Dünyanın En Garip Davaları
Tarihe geçen bazı davalar vardır, ama bu davalar büyüklükleriyle değil de gariplikleriyle öne çıkarlar. 111 Hz'in bu bölümünde mahkeme salonlarını ziyaret edip, bu davalara birlikte tanıklık ediyoruz. Hukuk ve adalet kavramlarını bu garip davalar üzerinden tartışmaya açıyoruz.
Herkese merhaba. Ben Barış Özcan. 111. frekansa hoş geldiniz.
Sessizlik. Mahkeme ya burası. Biraz sessiz olun lütfen.
Sessizlik sağlandığına göre bölümümüze başlayabiliriz. Eee ne o? Beni yarbiç olarak dinlemek sizi şaşırttı mı? Ya çok da şaşırmayın. Belki biliyorsunuzdur. Belki de ilk defa duyacaksınız ama ben aslında hukuk fakültesi mezunuyum. Kariyerime bu alan üzerinden devam etmediğimi fark etmişsinizdir ama hukuk üzerine konuşmak için ille de hukukçu olmamıza gerek yok. Hepimizin üzerine düşünmek için vakit ayırması gereken bir konu bu. Biz de bugün hukuk üzerine konuşacağız. Ama biraz farklı bir formatta yapacağız bunu. Hukukun en garip anlarına tanık olacağız birlikte. Ama önce işe hukuk üzerine biraz konuşarak başlayalım. Hukuk da bir bilim. Biliyor muydunuz? Özünde bireylerin toplum ve devletle olan ilişkisini belli kurallar üzerinden düzenleyen normatif yani normlara dayanan bir bilim. Dolayısıyla insanların birlikte yaşamaya başladıkları ilk dönemlerden bu yana var olan bir şey. Tabi başlangıçta yazı olmadığından sözlü olarak belirleniyordu yasalar, kanunlar daha sonra yazılı hale getirildi.
Tarihte bilinen ilk hukuk metni yazıyı da icat etmiş olan kadim bir millete ait yani Sümerlere. Urukagina adındaki bir asker, tapınak yönetimindeki adaletsizliklere isyan etmiş ve bunun sonucunda da tahta geçmiş. Urukagina bir daha böyle adaletsizlikler yaşanmaması için çeşitli reformlar uygulama kararı almış. Bu reformları Urukagina kanunları olarak yazılı hale getirmiş. Ama hukuk tarihi dendiğinde pek çoğumuzun aklına başka bir yazılı metin geliyor. Babil'in efsanevi kralı Hammurabi değil mi? Hammurabi'nin kanunları. İlk yazılı olanlar Sümerlere ait olmasına rağmen Hammurabi kanunlarının biliniyor olmasının sizce sebebi ne?
Öncelikle kapsamı sayesinde böyle olmuş. Kendisinden sonra gelen pek çok kanunnameyi etkilemiş bir metin bu. İkincisi ise Sümer hukuk kuralları suçun mağdurunun zararını karşılamaya odaklanmıştır. Oysa Hammurabi kanunları suçu işleyen kişinin cezalandırılmasını merkeze oturtuyordu ve kilit noktasında çok tanıdık bir ilke vardı. Lex talionis yani göze göz dişe diş. Bu ülkeye göre suçu işleyen kişi verdiği zararın aynısına maruz kalmak zorunda. Babil'de birinin kemiğini kırdınız diyelim. Kanun diyor ki kardeşim sen hangi kemiğini kırdın bu adamın? Sağ el serçe parmağını mı? O zaman hadi bakalım geçmiş olsun senin de sağ el serçe parmağını hop kırıyoruz. Eyvah eyvah ya böyle kanun mu olur diye soruyorsunuz değil mi? Valla haklısınız ama antik dönemlerin kanunlarını düşününce Eviço bize garip geliyor zaten. Mesela benim aklıma gelen diğer garip kanunlardan biri Frigya yasaları.
Toprağa sürmek için kullanılan sabanı kırmanın cezasını ölüm olarak belirlemişler. Tabi bugünlerde düşününce fazlasıyla garip insanlık dışı bir kanun bu. Ancak Frigyalıların ana tanrıçası Kibele'nin doğayı, bereketi ve besleyici bir anayı temsil ettiğini düşününce biraz daha anlam kazanabiliyor. Yine de anlaması hala güç biliyorum ama demek istediğim şu. Bu kanunlar çok eski zamanlarda yazılmıştı ve bize bugünlerde garip gelmesi de gayet doğal. Şimdilerde muhtemelen bu kadar gaddar bu kadar garip kanunlarımız yok. Ama bu tüm garipliklerin son bulduğu anlamına da gelmiyor. Tamamen bitmiş sona ermiş filan değiller. Sadece şekil değiştirdiler.
Ara sıra orada bu da haberlerde, gazetelerde ya da Twitter'da filan karşınıza çıkmıştır. Bu insanların da başka derdi yok mu yahu dedirten garip davalar. Bir yandan hukukun nasıl bir şey olduğunu bizlere hatırlatan, bir yandan da sanki koskoca mahkemelerin vakitlerini boşa harcıyormuş gibi duyulan davalar bunlar. Hatta bunlardan bazıları epeyce tuhaf, çok komik. Örneğin bakın şimdi ilk davamız.
Davacı Amanda Ramirez, davalı Kraft Heinz Company. Daha geçen yılın sonunda Kasım 2022'de görülen bir dava bu. Amerika'nın Florida eyaletinde yaşayan Amanda Ramirez'in bir akşam karnı acıkmış ve Amanda kendini mutfağa atmış. Dolapta geçenlerde işten eve gelirken aldığı Mac & Cheese yani peynirli makarna sosu gözüne çarpmış. Hemen canı Mac & Cheese çekmiş. Hemen başlamış bu kolayca hazırlanan makarna için gerekli malzemeleri hazırlamaya.
Yalnızca bir kase, bir kaşık ve bir de biraz su gerekli. Marketten aldığı Kraft Heinz Foods marka özel makarna peynirinin paketinde bu peynirli makarnanın 3,5 dakikada hazırlanabileceği de yazılı. Ramirez bu arada yemek yapmayı hiç sevmiyor. Zaten bu sosu da tam o yüzden almış. Yalnızca 3,5 dakikada hazırlanabildiği için. Sos paketinin bulunduğu kutuyu çıkarmış. Kutudan çıkardığı paketi bir bıçak yardımıyla açmış. Yayılan kokuyla birlikte karnı iyice guruldamaya başlamış. Sosu kaseye dökmüş, üzerine biraz su eklemiş, biraz karıştırmış ve mikrodalga fırının süresini paketin üstünde yazdığı gibi 3,5 dakikaya ayarlamış. Süre dolunca makarnayı masaya götürmüş ve afiyetle yemiş. Ama sonra ufak bir detayı fark etmiş. Makarnayı hazırlamak toplamda 5 dakika sürmüş. Ve kutunun üzerinde yazan hani 3,5 dakika direktifi vardı ya. İşte oraya kutuyu ve sos paketini açma süreleri dahil edilmemiş. Oysa kendisi bu ürünü 3,5 dakikada hazırlanabildiği için satın almıştı.
Nasıl? Söylemiştim aman da yemek yapmayı da pek seven birisi değil. Ama matematiği iyi galiba. Bu durumu yanıltıcı bulunca sinirlenmiş ve markayı dava etmeye karar vermiş. Eğer 3,5 dakikadan daha uzun sürdüğünü bilseymiş bu ürünü satın almayacağını belirtmiş. Ve avukatıyla birlikte markaya hazır olun şimdi tam 5 milyon dolarlık bir tazminat davası açmış. Şimdi düşünün kendinizi mesela savunma tarafında markanın avukatı olarak hayal edin. Tabii ki anlamsız gülünç deyip geçersiniz değil mi? Bu markanın avukatları da aynı şeyi söylemiş ve kendilerini çok güçlü bir şekilde savunacaklarını da belirtmişler. Sonra ne olmuş derseniz dava henüz sonuçlanmış değil. Ama biz de zaten burada davanın sonucu yerine başka bir noktaya odaklanmalıyız. Az önce demiştim ya hani böyle davalar koskocaman ve önemli işleri olan mahkemeleri boşu boşuna meşgul ediyormuş gibi geliyor ya. Bu konuda markanın avukatları da bana katılıyorlar sanırım.
Ama ben yine de size de sormak istiyorum. Siz ne düşünürsünüz böyle bir dava hakkında? Sizce de anlamsız ve gülünç mü acaba? Yoksa Ramirez'in satın aldığı ürün gerçekten de yanıltıcı bir vaatte bulunup onu dolandırmış olabilir mi? Siz bir yandan bunu düşüne durun bir yandan da gelin biz ikinci davamıza geçelim.
Davacı Lauren Rosenberg davalı Google Maps Diyelim ki daha önce bilmediğiniz bir lokasyondasınız. Ama çok acil bir yere yetişmeniz de gerekiyor. Mesela bir iş gezisinde olabilirsiniz. Uçağınız röter yapmış. Geç kalmak üzeresiniz. Hatta burada konuşulan deli de bilmiyorsunuz. Gideceğiniz yere nasıl ulaşırsınız? Artık böyle bir durum yaşansa bile korkmamıza gerek yok değil mi? Telefonlarımızdaki harita uygulamalarından kolaylıkla gideceğimiz yeri bulabiliriz. Ve bu uygulamalardan biri de hatta belki de en yaygın kullanılanı da Google Maps. Uygulamayı açtıktan sonra yukarıdaki arama çubuğuna gitmek istediğiniz yeri giriyorsunuz. Hadi bana yolu tarif et diyorsunuz. Karşınıza çıkan o seyahat yöntemlerinden birini seçip Rota oluşturuldu. Verilen direktifleri uyguluyorsunuz. Kaybolmaktan korkmanıza hiç gerek yok. Gördüğünüz gibi çok basit bir çözümümüz var artık. Ama Lauren Rosenberg adlı kişi bu direktifleri harfiyen uygulayınca başına gelmeyen kalmıyor.
2021 yılının Ocak ayında Rosenberg, Utah Bölge Mahkemesi'nde Google Maps'e 100 bin dolarlık tazminat davası açmış. Sebep ne mi? Google Maps'in yol tarifinde kendisini bir otoyola sürüklemesi ve bir motosikletin kendisine çarpmasına sebep olması. Üstelik motosiklet sürücüsünü de es geçmemiş. Bir davada onu açmış. Dava dosyasında şöyle ifadeler var. Google Maps beni otoyola sürükledi. Canıma kastetti Sayın Yargıç. İtiraz ediyorum Sayın Yargıç. Google Maps kullanan her insan kendi güvendiğinden sorumludur. Google bir insanın yol tarifindeki direktifleri etrafına hiç dikkat etmeden, gözlerini ekrandan ayırmadan harfiyen uygulayacağını tahmin etmek zorunda değildir. Google böyle. Ne demiş? Davalı olan motosikletçi ise şöyle yanıt vermiş. Yemin ederim benim bu suçum yok Sayın Yargıç. Bu hanımefendi benim bir anda önüme fırlayıverdi. Hmm olay karıştı şimdi biraz. İşin içinde Google var, motosikletçi var, kaza var.
Peki davanın sonucu ne oldu dersiniz?
Bu yargıç kararını verirken çok da fazla zorlanmadı aslında. Davaya vakit ayırmaya gerek duymadan reddetti. Lauren'ın iddiası mahkeme heyeti tarafından gülünç bulunmuştu. Ama bence burada asıl mesele davalı olan Google'ın bir insan değil bir şirket oluşu. Üstelik dünyanın en büyük şirketlerinden biri ve yıllık milyarlarca dolar cirosu var. Haliyle Lauren'ın davası gibi davaların örneği de epeyce bir fazla. Büyük şirketler kolay para kazanma düşüncesiyle ufak tefek veya gerçekten gülünç sebeplerle sıklıkla mahkemelik oluyorlar. Bu da mahkemenin kararını hızlıca almasında etkili olmuş olabilir. Motosikletçi merak ediyorsanız o da kendi davasından yırtmış bu arada. Bu davayı da kapattığımıza göre sıradaki davamıza geçebiliriz.
Davacı Robert Lee Brock, davalı Robert Lee Brock. Nasıl ya? Mübaşirin şaşırmasına şaşmamalı. Tekerleme gibi oldu. Davacıyla davalının isimleri aynı. Öyle garip davalar gördük ki şimdiye dek davanın gerekçesinin sen benim ismimi kullanıyorsun. Bu durum karışıklık yaratıyor. Öyleyse mahkemede görüşürüz. Filan olduğunu düşünebilirsiniz. Yani bir Robert'ın aynı ad ve soyada sahip başka bir Robert'a açtığı dava zannedebilirsiniz. Ama hayır. Bu mesele çok daha garip. Çünkü bu davanın tarafları yalnızca aynı ismi paylaşan iki farklı kişi değil. Aynı bedeni ve aynı zihni de paylaşıyorlar. Davacı Robert'la davalı Robert aynı kişi. Durun anlatayım.
Olay 1995 yılında geçiyor. Robert Lee Brock Virginia'da bir eve zorla girme ve hırsızlık suçundan aldığı 23 yıllık hapis cezasını çekiyor. Ama Robert'a sorarsanız pek de suçlu sayılmaz. Çünkü suçu işlerken aklı başında değil. Şöyle cevap veriyor soranlara. Yahu yedik bir nane de şimdi. Ben o gece çok içmiştim. Kafam yerinde değildi. Aşırı sarhoştum. Tamam eve girdim de yani. E girmişken bir şeyler de çaldım. Ama ben ben değildim ki o gece. Ben ben değildim diyor Robert. İşte tam da bu yüzden kendisine dava açmaya karar veriyor. Nasıl bir düşüncedir, nasıl bir kafa yapısıdır ve nasıl bir işleyiştir onun sonunda böyle bir kararı almıştır tahmin etmek gerçekten çok güç. Tazminat alma hakkın olabilir. Kimin? Benim mi? Evet evet senin. Yani benim. Neyse senin işte. Tazminat alabilirsin diyorum. Kimden alacağım tazminatı? Kimi dava edeceğim? Beni. Yani seni. Anla işte kendini. Vallahi tam olarak nasıl bir mantık kurdu bilmiyorum ama Robert muhtemelen buna benzeyen bir düşünce akışının sonunda 7 sayfalık bir şikayet dilekçesi yazmış.
Dilekçesinde dini inancının alkol almayı yasakladığını, sarhoş olmanın suç işlemesine ve kendi dini haklarına ihlal etmesine yol açtığını savunmuş. Kendini yargılamak kavramına yeni bir boyut kazanmış. Kendimi yargılamak kavramına yeni bir boyut kazandırmış. Dilekçe aynen şöyle. Dini inançlarımı çiğnediğim için ben yani Robert Lee Brock kendime 5 milyon dolarlık tazminat davası açmayı talep ediyorum. Ama çalışamadığım ve devletin vesaiti altında olduğum için Amerika Birleşik Devletleri'nin benim adıma bu ödemeyi yapmasını istirham ediyorum. Saygılarımla davacı ve davalı Robert Lee Brock. Yani ben. 5 milyon dolar. 2 milyonu 23 yıllık cezası boyunca kendisini maddi anlamda desteklemek için 3 milyonuysa bu süre boyunca onu bekleyecek eşi ve çocuklarının acıları, ızdırapları ve üniversite harçları için. Üstelik Robert bu parayı kendisi de ödemeyecek çünkü hapiste çalışamıyor. Davanın yargıcı dilekçeden hiç mi hiç etkilenmemiş ve davayı anlamsız bulduğu için hemen reddetmiş.
Davacı medeni haklar davalarına orijinal bir yaklaşım sundu. Kabul. Ama iddiası ve talep ettiği yardım sadece gülünç. Ama bizim Robert yine rahat durmamış. Başka davalar da açmış.
İlk davası da dahil olmak üzere açtığı pek çok davayı tam 29 kez temize taşımış ve yeniden değerlendirmelerini istemiş. Bu davalarda kimi zaman kahve fiyatının çok pahalı olmasından şikayetçi olmuş, kimi zamansa dilekçesinde hapishane görevlilerinin akşam yemeğinde fazladan yemek isteğini reddetmelerini zihinsel zulüm olarak yazıp tanımlamış. Hatta Robert hapishaneye girmesine neden olan olayı bile dava konusu etmiş. Evine girip hırsızlık yaptığı kişiye bana dava açarak hapse girmeme neden oldun diye karşı dava açmış. Neden olduğu dosya yığınının sonrasında mahkeme Robert'ın devlet kaynaklarını gereksiz yere meşgul ettiği düşüncesine varmış ve bundan sonra yazacağı dilekçelerin saçma olmadığına dair başka bir yargıcın onayı olmadan yeni bir dava açmasını yasaklamış. Robert'ın kendisine açtığı davayla başlayan bu serüven onun hak arama hakkını kaybetmesine neden olmuş. Ah Robert yordun bizi ya.
Böyle gariplikler sadece ABD'de yaşanmıyor tabii. Bazı insanlar dertsizlikten dert çıkarmayı çok seviyorlar. Hatta Türkiye'de de Robert'ınkine benzer bir dava haberlere konu olmuştu geçtiğimiz yıllarda. Hatırladınız mı? 20 yıldır Ankara'da yargı muhabirliği yapıyorum. Böylesini ne gördüm ne de duydum. Muharrem Bey insanlara çok güvendiği için kendisi hakkında suç duyurusunda bulundu. Kendimden ihbarcıyım, kendimden şikayetçiyim. Kime güvenlisem kaybettim. Devletin dur demesini istiyorum. Bir ceza keserse akıllandır, ustanırım. Böyle garip davalar gerçekten ilginizi çekiyorsa geçenlerde bir belgesel izledim. Belgesel dememek lazım belki. Program yapmışlar. Pepsi Where is my jet? Hani bu Pepsi var ya içecek markası. Jet'im nerede? Başlıklı bir 4 bölümdü. Yanlış hatırlamıyorsam Netflix'te yayınlanmıştı. Onu da izleyebilirsiniz. Biraz komedi, biraz matrak. Ben çok iyi hatırlıyorum ama Pepsi zaman 90'lı yıllarda bir reklam kampanyası yaptı.
Abartmak için de işte şu kadar puan toplarsan her yarı jet hani böyle dikey inip kalkan uçaklar var ya onlardan bir tanesini hediye edeceğiz falan gibi şaka maksatlı böyle bir reklam spotu yapmıştı. İşte bunu baya baya ciddiye alıp epeyce bir masraf da yapıp oradayı belirtilen miktarda kuponu biriktirdikten sonra ya da puanı biriktirdikten sonra Pepsi'den bu uçağı isteyen birinin hikayesi. Dediğim gibi merak ediyorsanız ona da bir bakabilirsiniz. Ama bunların hepsi de fıkra gibi değil mi? Ama gerçek. Anlattığım bu davaların tamamının kayıtları yazılı olarak var.
O halde bu noktada belki de artık şunu sorgulamamız gerek. Hukuk ve mahkemeler tam olarak ne için var?
E bunun yanıtı çok basit. Adaleti sağlamak. Bölümün başında ilk medeniyetlerden ve ilk yazılı hukuk metinlerinden bahsetmiştim. Yer yer böyle garip, kim zaman saçma sapan davalar var olsa da toplum olarak yaşamaya başladığımızdan beri hukuk kavramına ihtiyaç duymuşuz. Hukuk aslında çok temel bir insani ihtiyaca cevap vermiş. Hepimizin içinde var olan vicdan ve adalet duygusuna. Bu duygu insanların doğru ve yanlışı birbirinden ayırt etmelerine, eşitliği savunmalarına yol açan bir duygu. Bizleri kendimiz veya bir başkası haksızlığa uğradığında harekete geçiriyor ve bu sayede haksızlığı önleyebiliyor. Adalet duygusu, sosyal sorumluluklarımızı kabul etmemizi, çevremizdeki insanlara karşı da sorumlu olduğumuzu fark etmemizi sağlıyor. Ve bu, birlikte yaşayabilmenin bir gereği. Zaten Platon'a göre insanların bir toplumda barış içinde yaşayabilmelerinin temelinde adalet duygusu var. Bu sayede aramızda güven, saygı oluşuyor.
Ama kabul edersiniz ki toplum dediğimiz yapı pek çok insandan ve dolayısıyla da pek çok farklı fikirden, bakış açısından, perspektiften meydana geliyor. Her insanın adalet duygusu var, bu doğru. Ama her birimizin adaletin nasıl sağlanacağı konusunda farklı görüşleri olabileceğini de göz ardı etmemek gerek. Hatta belki de bölüm boyunca konuştuğumuz davacılar bile haksızlığa uğradıklarını eğer samimiyetle hissetmişlerse ve davalarını da bu sebeple açmışlarsa kendilerince haklı olabilirler. İşte hukuka bu yüzden ihtiyacımız var. Hukukun temel görevi birbirinden farklı adalet anlayışlarını ortak bir akıl çerçevesinde bir araya getirmek, buluşturmak. Herkesin adaletini kendince sağlamasının önüne geçip bunu rasyonel bir temele oturtmak. Bu temelin sarsılmaması ve... Birlikte barış içinde yaşayabilmemiz son derece önemli. Çünkü hepimizin de bildiği gibi adalet mülkün temelidir.
Künye
- YazanOğulcan Ayan, Berkant Gültekin
- Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
Kaynaklar (5)
- A man sues himself? A docket of 25 of the weirdest, silliest and frivolous lawsuits
- The Seven Most Ridiculous Lawsuits of All Time
- Kraft'a 5 milyon dolarlık peynirli makarna davası: 'Hazırlama süresine paketi açma süresinin dahil edilmemesi yanıltıcı' - BBC News Türkçe
- 25 Famously Interesting Lawsuits
- Hangi Kafayla Açıldığı Bilinmeyen Fazlasıyla Gerçek 15 Enteresan Dava