
12 Punto Times New Roman
Yıllarca ödev ve belge hazırladığımız Times New Roman'ın soy kütüğü nedir? Bir yazı tipi nasıl ciddiyetin simgesi haline gelir?
Bir gün Londra'nın en önemli gazetelerinden The Times'a zehir zemberek bir eleştiri gelmiş. İşte ucuz kağıt, kötü punto, sıkışık yazılar, baştan aşağıda Times Londra'ya yakışmayan bir baskı biçimi diye bir eleştiri. Tarih 1929 ve yazıyı yazan kişi Stanley Morrison. Kendisi bir harf ustası. Dönemin en etkili yazı tipi danışmanlarından. İşi harflerin şekliyle ilgilenmek olan bir uzman bu. Font deyince ondan soruluyor. Böyle bir adam gazetenin baskı şeklinden felaket rahatsız olmuş belli. Tasarımı çok demode buluyor. Hatta ona kalsa Times'dan kilise broşürü bile olamaz. O derece. Şimdi nereden çıktı bu konu diyeceksiniz. Bu kadar niş bir eleştiriden bize ne? Ama bakın bu eleştiri bizi taa nerelere kadar götürecek. Fırçayı yiyen gazete ekibi alttan almış. Demişler ki, E madem öyle buyur güzelini sen yap.
Ve ondan bir yazı tipi tasarlamasını istemişler ya. Öyle hemen eleştiri yapmak kolay.
Öyle bir yazı tipi olsun ki demişler. Hem gazetede güzel görünsün hem de kolay okunsun.
Gel de sıkıysa yap böyle bir işi.
Morrison tabii bu Hodri meydan teklifi hemen kabul etmiş. O da az değil. Yapıcı eleştiri diye buna derler. Hemen işe koyulmuş ve eski kaynakları taramaya başlamış. Bakın biz zaten şu anda 100 yıl önceki bir hikayeyi konuşuyoruz. O daha da gerilere gidiyor. Matbaanın yeni çıktığı zamanlara kadar gitmiş. Yeni bir icat tabii. Çok canlı o zamanlar. Ve tabii böyle bir icat toplumu doğrudan etkiliyor. O dönemden başlamış taramalara. 16. yüzyıl kitap baskılarından ilham almış. Ve gerçekten de yeni bir yazı tipini tasarlamış. Bizim bugün gayet iyi bildiğimiz, çokça aşina olduğumuz ve belki de bazılarımızın işi gücü gereği çokça kullandığı için kendisinden sıkıldığımız o ünlü yazı tipini tasarlamış. Times New Roman.
Roman diye de okunabilir belki ama ben bu bölüm boyunca size yazıldığı gibi okuyacağım. Times New Roman diye. Ve 3 Ekim 1932'de Morrison'ın eleştirisinden 2-3 yıl kadar sonra gazete yeni tasarımıyla ilk defa baskıya girmiş. Tasarım gayet güzelmiş evet ama aynı zamanda bir sayfaya daha fazla kelimenin sığmasını da sağlamış. Yani daha fazla reklam alanına fırsat vermiş. İşin ekonomik tarafına da yaramış bu durum anlayacağınız. Hem estetik hem fonksiyonel hem de hesaplı olunca işte bu ivmeyle Times New Roman bütün yayıncılığın her alanına yayılmaya başlamış. Artık öyle sadece gazetelerde de değil. Kitap baskılarında da kullanılmış ve zamanla bütün yayın evlerinin gözdesi ilk tercih haline gelmiş. Ama bir şey var ki esas o şey Times New Roman'ı bugünkü konumuna getirdi arkadaşlar. Windows işletim sistemi olan. 1992 yılında bu fontu lisanslıyor ve üstüne bir de dosyaların varsayılan yazı tipi haline getiriyor.
E öyle yapınca tabii birdenbire 90'lı yılların bütün resmi yazışmalarında, bütün belgelerinde hatta işte okula verilen ev ödevlerinde falan Times New Roman fontu kullanılmaya başlanıyor. Bu bir alışkanlık yaratıyor besbelli çünkü artık resmi makamlarda dokümanları, belgeleri çoğunlukla bu fontla, Times New Roman'la istemeye başlıyorlar o yıldan itibaren öyle değil mi? Şimdi bugün bilgisayarınızı açtınız ve bir belge hazırlayacaksınız diyelim. Bu belge bir ödev olabilir veya resmi bir doküman fark etmez. Genelde hemen elinizin gittiği tek bir yazı tipi vardır değil mi? Times New Roman'dır bu. Hatta bazılarımız belki de sıkılıyoruz hep aynı yazı tipini kullanmaktan. Garamond'a ya da işte Ariel gibi bir takım fontlara geçiş yapalım istiyoruz. Benim kişisel tercihim Georgia mesela. Yaygın kullanıldığı için hem de estetik birazcık da böyle arkaik gözüktüğü için tercih ediyorum. Ama işin nihayetinde resmi kısımlara falan geldiğimizde daha böyle bir ciddiyeti olan böyle takım elbise giymiş bir font aramaya başlıyoruz.
Ve Times New Roman böyle bir font olduğu için onu seçiyoruz. Tabii burada benim aklımı kurcalayan bir şey var arkadaşlar onu da sizinle paylaşayım isterim. Bu hikayeyi biraz da sizin karşınıza getirmeme sebep olan bir soru bu. Nasıl oluyor da bir yazı tipi yani harflerin yazılış biçimi bir durumu ciddiyet gibi bir şey temsil edebiliyor? Mesela işte komik sansı düşünün. Böyle yaramaz bir çocuk gibi değil mi? Garamond çok centilmen bir beyefendi gibi görünüyor. E o zaman Times New Roman'daki bu memurluk öğretmenlik havası nereden geliyor acaba? Harflerin şeklinin de bir ruhu mu var? E olmaz mı? İşte bugün peşinde gideceğimiz sorumuz tam olarak bu. Harflerin şeklinin ruhu.
Şimdi Times New Roman'ın geçmişini araştırarak başlayalım. 1920'lerin İngiltere'sinden kalkıp 780'lerin Lombardiya'sına gitmemiz gerekiyor Times New Roman'ın soykütüne ulaşabilmemiz için. 8. yüzyılda Kuzey İtalya yani Lombardiya feodal bir krallık. 774 yılında Şarloma Lombardiya'yı ilhak edip yani fethedip kendini de Frankler ve Lombardların kralı ilan ettiğinde çok ciddi bir problemle karşılaştı arkadaşlar. Eline gelen yazışmaları okuyamıyordu o zamanki insanlar. Çünkü her dükalık, her derebeylik kendine göre Latince'yi farklı farklı şekillerde ifade ediyordu. E bölgelerdeki Latincenin bu farklı ağızları, farklı imnaları, farklı el yazıları kullanıldığından Şarloma'nın eline geçen bir belgeyle işte başka bir belge birbirine benzemiyordu. Bu da tabii hem akıl sağlığı hem de diploması için neredeyse bir faciaydı. Kimse birbirinin ne demek istediğini tam olarak anlayamıyordu ve bu sorunu çözmek gerekiyordu.
El yazması eserlerdeki bir okunabilirlik sorunu için hızlıca çalışmalara başlanmış o dönemde. Şarloman Saray'da bu işle ilgilenebilecek bir kürsü kurmuş ve başına da Yorklu Elkvin'i getirmiş. İşte bu kürsünün yaptığı çalışmalar tarihe Karolenge Minuskül yani Şarloman'ın küçük harfleri olarak geçmiş. Karolenge el yazısı Batı Roma çöktüğünden beri Latin alfabesinin ilk bilinçliği kapsamlı standartizasyon girişimi arkadaşlar. Ve bu girişim o dönemde eşi benzeri olmayan ölçüler getirdi. Mesela şunu düşünün aslında şu an farkına bile varmadığımız böyle kelimeler arasında bir şey var değil mi? Boşluk. İşte ona bile o zaman karar vermişler böyle bir değişim. Boşluğa karar vermişler basbayağı. Antik Roma yazıtlarına bakarsanız eğer ya böyle işte kelimeleri bitişik bitişik yazıyorlar ya da kelimeler arasına ayırmak için nokta koyuyorlarmış hep. El yazmalarındaysa öyle kelimelerde işte kelimelerin arasında boşluk bırakma alışkanlığı falan hiç yokmuş.
Hatta araştırmacı Paul Sanger'ın bir kitabı var. Kelimeler arasındaki boşluklar diye bir kitap. O dönemde insanların bir el yazmasını ancak sesli okurlarsa anlayabildiklerini ileri sürüyor. İşte Şarloman bütün bir krallığın iletişim ağını bu şekilde yeniden düzenlemiş. Yeni el yazısıyla Latince'nin binbir türlü halini gördüğümüz o krallık içi iletişim tek bir forma tek bir yazıma sokulmuş. Bu formun yaygınlaşması ve kalıcı olması için tabi ciddi bir eğitim reformu da yapmışlar haliyle. Soylu olanlarla olmayanlar bu el yazısını öğrenmeye başlamışlar. Bir taraftan da işte katipler Vergilius, Cicero gibi Romalı yazarların eserlerini kopyalarken de bu el yazısını kullanmışlar. Cicero'nun, Jules Cesar'ın günümüze kadar kalan bazı eserleri bu kopyalar sayesinde korunmuş.
15. yüzyıla geldiğimizde bu metinler hani şanslı bir tesadüfle yeniden keşfedilecek arkadaşlar. Ve bu yeniden keşif de İtalyan Rönesansı'nda yeni yazı tiplerinin doğmasına önayak olacak. O yüzden bir de şimdi 8. yüzyıldan 15. yüzyıla bir geçiş yapalım ve İtalyan Rönesansı'ndan bir örnekle devam edelim.
Da Vinci'nin bu eserine aşinayızdır herhalde değil mi? Son akşam yemeği. Bu arkadaşlar kocaman bir duvar resmi.
Milanda. Santa Maria della Grazia manastırının duvarına yapılmış ve yerden böyle yaklaşık 4,5 metre falan yüksekliğinde. Çok büyük ölçekli bir iş. Resimde anlatılan sahnede ise İsa havarilerine ona bir havarinin ihanet edeceğini açıklıyor. Da Vinci her bir havarinin İsa'nın açıklamasına verdiği tepkileri de böyle ayrı ayrı çizmiş. Bu tepkiler onların karakterlerine has düşünülmüş tabii. Baya yeni bir şeymiş o dönemde böyle resimdeki bütün insanları karakter analizi falan yaparak çizmek.
İnsanı odağa alan hümanist düşüncenin etkisinde sadece İsa'yı değil yanındaki hani tırnak içindeki normal insanları da çizmeye başlamış ressamlarında. Bu bakımdan da önemli. Humanist düşünce 15. yüzyılda ortaya çıkmış ve İtalyan Rönesansı'nın önde gelen düşüncelerinden biri ve adından da anlaşılacağı gibi insan merkezli bir düşünce akımı bu. Onu yeniden araştırılması, yeniden inşa edilmesi gereken bir olgu olarak ele alıyor. E bunun da tabii dil, dil bilgisi, edebiyat, insan, insan etiği falan gibi şeylere odaklanan bir felsefe bilimine yöneliyorlar o zamanlar. Aristo, Platon'un fikirlerini de yanlarına alıp bir güzel kendilerine yeni bir akademi kuruyorlar. İşte burada arkadaşlar sahneye İtalyan Rönesansı için çok önemli bir aktör giriyor. Gian Francesco Pozzo Bracciolini.
Bracciolini humanist bir katip yani el yazması eserleri kopyalayarak çoğaltan birisi. İşi yazmak ve Avrupa'da manastır kütüphanelerinde gezerken Karolenge el yazısıyla yazılan bir takım el yazmalarını buluyor. Ama işin komik tarafı bu metinler Antik Roma'ya ait zannediliyor önce. Ve bu yüzden Karolenge el yazısının ismi Littarae Anticoae yani antik harfler oluyor. O zamanlar tabii böyle bir antik olana geri dönüş hevesi de var. Öyle olduğu için kimsenin aklına ya bu orta çağdan kalma bir iştir demek de gelmemiş herhalde. Neyse Bracciolini şimdi bizim bu Karolenge el yazısı olarak tanıdığımız antik harfleri alıp bir güzel ondan humanist el yazısını üretmiş. Bu humanist el yazısının ilginç bir tarafı var. Karolenge yazısı nasıl vaktinde bir standartsa humanistler de kendi el yazılarını çoğunlukla bu usulde yazmaya başlamışlar. Ve zaman içinde humanist metinler yalnızca içerikleriyle değil yazı stilleriyle de bir tanınır hale gelmiş.
E bu durum bizim Times New Roman'la olan ilişkimize de benziyor. Biz nasıl resmi olanı Times New Roman'la ifade ediyorsak humanist yazarlar da insana dair görüşlerini humanist el yazısıyla ifade ediyorlardı. Hatta şöyle bir spekülasyon bile yapabiliriz. Humanist yazarlar birbirleriyle olan özel yazışmalarında humanist el yazısını bak ben de humanistim ha diye tanıtmak için bir çeşit şifre gibi kullanmış olabilirler. Hani secret handshake, gizli el sıkışması gibi bir şey. Humanizm bir ideale dayanıyor. Odağımızdaki insan ideal bir insan. Humanizme göre ideal bir insan nasıl? İnsancıl olmanın tüm özelliklerini taşıyor. Yani yardımsever, şefkatli, merhametli ama aynı zamanda mağrur, hakim, biraz da mazbut olmalı. Yani humanist insan hem faydalı olma isteği hem de faydalı olma becerisi taşımalı. Birisi olmadan ötekisi o kadar etkili olmuyor çünkü. İşte humanizmin insana atfettiği bu özelliklerden bahsettikçe ben de şunu düşünüyorum.
Humanistlerin gizli bir kod gibi kullandıkları el yazısı da bu özellikleri zaman içerisinde içermeye başlamış olabilir mi? Hani biz Times New Roman'a baktığımızda böyle bir ciddiyet hatta biraz da sıkıcılık görüyoruz ya.
Onlar humanist el yazısına baktıklarında acaba ne görüyorlardı? Ortaklık, dostluk, insan sevgisi? Şimdi burada kısa bir ara verelim. Döndüğümüzde şu harflerin şeklinin ruhu meselesine biraz daha derinlemesine gireceğiz.
Londra'dan Lombardiya'ya çıktığımız uzun yolculuğun ardından kolay okunurluk adına alınan kararların bizi Times New Roman'a kadar nasıl getirdiğini konuştuk. Peki acaba bugün dökümanlarımızı hazırlarken Times New Roman'ı seçmemizin ardındaki tek neden okunabilir olması mı?
Times New Roman bir meşruiyet yani herkesçe tanınan bir ciddiyet, bir resmiyet de taşıyor mu? Evet değil mi? Eğer bunu taşıyorsa bu meşruiyetin tarihini yazı tipinin sembolik anlamından da çıkarabilir, okuyabilir miyiz acaba? Bu sorunun cevabını anlamaya çalışırken biraz semiyoloji biliminin meselesi olan sembollerden, işaretlerden de bahsetmek istiyorum şimdi sizlere arkadaşlar. Hani sembolleri nasıl tanımlayabiliriz? Kırmızı elmanın yasak aşkı mesela değil mi? Beyaz güvercinin barışı temsil etmesi olarak düşünebiliriz. İşte semboller söz konusu olduğunda nedensel bir bağlantı anı takip edebiliyoruz.
Kırmızı elma ne getiriyor aklımıza? Önce yasak elmaya götürüyor bizi. Oradan da Adem ile Havva'ya götürebiliyor mesela. E bir de harfler ve rakamlar gibi işaretler var. İşaretler anlamın keyfi ve uzlaşımsal yani toplumun ortak kararıyla oluştuğu dil bilimsel ögeler. Burada da geriye dönük bir takım bağlantılar kurabiliriz tabii ki ama bu bağlantılar daha soyut bağlantılar.
Mesela A harfini düşünün. Herhangi bir başka şekilde de olabilirdi değil mi? Latin alfabesinde o ses A şeklinde gözüküyor. Arap alfabesinde mesela çok daha farklı görünüyor. Veya biz işte A deyip duruyoruz. A harfini A diye telaffuz ediyoruz. Ama İngilizce konuşan biri A diye telaffuz ediyor. İşte sembol ve işaretleri ayırt ederek Times New Roman'a baktığımda ben şunu fark ediyorum. O da bir işaretler sisteminden, harflerden oluşuyor. Ama bununla birlikte bu harfler yani işaretler de kendi başına sembolik bir anlam ifade etmeye başlıyor. Soyut işaretlerden oluşan bir sistem o kadar kültürel önem kazanmış ki şimdi bize otoriter geliyor. Ciddi gelebiliyor.
Times New Roman resmen kendi mitini oluşturmuş arkadaşlar. Peki bu nasıl olabilir?
Bu olgu dilin belki de en karmaşık işleyen ama bir yandan da en keyifli noktası. Metaforlar diye bir bölüm yapmıştık. Orada bu mekanizmanın beynimizdeki karşılığından bahsetmiştik hatırlarsınız belki. İşte metaforlar gibi mitler de edebiyata has değil. Gündelik hayatımızda biz mitleri nasıl düşünüyoruz? Tanrısal öyküler olarak değil mi? Tanrılar, kahramanlar, insanlık için ateşi çalan Prometheus, ölümsüzlüğü arayan Gılgamış gibi şeyler. Ama 20. yüzyılın en etkin düşünürlerinden biri Roland Barthes. Mit'i alıyor ve bugüne taşıyor. Onun için mitler artık yalnızca antik öyküler değil. Aynı zamanda ifadenin kendisi de bir mit olabilir. Mit bir sözdür diyor Barth. Yazdı kitaplarında, eserlerinde. Mitler yalnızca yazarak ifade ettiğimiz sözler değil. Onlar bir eşya da olabilir, bir saç da olabilir veya bizim konumuza gelirsek bir yazı tipi de bir mit olabilir. Hadi bir örnekle bunu anlamaya çalışalım şimdi.
Dağıttık konuyu ama toparlayacağız hiç merak etmeyin. Emoji'lerden göre çıkalım mesela. Emoji aslında nesnelerin görselleştirilmiş hali değil mi? Bir piktogram grafik tasarım dilinde. Biz onları iletişimde kullandıkça kendi sembolik anlamlarını kazanmaya başlıyorlar. Mesela bir gül, bir nazar boncuğu ya da bir ateş. Şimdi Prometheus deyince aklıma geldi. Ateş kendi başına yalnızca bir piktogramdır değil mi? Ama biz onu alıp da iletişimimiz esnasında kullanırsak o bir beğeniyi de ifade etmeye başlayabilir.
Bu emojiler bile kendi mitlerini yaratmaya başladılar yani arkadaşlar. Tabii onları anlamlandıran ve hayatımıza katan biziz. Ateş emojisi gerçekten de bunun çok iyi bir örneği. İşte sosyal medyada beğendiğimiz biri var diyelim. Ona olan beğenimizi ifade ederken ateş emojisi kullanabiliriz mesela değil mi? Ya da belki sizin için de birileri kullanıyor olabilir. Ateşi. Ama bakıldığında her şey bir piktogramla yani ateş nesnesinin görsel ifadesi olan emoji ile başlayabiliyor. Şimdi ateşin anlamlarını düşünün. Birinci anlamı ne? İşte uçucu yanıcı olan fiziksel tepkime. İkinci anlamı ilk anlamından çok alakasız olmasına rağmen insanın onu iletişimde kullanmaya başlamasıyla neye dönüşüyor? Çekici olana. Ateş çekici olan. Hat, sıcak, ooo, alev gibi. Üçüncü katman daha da ilginç arkadaşlar. Ateş emojisi aynı zamanda flört eden kişinin nasıl biri olduğunu da gösteriyor. Gösterge bilim. Bart dedik ya şimdi.
İşte ateş emojisi kullanarak flört eden kişi de ne olabiliyor onun yanına ateşi koyduğunuz zaman? Çapkın olabiliyor. Direkt olabiliyor mesela.
Prometheus insanlığa ateşi verdiğinde Zeus'un emirlerine karşı gelmişti değil mi? Ve insanlığa yalnızca ateşi değil aynı zamanda rasyonel düşünceyi de hediye etmişti hatırlarsınız. İnsanı diğerlerinden ayıran şey ateşi kullanabilmesiydi. Onunla yedi, onunla içti, onunla üretti, yarattı. Prometheus insana ateşi verdi ve insan ondan bir piktogram yaptı. Ve bu piktogram kalktı bir flört ifadesine dönüştü. Ardından da herhangi bir insana ait bir yargı haline geldi. Yani bu yolculuğumuzun bu noktasına geldiğimizde artık o ateş mi acaba hala? Mit işte bu şekilde hareket ediyor. Evet. En önemli özelliği mitlerin artık ayırt edilemez derecede doğal hale gelmesi belki de. Yani anlamlarının biz farkına bile varmadan ortaya çıkması. İşte Times New Roman'ın meşruiyeti de böyle bir şey. Times New Roman evet bir eleştiriyle doğdu ve bir inovasyon getirdi, doğurdu. Ve bu inovasyon zaman içerisinde normalleşti.
Normal olan ansızın kanunlaştı adeta. Meşru hale geldi. Meşruiyet ise kimimize bir iç sıkıntısı verdi. Sıkıldık. Bu arada Times New Roman da ortadan kaybolmaya başladı. Yenilerine yerini bıraktı. Bu gördüğünüz gibi çok sarsılmaz kırılmaz bir döngü. Şimdi o boş doküman sayfasına geri dönelim mi? Neydi olayımız? Bilgisayarınızı açtınız ve yetiştirmeniz gereken bir ödev var. Ciddi bir işiniz var. Ve hemen eliniz doğal olarak Times New Roman'a gitti. Ya da varsayılan olarak. Hatta biraz önce de söyledik. Belki sistem kendi seçmiş olarak o boş sayfayı önünüze açtı. Bu önceden yapılmış seçim bir mitin kendi döngüsünü tamamlaması işte. Times New Roman'ı ciddi olduğuna karar veren siz olduğunuz için değil. Hikayenin sonunda Times New Roman'ın ciddi olduğuna dair bir mit oluştuğu için biz artık bu seçimi yapıyoruz.
İşte Times New Roman'ı meşru kullan bu olay örgüsünü anladığımız zaman normale, meşru olana bakış açımız da değişiyor. Normal olana sanki doğalmış gözüyle bakmıyor muyuz?
Biz Times New Roman'ı kullanıyoruz. Hadi gidelim Lombardiya'ya orada da Karolenj el yazısı kullanılıyor. Normal olan sürekli değişiyor. Yani normali biz kuruyoruz. Biz ne olduğunu tercih ediyoruz. Sonra da onu doğal bir şey sanıyoruz. Kendi kendimizi kandırıyoruz. O yüzden Barth diyor ki bizler mitoloji uzmanları olmalıyız. Ben de diyorum ki iyi hikaye anlatıcıları haline gelmeliyiz. Toplumun, tarihin, politikanın bizim yerimize seçimler yapmasına engel olmak için bunu yapmalıyız.
Kendi hayatımızdaki mitler peki? Bizim tarihimizdeki kişisel tarihimizden bahsediyorum. Objeler de kendi tarihlerini ve mitlerini yaratıyor olabilir mi? Mesela size alınan bir çiçek veya sahilde gezerken bulduğunuz bir deniz kabuğu. Bunlar böyle bireysel tarihinizin mitleri haline gelebilir mi? Cevabı evet olan bir soru bu. Çünkü Times New Roman sayısız mit arasından yalnızca bir tanesi. Aynı mekanizma hayatımızın her noktasında işlemeye devam ediyor. Ve bugünün anlam arayışı yarının mitlerini oluşturabiliyor. Bakın ta nerelerden bir gazete eleştirisinden Charloman'ın okuyamadığı mektuplara kadar uzandık bu bölümde. Karolenge el yazısı, hümanist katipler, işte o Morrison denilen eleştirmenin öfkelenip de gazeteye fırça atması, oradan Times New Roman fontunun çıkması, en sonunda da karşımızdaki ekranlardan bize bakması. Bin yıllık bir zincir aslında bu ve her halkası birinin verdiği bir karar.
Ama biz çoğunlukla halkanın kendisiyle değil yalnızca son ucuyla muhatabız. Bence bu hikayenin bize asıl bıraktığı şey de bu arkadaşlar. Hangi kararın sonucunu yaşıyoruz diye küçük bir merak. Bir yazı tipinin arkasında binlerce yıl varsa, masada duran bir bardağın, cebinizdeki bir anahtarın, hatta şu anda oturduğunuz koltuğun arkasında neler vardır neler.
Kaynaklar (6)
- Carolingian minuscule
- Library Acquires First Edition of Plato’s Works – University of Illinois Library, Office of Advancement
- Stanley Morison
- Times New Roman Font: The Definitive Guide
- Space Between Words: The Origins of Silent Reading : Free Download, Borrow, and Streaming : Internet Archive
- Social:Humanist minuscule