz.
Salatada sos yaparken. Aa çok hafif olmuş nasıl oldu böyle? Yoğurt koyduk. Ama bu öğle yemeği kültürü meselesi yani snack daha doğrusu burada snack deniyor böyle atıştırma. Abur cubur. Bu abur cubur yerine az önce söylediğimiz o yoğurdu koyma fikri. Ama sadece yoğurt değil işte için hani bir şeyler neydi granülü? Granola. Granola. Gibi böyle çıtır çıtır. Onlar zaten böyle kuru yemiş gibi biraz. Tabii. İlker. Yani tavsiye ederim sana da. Ben zaten onların hastasıyım abi öyle söyleyeyim yani. Benim hayatım da böyle geçiyor. Bir buçuk kilo biraz abart olur benim için tabii. O çok acayip bir tüketim de. Ben şunu da hatırlarım mesela. Eskiden ketçap mayonez olmadan evvel patates kızartmasının yanına yoğurt koyardı annelerimiz. Hatırlar mısınız? Evet doğru. Çok daha lezzetli olurdu. İşte kızartmayı öyle yiyoruz. Genel olarak. Patates soslu ve yoğurtlu. Biz de kızartma kültüründe yani işte patlıcan, biber, kabak her şey birlikte.
Bir de yoğurdun hani türevleri derken kefir meselesi var. Ben yine kefirle ilgili de evimizin uzmanı yine sevgili eşime mikrofonu bırakacağım. Çünkü orada da bizim hem yaptığımız, yaptığımız için keyif almanın da ötesinde fayda gördüğümüz ve diğer insanlara da özellikle de ebeveynlere, çocukları olanlara da tavsiye edebileceğimiz bir geleneğimiz var. Biraz da ondan bahsedelim isterim. Kefir dışarıdan aldığınızda içinde birçok şekerli malzemeyle beraber geliyor. O yüzden biz evde tatlandırmayı tercih ediyoruz. Sade kefiri evde tatlandırmayı tercih ediyoruz. Özellikle sufi okuldan geldikten sonra ve spora gitmeden önce çünkü yine kefirin proteinin oranı da yaklaşık herhalde bir bardakta 9-10 grama yakın protein var. Ve spor yaparken ihtiyacınız olan şey protein. Spora gitmeden önce bir bardak kefir içiyor ama kefirin içine neler koyuyoruz? Zeytinyağı koyuyoruz tatlandırmak için. Zerdeçal ve karabiber koyuyoruz.
Zerdeçalı aktif hale getiren şey karabiber. Bu ikisini birlikte aktif hale getiren şey ise zeytinyağı. Bunu kefirle beraber normalde karıştırıp yemeye kalktığınızda tadı çok korkunç oluyor ama kefirle beraber içtiğinizde aromalı bir ayran içiyormuşsunuz gibi oluyor aslında. Aynı zamanda bağırsak sistemine de aşırı faydası var çünkü spor yaparken çok fazla da su tüketiyor yani vücudunu su atıyor. Haliyle kefirdeki o sıvı şeyle beraber un da almış oluyorsunuz ama özellikle biz spordan önce okuldan sonra çünkü aç geliyor ama yemek yemesini istiyoruz çünkü yemek saatine çok yakın oluyor falan böyle. O sırada gidebilecek en iyi şeylerden bir tanesi kefir bizim kullandığımız. Dolayısıyla kefiri de tavsiye ediyoruz herkese ama özellikle de büyüme çağındaki çocuklara kefirin faydaları çok yüksek çünkü. Seyahat edenlere de tavsiye ediyoruz mesela. Seyahat edenlere de tavsiye ediyormuşuz. Evet çünkü seyahat kabızlı diye bir şey var.
Bunun birinci önce. Çok doğru çok doğru. Evet literatürde böyle geçiyor. Dolayısıyla bunun en iyi önleyicilerinden bir tanesi yoğurt ve kefir tüketmek seyahatlerde. Evet aslında bir öğün gibi oluyor değil mi yoğurt ve kefir? Yani demin bahsettiniz ya hani içine granola kattığınızda vesaire meyveyle böyle renklendirince. Mesela sette çalışanlar örnek veriyorum yemek yeme vakitleri yok diyelim. Ama onu bir öğün böyle attığı zaman belki de işte enerjiyi veriyor oradan alıyor. Aynen öyle. İçine işte yeşillik koyabilirsiniz. Yeşillikli salata şeklinde kullanabilirsiniz. Granola koyarsanız biraz daha tatlı yağ dönük oluyor. Cacık zaten bunun en iyi örneği. Bütün sebzeleri yoğurdun içine doğrayıp bir öğün haline getirebilirsiniz. Şahane valla. Evet yemek tariflerimizi de bu şekilde aldıktan sonra sevgileşime katkılarından ötürü çok teşekkür ediyorum. Onun çıkması gerekiyor çünkü biz İlker'le kaldığımız yerden devam edelim.
Görüşmek üzere. Biraz da adam gözünden buyurun abi. Az önce de söylediğim gibi şimdi ben iyici tarafındayım. Evdeki sofra kültürünün o kısmındayım ama orasını da önemsiyorum. Yani şundan ötürü sen şimdi mesela hayatını konuşarak insanları güldürerek rahatlatarak kazanan birisisin değil mi? Ya bunun herhalde en doğal yolu o sofraların etrafındaki konuşmalardan geçiyor. Doğru. Aslında bir sahne gibi sofrada. Yani özellikle yemeği bitirdikten sonra o kalınan süre var. Yani doyduktan sonraki iki saat üç saat bence çok kıymetli. Bir de dediğim gibi yani ben hani normalde arkadaşlarımla da çok toplanmayı sevdiğim için severim böyle hafta sonu bir yere gidelim ya da işte biri gelsin. Ben bu arada çok misafir sevmem onu söyleyeyim. Bir eknot olarak gitmeyi çok severim. Yerlere misafir olmayı. Yani ağırlanmak, uzun sohbetler. Hatta şöyle söyleyeyim abi benim çocukluğumdaki mesela anılardan biri de akrabalar masada sohbet ediyor ve ben masada uyuyakalıyorum.
Ya annemin ya babamın kucağında hani öyle uzun yemekler yeniyor. Sofra şeydir ya hakikaten sahne gibidir. Ama bir yandan da dikkatli olmak gerekir. Çünkü eski kadim bilgelik bize der ki yani su bile dozunda faydalı. Eğer fazla alırsak bir zehre dönüşebilir. Şimdi evet bu sofra kültürü uzun uzun yemekler vesaireler güzel. Ama herhalde orada hani o kantarın topuzunu kaçırmak da çok kolay. O yüzden hani sağlıklı bir yaşam biçimini benimsemek için şey mi yapmak lazım acaba böyle bir yandan yürürken bir yandan yemek şeklinde bir konsept mi geliştirsek? Şey derler ya mesela hani ilk doyduğunda bir bekle bir süre. Çünkü insan doyduğunu anlamıyor. Gözümüz hala aç ya abi bir süre daha bakıyorsun ah şundan alayım falan diye. Hani bence bir yiyeceksin kalkıp dolanacaksın sonra sofraya geleceksin bakalım iştahın devam ediyor mu diye. Yoksa diğer türlü yani saatlerce yerin. Ben o yüzden şimdi seyahat kabızlılığı dedi ya.
Seyahatlerle ilgili böyle bir yerlere gidildiğinde özellikle de böyle açık büfe falan gibi bir yerler varsa çok tehlikeli buluyorum oraları. Dediğin gibi insanın hani gözü doyuyor her şeyi dolduruyorsun böyle tabağına. Oysa o şey çok önemli az önce söylediğin şey. 20 dakika galiba o araştırmalar da bunu söylüyor. İnsanın beyni aslında bu sinyalleri üretiyor. Yani acıktım ya da acıkmadım. Susadım ya da susamadım gibi sinyalleri. Ve o sinyalin hani kapatılması şey vardır ya alarmlar alarm saatler. O bizi uyandıran. Hani snooze diye bir fonksiyon var. Basıyorsun ama çalmaya devam ediyor. İşte mide de öyle midenin de beyne giden o sinyaller ya tamam doydum demesi için bir 20 dakika geçmesi gerekiyor. O 20 dakikada böyle birdenbire doldurursan mideyi o aslında belki de çoktan doymuş olan bir mideye gereksiz bir yükleme yapmış oluyorsun. Evet. Bir de ben şu hataya hep düşerim abi. Yani bir yere gittiğimde eğer çok sevdiğim bir yemek varsa hep onu böyle iki porsiyon ya da bir buçuk porsiyon söylerim.
Bilirim halbuki bir de doyacağım ama galiba ben biraz şeyim ya. Önce gözüm doyacak ondan sonra midem. Bu hata hep düşüyor. Bu gibi konularda bizim yine geliştirdiğimiz bir alışkanlık var. Ya bir de Amerika'da porsiyonlar biraz büyük. Öyle olunca... Mesela biz genelde 3 kişi gidiyoruz eğer ailece dışarıya çıkacaksak. Ve 3 kişi gittiğimiz zaman 2 kişilik söylüyoruz. 2 kişilik söyleyince ne kadar aç olursak olalım özellikle açken hatta. Bölüşünce ve hala o 20 dakika içerisinde doymadıysan zaten hiçbir yere kaçmıyor ki şeyler. Garsonlar orada. Bir tane daha söyle. Bir daha söyle eğer doymuyorsan. Yan masada ilginç bir şey keşfettiysen mesela onu da sonra sipariş verebilirsin. O çok güzeldir bu arada abi ya. Ben hep o oyumdur yani. Böyle önce masaları kol çekelim. Şu ne yiyor? Şununki nedir diye. Bir adını öğrenme telaşım vardır her zaman. Peki misafiri pek almam diyorsun. Kendim misafiri olurum diyorsun.
Hiç almam. Daha da öteye taşıyım. Peki hiç böyle yemek yapmayı denedin mi? Bence ben mutfakta yetenekli biriyim. Böyle bir bilgi var ben. Teori o diyorsun ama. Benim babam da mesela bayılır mutfakta yemek yapmaya girer. Annem de çok sever. Ben ama çok galiba girişmiyorum, denemiyorum. Ben biraz alıştım dışarıdan yemeye açık söyleyeyim. Çok da sevdiğim bir huyum değil ama. Yaptığım 4-5 tane yemek var. Bir de benim şöyle bir alışkanlığım var. İnsanların tam tersine. İnsanlar bir yemeği çok iyice sıkılırlar, bıkarlar. Ben bağlanıyorum abi. Mesela çok sevdiğim bir yemeği 4 gün arka arkaya yerim ve başka hiçbir yemek sormayabilirim. Eğer yaparsam da devam yani. Acaba diyorum bu sevdiğimiz mesela bu tür bir karakter yapısı. Şimdi dinleyicilerimiz arasında da muhtemelen seninle özdeşleşenler olacaktır. Hadi canım öyle şey olur mu diyenler olacaktır. Eminim farklı karakter tiplerini hayal edebiliyorum.
Bu sadece yemeklerle ilgili sınırlı kalmayabilir mi acaba? Yani mesela sevdiğin başka şeyleri de böyle tekrarlar mısın bıkmadan usanmadan? Bu bir sendroma doğru gidiyor. Bilmiyorum. Bir şey çıkacak bende şimdi. Yok yok. Bir yargıya götürmeye çalışmıyorum sadece. Asperger sendromu. İlker meğer yıllardır. Barış Özcan keşfetti bunu. Abi valla en baskını yemek. Ama dediğin gibi diğerine de yatkınlığım var. Mesela bir mekanı çok seversem yeni mekan aramam. Bir sporu çok seversem başka sporlara gözüm kaymaz gibi. Severim alışkanlığı çok severim ben. Sürpriz sevmem hayatımda. Bak şimdi neden böyle bir soru geldi aklıma? Şundan. Bende de benzer bir şey mesela müzikler için var. Yani sevdiğim bir parçayı keşfettim diyelim. Yeni bir şarkı. Yeni olmak zorunda eskilerden de olabilir de ben yeni keşfettim. Onu keşfettikten sonra bırakmıyorum yakasını. Eğer çok güzelse dinlemeye devam ediyorum. Tekrar tekrar.
Şimdi özellikle Spotify ve benzeri streaming platformları hayatımıza girince ben şunu fark ettim. İnsanlar eskisi kadar mesela bu yaptığımı yapmamaya başladılar. Hep böyle sıradaki neydi o? Değiştir. Değiştir. Değiştir kültürü yaygınlaştı. Sıradaki değiştir. Habire yenisini istiyoruz. Farklı bir şey dinlemek istiyoruz sürekli. Oysa herhalde bizim de yaşımızla alakalı bir şey. zamanında işte kasetlerden falan o şarkıları dinlerken zaten mecburen aynı sırayla defalarca dinliyorduk aynı şeyleri. Şey vardı abi işte eskiden kaset yaptırma diye bir şey vardı hatırlarsın. Evet. listeyle giderdin yani. 12 tane parça. O yani işte tatile giderken o dönüşte o. O yani işte tatile giderken o dönüşte o. O. Bir sonraki tatil o. Bütün yaz. Böyle bir alışkanlık da olabilir. Bütün yaz o yaz miksini dinlerdik değil mi? Tabii. Şimdi belki de ondan ötürü bu aynı şeyi tekrar etme. Mesela kendime de soruyorum.
Ben neden acaba bu şarkıya böyle obsesif bir şekilde takıntılı bir şekilde sürekli sürekli dinliyorum? Çünkü her dinleyişimde farklı bir tarafını keşfediyorum. Farklı bir lezzet alıyorum. Acaba sendeki yemek şeyinde de buna benzeyen bir yer bulunabilir mi? Ben farklı tarafını da keşfetmiyorum abi.
Bende o derinlik de yok. Ben arka arkaya bilmiyorum. Ama dediğin doğru mesela hani şimdi Bodrum İstanbul'da çok gidip geliyorum ben yazlara özellikle. Spotify'dan açmama rağmen 12 tane fix parça var. 13. yok şu an fark ettim. O 12 ile giderim 12 ile dönerim. Vallahi biraz daha derin düşünmeye başlayacağım galiba bu konuşmamızdan sonra. Hayatımı biraz daha sorgulayacağım. Galiba yemekten fazlası. Yemek meselesi biliyorsun ihtiyaçlar içerisinde insan ihtiyaçları içerisinde en temel 3 ihtiyaçtan biri. Bir tanesi barınma. Başımızın üstünde bir çatı olması lazım. Bir tanesi giyinme. Vücut çatımızın üstünde de bir şeylerin olması lazım. Ve üçüncüsü de yeme içme. Yani o vücut çatısının içini de doldurmak lazım. Bunlar içerisinde mesela sence vazgeçilmez. Hani bunlar zaten vazgeçilmez de. Biri olmasa da olur diyebileceğin olsaydı hangisi olurdu? Abi giyinme herhalde ya. Çıplak dolaşırdım diyorsun.
Yani bir yerde yaşamamız lazım ve doymamız lazım. Çıplak yaşarsın. Bir utanırsın ama yaşarsın. Yeme içme zaten mümkün değil. Hani bence de diğer iki seçenek bir şekilde hatta bunu bir tercih olarak yapanlar da var. Tamamen mesela ne deniyor? Nomad, gezgin ya da göçebe kültürünü benimseyenler var. Ya da nudistler var işte. Ama mesela açist ya da başka ne bileyim buna benzeyen bir kavram zaten yok. Ekmeğe hepimizin ihtiyacı var abi. Giyinmesek oluyor da ekmeksiz olmuyor maalesef. Bu arada o göçebelik de bana hiç gelmez. Yani ben hakikaten kafamı hep bir yere sokmak zorundayım. Öyle hani hayatlar var ya bazen YouTube kanallarına bakıyorum. Adam işte hiçbir yerde kalmıyor. Seyahat ediyor. Yollarda kalıyor. Çadırlarda kalıyor falan. Karavanda. Ben orada yokum ya. Benim evim belli olmalı, net olmalı. Bence o YouTube kanallarında o çekimleri yapanlar da birazcık ekmek kapısı olarak görüyorlar o işleri gibi geliyor bana.
Gece otelde kalmıyor yani. Tabii yani sadece macera amacıyla bütün bir hayatını şey yapabilmek. Elbette istisnai insanlar var ve benim tanıdıklarım da var. Ama genel olarak biz insanlar işte avcı toplayıcı kültüründen sonra bir şekilde bu yerleşik hayatı benimsemişiz. Sevmişiz de. Fena da değil. Yani özellikle soğuk zamanlarda. Barınma ve giyinme ihtiyaçlarının karşılanması. Ama yeme içme de bunun da ötesinde bir kültür inşa etmemiz gerçekten çok bana çarpıcı gelir her zaman. Seni de zaten davet etme sebeplerimden bir tanesi o. Yani kültürel bir şey yaptığın için, bir kültür oluşumunda rol oynadığın için. Sofralar bir sahne dedin ya. Gerçekten de öyle. Ve sanatla ya da eğlenceyle hiç ilgisi olmayan kişiler bile ister istemez bir şekilde o sahnenin bir tarafında yerlerini alıyorlar, oturuyorlar. Bununla ilgili de aklıma şöyle bir şey geldi. O kadar ki, şimdi ileriye götüreceğim. Hani biz zaten sosyal bir milletiz ama.
Mesela sosyallik konusunda sıkıntılar yaşayan bazı kültürlerde, Asya kültürlerinde mesela. Bilmiyorum hiç denk geldim mi? Kamera karşısında yemek yeme gibi bir trend başladı. Bundan birkaç yıl kadar önce. Biliyorum. Evet gördüm. Kore'de özellikle ya da Japonya'da bazı YouTuber'lar çıkıyorlar. Kameranın önüne sofrayı kuruyorlar. Ve bir yandan da yemeğe devam ediyorlar. Senin böyle YouTube'da yeme içme ile ilgili dikkat ettiğin, dikkat ettiğin değil, dikkatini çeken enteresan bir şeyler var mı? Valla abi dediğin şeyi sonlara doğru anladım. Ben o kanalları takip ettim. Özellikle Asyalı hanımefendiler. Çok değişik deniz ürünleri tadıyorlar. Onları sen de görmüşsündür abi herhalde. Evet. Sulu sulu böyle kabuklu falan. Evet evet. Onları zaten izlememek. Demek mülte. Mümkün değil yani.
Karşına çıktığıma bakıyorsun yani. Onun dışında yemek kanalları takip ediyorum ben ya. Ya şu an spesifik olarak adını veremem ama yemekle alakalı ve yemek yenerken edilen muhabbetlerle alakalı kanalları gördükçe takip ediyorum yani. Kalıyorum geçemiyorum. Benim dikkatimi çeken, ben takip edemiyorum açıkçası. Bende şöyle bir özellik var. Yine belki seyirciler, izleyicilerimizden, dinleyicilerimizden iyice karıştırıyorum şeyi. İzleyicilerimizden bazıları özdeşlik sağlayabilir. Ya ben yeme içmeyle ilgili bir şey izleyince direkt acıkıyorum. Yani o yüzden izleyemiyorum. Fakat dikkatimi çeken bir şey var. O da şu. Özellikle acı sosları deneyen bazı kanallar var. İngilizce kanalları özellikle. Ve bir şekilde nedense o format çok tuttu. Evet. Dünyanın en acı biberini deniyoruz falan değil mi? Ama sadece o da değil. Sadece mesela değişik acı sosları sofraya koyuyorlar ve ünlüleri, selebritileri davet ediyorlar.
Ve şu anda bizim yaptığımız sohbeti acı soslar eşliğinde devam ettiriyorlar. Ben bak bir iyilik yaptım. Öyle bilmiyorum acıyla aran nasıl ama. Hiç yok. Benim de pek fazla yok. O formatı o yüzden ben çok benimseyemiyorum. Şey olabilir mi abi? Acı insanın hiç görmediğimiz bir yüzünü gösteriyor ya bize. Çok güzel bir tespit. Hani ünlünün gerçekten böyle bir efendi efendi kibar kibar konuşurkenki halleri herkesle mevcut da acı yiyen insanın ne ünlülüğü kalıyor ne başka bir şey kalıyor. En yakın suya koştuğu için belki o değişik hallerini merak ettiğimiz için işte milyonlarca izleniyor o videolar. Şimdi ben buradan çok güzel bir yere bağlantı yapacağım ve yavaş yavaş sohbetimizi toparlamaya çalışacağım. Şimdi acı dedin ya acı çekmek de beraberinde geliyor. Bu bir duygu. Hatta kimilerine göre bence de öyle. Duyguların en keskin olanlarından bir tanesi. Ve dediğin gibi mesela o şovlarda bir madde eşliğinde bir acı biberle ya da bir şeyle birdenbire insanlara o duyguyu verebiliyorsun.
Fakat mesela şöyle bir şey yapamıyorsun değil mi? Sana hiç şey yapıyor mu? İlker hadi beni güldür. Ya bu mümkün değil. Yani onun için böyle bir... Çok mümkün değil demeyelim de abi yine. Ya şöyle. Ara ara. Ama yani şöyle hani bir anda hadi. Tabii tabii. İlker şimdi 10 saniyen var beni güldür. Abi bana bir şaka yapsana. Bana bir şey yapsana. Mutlaka hani diyorlardır böyle komedyenlere. Tabii tabii demez olurlar mı ya? Hayatımız öyle geçiyor. Şimdi bunu sen bir hikaye anlatıcılığıyla belki işte 10 dakikalık işte ne bileyim 20 dakikalık hani böyle bir sette bir stand-up gösterinde yapabiliyorsundur. Çünkü orada bir hikaye anlatıyorsun. İnsanları adeta yoğuruyorsun. Bu arada yoğurt da yoğurmak kelimesinden geliyor diyenler var. Aklında olsun hani yoğurtmak şeklinde. Enteresan bir şey. Evet bak bağlantılar geliyor böyle. Yani sen de bir anlamda yoğurt misali insanları karşındaki insanları. Tabii hazırlıyorsun yani.
Girişim var gelişmen var. Punchline'ın var öyle diyorlar artık stand-up dilinde punchline o vurucu nokta. Ama 10 saniyede bu çok mümkün değil. Çok zor. Yani hani bir cümlelik espriler vesairelerde var ama hani çoğu böyle ne denir cringe kalıyor biraz böyle yapay kalıyor. O acı biberi yediğimiz zaman verdiğimiz tepkiyi almaksa çok daha kolay. Yüzde yüz çalışıyor bir de. Bir de abi hep aynı tepki. Bana bir şey olmaz diyor. Acıyı yiyor sonra böyle iki saniyen göz bebeğine bakıyorsun o arkadaşın. O tadının kaçtığı çok keyif. Ya işte bence az önce sofraların sahne olduğunu söyledik. Bunun sebebi de belki de hani sosyalliği de katalizör gibi adeta tetikliyor ya. O sofranın etrafındaki insanların farklı lezzetlere verdikleri tepkileri görmek istiyoruz belki de. Yani o çok güzel olmuş işte harika bu falan. İlla acı olmak zorunda değil farklı bir baharat olabilir güzel bir lezzet olabilir. Bir ihtiyacın karşılanması sırasında insan vücudunun ve özellikle yüzünün gözünün gözünün bebeğinin verdiği tepkiler.
Biz insanları mutlu ediyor bir şekilde. Abi şöyle bir laf vardı hatırlarsan hani anneler yemek yemez izler ve doyar diye hatırlar mısın? Vay pek bilmiyorum bu lafı ama güzelmiş. Yani şöyle belki de böyle bir lafı yoktur ben de uyumuş oluyorum şu anda da. Hani anne mesela bir sofra kurdu diyelim işte çocukları var eşi var vesaire. Herkes böyle anneciğim ne güzel yemekler yaptım falan diye öve öve ballandıra ballandıra anlatınca. Anne şey der ben doydum hani ben yemeğimi yedim sağ olun sizin övgüleriniz benim yemeğime getirir. Yani orada manevi bir tatminde var maddi tatminin ötesinde. Tabii tabii aynen öyle. O mutluluk anneyi doyuruyor yani ya da yemeği kim yaptıysa onu tatmin ederek doyuruyor. İnsanların o mutluluğu. Dedik. İlker'cığım çok teşekkür ediyorum. Çok güzel bir sohbetti bence. Çok teşekkür ederim. Çok memnun oldum abi katıldığı için. İlker'e benimle bu sohbeti gerçekleştirdiği için çok teşekkür ederim.
Sevgili eşime de teşekkür ederim. Tadı damakta kalan bir sohbet oldu gerçekten. Farkındayım. Son dönemde hayatınızına yetişmeye çalışırken bir araya geldiğimiz sofraların sayısı azaldı. Ama unutmayın küskünlüklerin giderildiği, kahkahaların yükseldiği, ufuk açan konuların konuşulduğu sofralar hala çok kıymetli. Siz de hem damak tadınızı hem de sosyal yaşantınızı o güzel sofralardan mahrum bırakmayın derim ben. En güzel anılarınızdan bazılarını o sofralarda edineceksiniz eminim. Fırsat buldukça sevdiklerinizle bir araya gelin. Onlara güzel yemekler hazırlamak da bu sürecin en keyifli yanlarından biri bu arada. Mutfaktaki yaratıcılığınızı geliştirmek ve bunu sergilemek de bu hikayenin bir parçası yani. Birlikte olmayı, paylaşmayı ihmal etmeyin. Şimdiden hepinize afiyet olsun.