Sıkılmak Bazen İyidir
Canınız mı sıkılıyor? Belki de bu bölümü dinleyebilirsiniz? Böylece neden sıkıldığımızı ve sıkıldığımızda neler olduğunu öğrenebilirsiniz. Sıkılmak, kesinlikle çağdaş yaşamın tabularından biri. Ama artık ona yeni bir gözle bakmaya, onu biraz da olsa kabul etmeye ihtiyacımız var. "Sen Ben O" podcastini dinlemek için: https://open.spotify.com/show/4Nmm0SwSDbtk828V0Qny4K
Merhaba, ben Barış Özcan. 111 Hertz'e hoş geldiniz.
Şimdi, bir otobüs yolculuğunda hayal edin kendinizi. İstanbul-Ankara yolculuğu olsun. Doğru ya, trende yer kalmamıştı. Biz de ancak otobüs bileti bulabilmiştik. Yolumuz yaklaşık 6,5-7 saat kadar sürecek. Koltuğumuza oturduk ve araç yavaştan yola koyulmaya başladı. Ne yaparız? Ne demek ne yaparız? E oturuyoruz işte, yolculuk yapıyoruz ya. İyi de bir dakika ya. Hiç kimse 7 saat boyunca başka bir şey yapmadan yalnızca oturmaz ki. Hatta çoğu zaman oturmaz bile. Çoğu zaman uyur. Ama diyelim ki biz uyumadık. Oturduk. Bilincimiz açık. O zaman ne yaparız? Kimisi eğer almışsa yanına bir kitap okur. Yolculuk içinde bir yolculuğa çıkar. Diyardan diyara gezer. Ama yanımızda hiç kitap almamış da olabiliriz. Veya almışsak bile dokunmayabiliriz. Olsun. Merak etmeyin firmamız bizi bu dertten kurtarmak için her şeyi düşünmüş. İşte hemen önümüzde...
Bilme yalnız kalmayın. Niye çekiniyorsun? Saçmalama. Televizyon. İster ne oluyor ne bitiyor haberlere bakın. Veya isterseniz güzel bir film varsa bir film izleyin. Ya da takalım kulaklığımızı. Biraz müzik dinleyelim. Yine bir nevi yolculuk içinde bir yolculuk.
Aa bak hazır telefonumuzu elimize almışız. Biraz haberlere, biraz sosyal medyaya filan da göz gezdiririz. Kaydırıp dururuz. Ya da birileriyle mesajlaşırız. Ya da açarız bir podcast dinleriz.
Mesela bir belgesel podcast. Hiç dinlediniz mi? Öyleyse hemen yeni başlamış bir tanesini öneriyim size. Sen, ben, o. Pınar Övünç moderatörlüğünde hazırlanıyor. Sokakta her gün yanından geçip gittiğiniz insanların hayat hikayelerini dinlediğiniz. Farklı bir iş olmuş. Özellikle yolculuklar sırasında iyi gidebilir. Yazın bir kenara. Hatta siz yazmayın. Ben linkini bu podcast'ın açıklamasında paylaşayım. Daha kolay olur sizin için. Her neyse biz sadedimize gelelim şimdi. Televizyon, film izledik. Müzik, podcast dinledik. Telefonumuzla oyalandık biraz. Anlayacağınız yolculuk sırasında yapabileceğimiz bir dolu şey var. Özellikle de bu teknolojinin erişimin kolaylaştığı günümüzde insanın vakit harcayabileceği şeyler çok çeşitli öyle değil mi? Ama diyelim ki bunların hiçbirini yapmadık.
Bekleyebilir miydiniz? Öylece. 7 saat. Yok yok. Yani bu imkansız zaten de. Çünkü yolculuklar bugün birer ara zaman. 100 yıl öncesine göre çok kısa sürüyor. Artık yolda geçen zaman bir deneyim olmak için çok kısa. Üstüne üstlük genellikle bir kabin içinde ve bir koltuk üstünde geçiyorlar. Yolculuklar birer bekleme anı. Ve herkes bilir ki saatler boyunca öylece beklemek imkansız bir şey. Çünkü çok sıkıcı.
Sıkılmak.
En son ne zaman sıkıldınız?
Sıkıldığınızda ne yaptınız?
Bir şey yaparken mi? Yoksa bir şey yapmaktan mı sıkıldınız? Ya da hiçbir şey yapmadan mı?
Sıkılmak. Kulakta çoğunlukla olumsuz çınlayan bir tınısı var değil mi? Taral geldi. İçim sıkıldı ya. Ne kadar sıkıcı bir ortam. Acaba sıkıyor muyum onu? Sıkılmak öyle pek istediğimiz bir şey değil. Çoğunlukla kaçındığımız bir şey. Bir şeylerle doldurulan, üzeri örtülmek istenen bir duygu. Yaşamdan atmaya çalıştığımız bir deneyim. Koltukların altına süpürdüğümüz, sümen altına itelediğimiz. Bunu yapmaya da hakkımız var aslına bakarsanız. Sıkılmak motivasyonumuzu epey etkileyen bir duygu. Deneyler ve araştırmalar, sıkılmış birinin bir işi tamamladığında kendisini çok daha yorgun hissettiğini söylüyor. Üstelik motive bir şekilde işine odaklanmadığı için daha verimsiz bir iş gerçekleştiriyor. Hem daha çok yoruluyor, hem de daha verimsiz iş yapıyor. Sıkılmışken yaptığımız işler bizler için bazen cidden bir eziyete dönüşüyor. Hatta sıkılmak bazen öyle bir eziyet haline geliyor ki, bazı insanlar sıkılmak yerine gerçekten de eziyeti, yani fiziksel acıyı bile tercih edebiliyor.
İzin verin sizi Virginia Üniversitesi'nde bir deney odasına götüreyim şimdi.
Üniversitenin psikoloji bölümünde eğitim veren ve çalışmalar yapan Prof. Timothy Wilson sıkılmak üzerine bir deney yapıyor. Deneyde istenen şey aslında çok basit. Boş bir odada 15 dakika boyunca oturmak. Odaya sıra sıra sıra giren deneklerden istenen şey, tamı tamına 15 dakika boyunca yalnızca ama yalnızca oturmaları.
Dört duvar, Bir sandalye. Siz ve kendi düşünceleriniz.
Ha bir de unutmadan ayak bileğinize bağlanmış ve elinizde kumandasını tuttuğunuz, tuşa bastığınızda size ani bir elektrik veren bir bileklik. Şimdi soru şu. Hiçbir şey yapmadan 15 dakika boyunca oturabilir misiniz? Yoksa... Yoksa 15 dakika boyunca sıkılmaktansa kendinizi elektrik şoku mu verirsiniz? İkincisine pek de ihtimal vermiyorsanız, canınız pek bir tatlıysa, tekrar düşünmenizi tavsiye ederim. Çünkü odaya giren 42 denekten tam 18 tanesi, sıkılmaktansa kendilerine en az bir kez elektrik şoku vererek eğlenmeyi seçmişler. Kesinlikle az sayılmaz değil mi? Neredeyse yarıya yakın. Sıkılmak veya kendi düşünceleriyle baş başa kalmak yerine acıyı tercih etmiş insanlar. Sıkılmak sanki bizim kaynama noktamız gibi. Ama sıkılmaktansa acıyı tercih eden kişiler, yalnızca bu deney odasının içindeki insanlar değiller. O insanları anlatmaya bir soruyla gireyim şimdi. Dünyanın en sıkıcı mesleğinin ne olduğunu tahmin edebilir misiniz?
Aklınıza ilkten böyle bankacılık, sigortacılık gibi meslekler mi geldi? Bir daha düşünün. Dünyanın en sıkıcı mesleklerinden biri, belki de uzaktan bakıldığında dünyanın en heyecan verici mesleklerinden biridir. Yok yok, YouTuber'lık değil. Ama ben size başka bir ipucu vereyim şimdi. Bölüme yolculuklar hakkında konuşarak başlamıştık. Şoförlük falan mı düşünüyorsunuz? Ya da pilotluk mu? Uzaktan bakınca heyecan verici gibi görünüyor hem. Yok yok, sizin gözünüz hala daha çok alçaklarda. Biraz daha yukarılara doğru bakın. Gökyüzüne, uzaya. Uzay yolculukları. Dünyanın en sıkıcı mesleği olmaya aday mesleğimizse... ...astronotluk. 3, 2, 1, go.
Ya o astronot olmanın nesi sıkıcı? Düşünsene dünya atmosferinin dışına bir yolculuk yapıyorsun. Böyle bir overview etkisiyle genel olarak dünyaya tepeden bakıyorsun. Muhtemelen yaşayıp yaşayabileceğin en adrenalin dolu yolculuklardan biri bu. Gördüğün görüntüler. Torunlarını anlatmak üzere aklına kazınıyor belki de. Daha önce hiç görmediğin bir güzellik. İşte ileride Uluslararası Uzay İstasyonu da görünmeye başladı. Mekiğin sorunsuz bir şekilde istasyona bağlanıyor. Artık kemerlerini çözebilir ve uçmaya başlayabilirsin. Merhaba yerçekimsiz ortam. Biri sıkıcı mı demişti? Uçabiliyoruz yahu. Bunun neresi sıkıcı? Yapılacak pek çok şey var. Susadın mı? Bunu biliyorsunuzdur kesin. Klasik. Havaya biraz su sıkın. Havada süzülen bu su kümesini biraz izleyin. Sonra da... Su içmenin bile böylesine eğlenceli olduğu bir ortamda kim, nasıl sıkılabilir? Yani insan bunlardan öyle kolay kolay sıkılmaz da.
Ama yani suyu da doğrudan pipetle içmek varken ha bire böyle içene deli derler. Bir de zaten yapa yapa en olağan dışı şeyler de olağanlaşır ya. Aylarca 7.24 uçmak bir süre sonra yürümek gibi bir şey olmaz mı sizce de? Anlayacağınız sıkılmak için epey bir vakit var. Ayrıca şöyle başka bir detay da var. Bu yolculuğa bir kere çıktınız mı? Artık çok uzun süreler boyunca bir kapsülün içindesiniz. Böylesine bir metal kutunun içerisinde uzay boşluğunda sürüklenirken sıkılmamak için en fazla ne yapabilirsiniz ki? 6 saat süren bir otobüs yolculuğu değil ki bu ya. En kısası bile aylar süren bir yolculuk.
İşte 2015 yılında NASA, ISS'te böyle uzun görevler yapan astronotların davranışlarına dair enteresan bir araştırma projesi başlattı. Astronot Scott Kelly bir yıl boyunca uzayda yer çekiminin insan vücudu üzerinde bıraktığı etkileri incelemek ve çeşitli tıbbi deneyler yapmakla görevlendirildi. 340 gün 8 saat 40 dakika süren bu görev başarıyla tamamlandı ve astronotumuz dünyaya iniştirildi. yaptı. Sonrasında bu göreve dair istatistikler incelenirken araştırmacılar garip bir grafik fark ettiler. Sadece Scott Kelly'nin de değil genel olarak astronotların acı sos tüketimini gösteren grafikte zaman içinde bir artış vardı.
Uzayda kalınan süre uzadıkça astronotlar daha çok acı sos tüketiyordu. Bunun üç sebebe dayalı olabileceği söyleniyor. İlki insanların yerçekimsiz ortamda tad duygularının zayıfladığı ve sosun tadını almak için daha çok sos tükettiğine dair bir teori ve ikinci hipotezde uzay mekiğinin kapalı ve küçük bir alan olması sebebiyle kötü koktuğu ve bu kötü kokuyu bastırmak için de acı sos kullanıldığı teorisi. Zira tabasko sos gibi acı soslar koku hissimizi bastırabiliyor. Bizi ilgilendiren teorinin sunduğu sebepse sıkılmak. Görev ne kadar eşsiz bir görev olsa da onlar da insan ve dolayısıyla onlar da sıkılıyorlar. Üstelik gidebilecekleri hiçbir yer yok. Ve tek yaşam alanları bu uzay mekiğinin içi. Orada da yapılabilecek aktiviteler sınırlı. Bu sebeple hayatlarına en azından yedikleri sıkıcı astronot yemeklerinde anlık heyecanlar katsın diye acı sos kullanıyorlar. tıpkı Profesör Wilson'ın deneyinde kendine elektrik şoku vermeyi yeğleyen denekler gibi. arasınmaktansa acıyı tercih ediyorlar. Uzay boşluğunda, devasa bir boşluğun içinde hissedebilmek zor olsa gerek. Aslında astronotların yaşadığı bu ruh halini hepimiz yakından tanıyoruz. Geçtiğimiz üç yıl boyunca çeşitli eve kapanmalardan geçtik değil mi? Aralıksız bu kadar uzun süre vakit geçirmeye alışkın olmadığımız o evlerimize kapandık. Sanat eserine dönüşmek bölümünden Tençing Hisi'yi hatırlarsınız. Onun gibi biraz. E sıkıldık tabii. Astronotlar nasıl sıkılıyorsa biz de aynen öyle sıkıldık. Üstelik onlar gibi uzayda ve az sayıda da değiliz. Bütün dünyaya yayılmış bütün insanlar olarak hep birlikte sıkıldık. Evet ilginç değil mi? Bütün insanlığın aynı anda deneyimlediği ortak bir sıkılma halinden geçtik.
Televizyon, bilgisayar, telefon oyunları, internet, sosyal medya bir süreliğine de olsa bu sıkıntıyı dindirdi. Ama yalnızca bir yere kadar. Pek çoğumuz zamanla bu pasif uğraşlardan da sıkılmaya başladık ve daha aktif arayışlara yöneldik. Karantina döneminde herkesin ekmeğini evinde yaptığı bir dönem vardı. Hatırlıyor musunuz? Evde kaldıkça faydalı zaman geçirmenin çabası içine giriyoruz hepimiz. Bir akım var şimdi efendim. Birçok kişi kendi ekmeğini evinde mutfağında yapmaya başladı. Ama ne ekmek yaptık biz o dönem ya. Çok mu zordu ekmeği gidip de köşedeki büfeden almak? Aksine evde yapmak çok daha zahmetli. Hatta daha da pahalı. Ama işte aktif olmak, yeni bir şeyler denemek ve sıkıntıdan kurtulmak ağır basan bir dürtü haline geldi içimizde birdenbire. Kimi insanlar spora başladı. Kimileri çalışmaktan bir türlü ilgilenemediği o eski hobilerine bir daha yöneldi. Bazılarımızsa yeni hobiler edinmeye çalıştı.
Yeni yemek tarifleri denedi. Yeni ekmek çeşitleri üzerinde çalıştı. Dikkat ederseniz bu saydıklarımın hepsi de aktif olduğumuz projeler. Ürettiğimiz, bizim yaratıcı tarafımızı ortaya koyduğumuz türdeki aktiviteler. Bu da bizi nihayet sıkılmanın faydalarına getiriyor. Limerick Üniversitesi'nden Weynand von Tilburg son dönemde bu konuda önemli çalışmalar yapan isimlerden biri. Von Tilburg'a göre insanlar canları sıkıldığında eylemlerinin anlamsız olduğunu hissediyorlarmış. Ve yeni bir arayış içine giriyorlarmış. Daha anlamlı davranışlarda bulunmaya motive oluyorlarmış. Örneğin kan bağışında bulunmak. Kendini gönüllülük hizmetlerine adamak gibi. Başka insanlara böyle faydası dokunan, hayatlarına anlam katan bir şeyler yapma arayışının arttığını söylüyor bu kişi. Ama yalnız bu da değil. Nörobilimsel araştırmalar bize şunu da gösteriyor. Canımız sıkıldığında beynimizde varsayılan mod adı verilen bir ağ ateşleniyor.
Yürüyüş yaparken ya da çok fazla düşünce gerektirmeyen sıkıcı bir işle uğraşırken, mesela çamaşır katladığımızda, vücudumuz adeta otomatik pilota geçiyor. Böyle zamanlarda çoğunlukla beynimizin de boşta olduğunu sanıyoruz ama aslında olan şey tam tersi. Beynimiz böyle zamanlarda aktif. Hatta belki de hiç olmadığı kadar aktif.
Dalıp gittiğimizde, hayal kurmaya başladığımızda ve zihnimizin serbest dolaşmasına izin verdiğimizde, bilincin biraz daha ötesinde, belki bilinç altında düşünmeye başlarız diyor Dr. Sandy Mann. Aslında tam da böyle anlarda beynimizde farklı bağlantılar harekete geçmeye başlıyor. Biz zihnimiz boşta sanırken o aslında gün içinde öğrendiğimiz farklı fikirleri birleştirmek için çabalıyor. En rahatsız edici sorunlarımızın bazılarını işte bu anlarda çözdüğümüz söyleniyor. Böyle anlarda gün içindeki deneyimlerimizi, davranışlarımızı, duygularımızı gözden geçirebiliyoruz. Dönüp şöyle bir hayatımıza bakıyoruz ve bu edinimlerden kişisel bir anlatı oluşturuyoruz. Kendimize yeni hedefler belirliyoruz. Onlara ulaşabilmek için hangi adımları atmamız gerektiğinin böyle bekleme anlarında farkına varıyoruz. Sıkılmak kendi içimize yönelmeye ve kendimiz üzerine düşünmeye teşvik ediyor bizleri. Peki biz bugün bunu ne kadar yapabiliyoruz?
Sıkılmaya, kendi kendimizle baş başa kalmaya, kendi başımıza vakit geçirmeye, biraz durmaya, beklemeye vakit ayırabiliyor muyuz? Veya buna fırsatımız oluyor mu? Yoksa bulduğumuz her boşluğu doldurmaya mı çalışıyoruz? Galiba biraz ikincisi değil mi? Hayatımızda bizi sıkılma anlarından kaçıracak, algılarımızı oyalayacak çok fazla şey var. Bekleme salonlarını bir düşünün. Beklerken ne yapacağını bilemeyen insanlar seyretsin diye konulmuş bir televizyon mutlaka görürsünüz.
Ya da hemen önünüzdeki sehpanın üzerinde sizi bekleyen karıştırabileceğiniz gazeteler, dergiler. Beklerken sıkılmak yerine neden yemek yapma videoları veya şirin şirin kedi videoları izlemeyelim? Ama işte en başta telefonlarımız. Bize sıkıcı bir anda bir ara verdirecek bildirimler. İnsanlık kendisine sıkıntıdan kaçmak için pek çok araç icat etti. Ve işin garibi bu araçların sayısı ve çeşidi arttıkça, bunlar hayatımıza nüfuz ettikçe sıkılmak da giderek daha büyük bir tabu haline gelmeye başladı sanki. İyice kaçınılması hatta belki de ortadan kaldırılması gereken bir problem gibi algılanmaya başlandı. Sıkılmak gerçekten de bir problem belki de ama problemler bazen yeni fırsatlara, yeni ihtimallere gebe olabilir. Problem kelimesi antik Yunan kökenli. Engel demek. Latince problema. Pre yani öncesiyle blema yani fırlatmak, sıçrama anlamlarının bir bileşimi. Bir başka deyişle sıçrama öncesi demek aslında problem dediğimiz şey.
Problem çözmek içindir ve çözüldüğünde bir sıçrayış gerçekleşir. Sıkılmak problemine de işte böyle bakmak gerekiyor galiba biraz. Sıkılmak da nihayetinde bizi bir şeyler yapmaya itiyor. Belki de bu yüzden sıkılmaya, tek başımıza kalmaya bakarken yeni bir perspektife ihtiyacımız olabilir. Sıkıldığımız anlar daha büyük bir anlama odaklanabildiğimiz, hayatımızın üzerine düşündüğümüz ve hikayesini yazdığımız anlar demiştim değil mi? Bir astronot olabilmenin sırrı da işte tam burada. Kısa ölçekle bakınca acı sosla tatlandırılacak kadar sıkıcı. Ama buna karşılık geniş bir perspektiften düşünüldüğünde bu sıkıcılığı tamamen önemsiz kılacak kadar hayatı anlamla doldurabilen bir iş. Üzerine yıllar boyu düşünülebilecek görüntüler, deneyimler ve fikirler. Ve elbette düşünmek, perspektifi genişletmek ve bir hayat hikayesi yazmak için bol bol zaman. Zaman demişken beni dinlemeye yaklaşık 18 dakikanızı ayırdınız.
Kim bilir belki de bu podcasti de hiçbir şey yapmasanız sıkılacağınız bir zamanınızı doldurmak için dinlemeye başlamıştınız. Peki bu podcasti bitirdikten sonra eğer vaktiniz de varsa birazını sıkılmaya ayırabilir misiniz? E deneyim bir 15 dakika veya süre kısıtlaması da yok gittiği yere kadar ama hiçbir şey yapmadan. Var mısınız buna? Ne dersiniz denemeye? Ha bu arada yürümek serbest.
Künye
- YazanOğulcan Ayan, Berkant Gültekin
- Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
- Müzik SeçimleriUmut Barış Genç
Kaynaklar (17)
- How Boredom Can Lead to Your Most Brilliant Ideas | Manoush Zomorodi | TED
- Episode 23: Boredom
- Boredom is good for you, study claims
- Why Boredom is Good for You (But It's Still Boring)
- Boredom: Causes and Treatment
- Definition of BOREDOM
- Do people choose pain over boredom?
- problema - Wiktionary
- βλῆμα - Wiktionary
- White Noise Bus Driving Sounds To Fall Asleep, Bus Ride Noise For Sleep, Noises To Help You Sleep
- Evde ekmek (karantina günlüğü) star anahaber 5 nisan
- The History of Boredom
- Can sıkıntısı hayatta tutar - Fikir Turu
- Why Do We Get Bored?
- 'Ruhun cüzzamı' can sıkıntısının kısa tarihi
- The oddly interesting history of boredom
- The value of boredom | Genevieve Bell | TEDxSydney