Ses ve İllüzyon: Kulak Yanılsamaları
Gözler bazen yanıltıcı olabilir, peki ya kulaklar? Bu bölümün işte bu: İşitsel İllüzyonlar. Onları dikkatli dinlediğimizde farkedebiliriz, ama bazen o kadar tanıdıklardır ki illüzyon olarak bile görmeyiz.
Herkese merhaba, ben Barış Özcan, 111. frekansa hoş geldiniz.
Göz yanılmaları, optik illizyonlar, şaşı bak şaşırlar, hareket etmemesine rağmen hareket ediyormuş gibi görünen yatay dikey çizgiler. Bunların çoğunu öyle ya da böyle biliyoruz. Çünkü büyük oranda görsel bir dünyada yaşıyoruz. Bu yüzden öne çıkan illizyonların yanılsamalarında görsel bir dünyada yer alması pek de şaşırtıcı değil. Ama bugün görsel dünyadan biraz olsun sıyrılacağız ve işitsel dünyanın labirentlerinde ilginç bir gezintiye çıkacağız. Konumuz ses yanılsamaları ya da diğer adıyla işitsel illizyonlar. O yüzden eğer şu anda beni bir hoparlörden dinliyorsanız bölümü durdurup kulaklığa geçmeyi isteyebilirsiniz. Çünkü bu bölümdeki illizyonların hepsini olmasa da büyük bir çoğunluğunu bir kulaklık kullanmadan deneyimlemeniz pek de mümkün olmayacak. Ama kulaklıklarınızı takarsanız inanın bana, duyduklarınıza inanamayacaksınız. Dediğim gibi görsel illizyonlara aşinayız çünkü fazlasıyla görsel bir dünyada yaşıyoruz.
Görmek çoğumuz için dünyayı algılarken kullandığımız birincil referans. Günlük hayatta bile duyduğumuza değil gördüğümüze inanıyoruz değil mi? Mahkemelerde şahitlik edenlere verdiğimiz isim bile görgü tanığı. Belki de görsel illizyonlar özellikle bu yüzden bizi şaşırtıyor. En güvendiğimiz duyumuzu çaresiz bıraktıkları için yani. Ama aslında illizyonlar karşısında çaresiz kalan şey çoğu zaman duyu organlarımız değil. Çünkü ne yalnızca gözlerimizle görüyoruz ne de yalnızca kulaklarımızla duyuyoruz. Duyu organlarımızdan gelen verilerin işlendiği, senkronize edildiği yer tabii ki beynimiz. Ve çoğu zaman yanılan şey de duyu organlarımızdan yani sensörlerimizden çok zihnimizin bu verileri işleyiş biçimi oluyor. Şu anda arkada bir süredir duymakta olduğunuz ses ilk illizyonumuz. Shepherd-Rizit tonu.
Sürekli aşağı yönde hareket ediyor. Sürekli pesleşiyor. Kalınlaşıyor. Öyle değil mi? Peki sizce ne zaman sona erecek? Öyle ya sürekli pesleşen bir sesin bir süre sonra artık insan kulağının işitemeyeceği bir seviyeye inmesi ve kesilmesi gerek. Ama hayır. Shepherd-Rizit tonunun özelliği tam da bu. Sonsuza dek sürebiliyor. Hatta öyle ki şu anda arkada duyduğunuz bu sesin ait olduğu orijinal video 10 saat uzunluğunda. 10 saat boyunca sürekli ama sürekli olarak aşağı yönde hareket eden ve hiç bitmeyen bir ton. Sonsuz bir tünelden aşağı, boşluğa doğru düşer gibi öyle değil mi? Ama bu yalnızca bir kulak yanılsaması. Anlatmaya çalışayım. Aslında duyduğunuz bu ton tek bir sesten oluşmuyor. İçinde birden fazla frekans aynı anda var. Hatta tam olarak birbirinden birer oktav uzaklıkta 3 tane sinüs dalgası var bu sesin içinde. Eğer dikkatli dinlerseniz bunları belki ayrı ayrı işitebilirsiniz. Sinüs dalgalarının her biri giderek alçalıyor.
Bu doğru. Ama daha fazla alçalamayacak noktaya gelen frekans yavaşça sönümleniyor. Zayıflayıp, sessizleşip kayboluyor. Ve yeni bir sinüs dalgası bu kez ince bir tondan sessizce ve yavaşça denkleme dahil oluyor. Bu geçiş öylesine fark ettirmeden gerçekleşiyor ki kulaklarımız aşağı yönde hareket eden diğer iki tonu baskın tonlar olarak duyabiliyor. Ve beynimiz aslında sürekli olduğu yerde sayan bu sekansı sonsuza dek alçalan bir ton olarak algılıyor. Garip değil mi? Kimileri bunu berber direği illüzyonuna benzetiyor. Hani bazı berberlerin önünde vardır. Genellikle Amerika'daki berberlerin önünde kırmızı mavi beyaz şeritlerden oluşan sonsuza dek bir sarmal oluşturuyormuş yanılsamasını yaratan şu meşhur sembol. Buna aslında Shepard Rizit tonunun görsel illüzyonlar dünyasındaki karşılığı denebilir. Ama bu illüzyon tekniğinin geçerli olduğu tek alan ton algısı değil. Aynı mantık kullanılarak ritmin de sonsuza dek hızlanması veya yavaşlaması gibi bir illüzyon da yaratılabilir.
Şimdi şunu bir dinleyin.
Sizce bu ritim daha ne kadar hızlanabilir? Cevabı biliyorsunuz. Sonsuza kadar gibi görünse de aslında sürekli olduğu yerde sayan bir ritim bu. Aynı mantıkla çok hızlanan ritim yavaşça sessizleşiyor ve yavaş bir ritim alttan alta denkleme dahil oluyor. Bunu ayrımsamak Shepard Rizit tonunu ayrımsamaktan nispeten daha kolay. Çünkü ritmi takip etmek daha kolay bir şey. İsterseniz bu kez daha dikkatlice bir kulak kesilin ve fark ettirmeden denkleme dahil olan yavaş ritmi yakalamaya çalışın.
Dikkatle dinlediğimiz zaman bizi yanıltan el çabukluğunu fark etmemiz çok da zor değil. Ama dikkatsiz bir kulak ve zihin için her iki illüzyon da fazlasıyla yanıltıcı. Ama zihnimiz birbirinden çok farklı yanılma türlerine sahip. Bunun için bir diğer illüzyonu şimdi sizlere takdim edeceğim.
Bazen zihnimiz bize oyunlar oynar ve aslında hiç orada olmayan şeyleri sanki oradaymış gibi görebilir ya da duyabilir. Bunun en meşhur örneği insan gözünün kör noktası. Gözlerin optik sinirlerle birleştiği bu nokta retinanın başladığı yere dek uzanır ve tam bu alana düşen görüntüleri optik sinirlerin kapatması nedeniyle göremeyiz. Ama beynimiz boşluk kabul etmez. Aslında var olmayan bir görüntü icat eder ve o boşluğu doldurur. Bu sayede o kör noktayı karanlık olarak algılamayız. Bunun bir benzerini kulaklarımız da yapabilir. Hatta az önce yaptı bile. İnanmıyorsanız insan gözünün kör noktasıyla ilgili anlattığım bölümün aynısını size tekrar dinleteyim. Ama bu kez arkadaki dikkat dağıtıcı sesler olmadan. Bazen zihnimiz bize oyunlar oynar ve aslında hiç orada olmayan şeyleri sanki oradaymış gibi görebilir ya da duyabilir. Bunun en meşhur örneği insan gözünün kör noktası. Gözlerin optik sinirlerle birleştiği bu nokta retinanın başladığı yere dek uzanır ve tam bu alana düşen görüntüleri optik sinirlerin kapatması nedeniyle göremeyiz.
Ama beynimiz boşluk kabul etmez. Aslında var olmayan bir görüntü icat eder ve o boşluğu doldurur. Bu sayede o kör noktayı karanlık olarak algılamayız. Bu dinlediğiniz başta yaptığım konuşmanın birebir aynısıydı. Tek fark ilkinde aradaki boşluklara kurgu sırasında farklı farklı sesler serpiştirdik. Anlamsız gürültüler. Ve beyniniz bu sesleri boşlukları doldurmak, konuşmamın anlamını tamamlamak için birer harfmişçesine algıladı. Öyle yorumladı. Buna fonemik restorasyon adı veriliyor. Bir nevi halisilasyon görüyoruz yani. Orada olmayan sesleri sanki oradaymış gibi algılıyoruz. İlginç değil mi? Daha ilginçlerine geçmeden önce burada bölüme kısa bir ara verelim. Döndükten sonra bu alanda çalışmalarıyla meşhur birinin hikayesiyle birlikte olacağız. Bu yüzden hiçbir yere ayrılmayın. Evet nerede kalmıştık? Önemli birini anlatacağım demiştim. Tamam. İzmir. Diana Doge. Diana Doge, Kaliforniya Üniversitesi'nde bir psikoloji profesörü.
Ama psikolojinin çok ilginç bir alanıyla ilgileniyor. Seslerle ve insanların sesleri nasıl algıladıklarıyla. Kendisi aynı zamanda mutlak yani absolute kulak. Günlük hayatta duyduğu her sesin tonal karşılığını tespit edebiliyor. Doge'un en popüler çalışmaları ise keşfettiği işitsel illüzyonlar. Kulaklıklarınız hala kulağınızda değil mi? Şimdiki illüzyonu deneyimleyebilmek için bir kulaklık şart çünkü. Şimdi şunu dinleyin.
Sol kulağınızda duyduğunuz bu melodiye alıştırın kendinizi. Unutmayın sol kulağınıza bir girdi olarak ulaşan işitsel veri bu. Şimdi ise sağ kulağınızda farklı bir melodi duyacaksınız. İki farklı kanaldan iki kulağımızla iki farklı ses duyduk. Peki sizce bu ikisini birleştirince ne duyacağınızı tahmin edebiliyor musunuz?
Hangi melodiyi hangi kulağınızda duyuyorsunuz? Seçebiliyor musunuz?
Her iki kulağımıza da iki farklı ton dizisi sunulduğunda beynimiz en çok tonlar arasındaki müzikal ilişkiye önem veriyor. Ayrı ayrı dinlediğimizde. Beynimizde aslında bambaşka olan iki melodi aynı anda duyulduğunda beyinde yeniden organize ediliyor. Beynimiz iki farklı kulaktaki iki farklı veriyi birleştirip aşağı yukarı hareket eden sıralı majör diziler olarak sunuyor bize. Bu herhalde sadece kulaklarımızla değil aynı zamanda beynimizle duyduğumuzun en başarılı kanıtlarından biri. Ama beynin düzen ve anlamlı bir örüntü arayışının hakikati nasıl çarpıttığını da aynı zamanda bizlere çok açık ve net bir şekilde gösteriyor.
Doç'un keşfettiği bir diğer illüzyonsa Triton paradoksu. Şimdi size ikililer halinde bazı ses tonları dinleteceğim. Bunlardan bazılarını tizden pese bazılarını da pesten tize gibi düşünebilirsiniz. Siz benim bu çaldığım notaları dinledikten sonra taklit etmeye çalışın. Ben de aynı şeyi yapacağım. Duyduklarımı piyanodan çalacağım. Hazır mısınız? Şimdi ilki geliyor. Birinci ikilimizi çalalım.
Nasıl bir şey duydunuz? Ben şöyle bir şey duydum.
Aynı şeyimi duyduk bilmiyorum. Yoksa daha şimdiden ayrıştık mı? Eğer öyleyse ikincisi geliyor. Hazır mısınız? Şöyle bir şey mi?
Ben böyle duydum. Peki ya bu buna ne diyeceksiniz? Dinleyelim.
Dört. Dört. Şöyle bir şey mi?
Galiba böyleydi. Peki.
Yoksa böyle miydi? şimdi ben eminim ki bu dört ikiliden en az birini benden daha farklı işittiniz. Yok eğer sizin de cevaplarınız aynı benim çaldığım kiyle birebir uyuşuyorsa herhalde biz sizinle ruh eşi filan olmalıyız. Şaka bir yana bu kısmı sadece kulaklıkla dinlemek zorunda değilsiniz. İsterseniz hoparlörden verin. Bir başkasıyla birlikte dinleyip ne duyduğunuzu karşılaştırın. Test edin. Cevaplarınız büyük bir ihtimalle ayrışacak. Benimkiyle ayrıştığı gibi. Peki hangi cevap doğruydu? Aslına bakarsanız her iki cevap da doğru. Duyduğunuz bu tonlar özel seslerdi. Aralıkları da özel bir aralık. Bir oktavın tam yarısı kadar. Buna triton deniliyor. Bunların böyle teknik açıklamasına girmeyi istemiyorum ama kısaca bunlar böyle biraz muğlak, biraz ikircikli ses gruplarıydı. Çift cevaplı sesler de diyebiliriz. Çift cevaplı. Bu yüzden her iki cevabı da içinde barındırıyor. Her iki duyuş şekli de doğru. Yani birbirimizden farklı farklı duyuyoruz.
Doç'un keşfettiği daha da garip olan şey ise şu. Farklı dili konuşan, farklı kültürlerin verdiği yanıtlar çok daha farklı sonuçlara sahip. Anadili Türkçe olanların vereceği cevaplar aralarında ayrışsa da ortalamaya vurulduğunda bir ortaklık görülebiliyor. İngilizce veya Çince konuşanların verdikleri yanıtlarsa bambaşka ortak noktalarda birleşiyor. Yani konuştuğumuz dilin melodik yapısı cevaplarımızı belirlememizde çok etkili. Daha geçen bölümde konuştuğumuz o sağlaklık veya solaklık da öyle. Melodik yapı demişken, Diana Doç'un absülüt kulak olduğunu, her şeyi müzikal ton olarak algıladığını az önce söylemiştim değil mi? Bu oldukça nadir görülen, baya baya böyle Allah vergisi diyebileceğimiz bir yetenek. Yani bende olmadığı gibi muhtemelen sizde de yok. Ama üzülmeyin, Diana Doç'un size güzel bir haberi var. Doç, bilimsel çalışmalarını yalnızca makale olarak yayınlayan bir bilim insanı değil.
Zaman zaman çalışmalarını kendi sesinden anlattığı ve işitsel örneklerle birleştirdiği sesli CD'ler de yayınlıyor. İkinci CD'sinin post prodüksiyon sürecinde ise bizzat kendisi de çalışıyor ve seslerin doğru duyulduğundan emin olmak, ekolizer ayarlarını yapmak için bazı bölümleri tekrar tekrar dinliyor. Konuşmasına bir nevi ince ayar verebilmek için belli bölümleri lupa, yani döngüye alıyor. Sıra şu bölümün ince ayarını yapmaya geliyor.
Doç, bu bölümün özellikle bir kısmını stüdyosundaki hoparlörden lupa alıyor.
Ve ardından koltuğundan kalkıyor, ofisinden çıkıyor ve mutfağa kendisine bir kahve almaya gidiyor. Bir süre sonra ise mutfakta şu soruyu soruyor kendine. Biri şarkı mı söylüyor? Siz de şarkıyı duyabiliyorsunuz değil mi? Doç mutfakta aslında şunu keşfediyor. Bir konuşmayı olağan akışında dinlediğimizde konuşma olarak algılıyoruz. Ama doğru yerden, doğru bir şekilde lupa alıp, seslere müzikal bir bağlam yarattığımızda, duyduklarımız düz bir konuşmadan çok bir melodiye benziyor. Şu melodiye. Ardından aynı kaydı başkalarıyla da test ediyor Diana. Herkesin verdiği cevap aynı. Sometimes behave so strangely.
Anlayacağınız hepimiz birazcık absolute bir kulağa sahibiz. Günlük hayatta müzik olarak algılamadığımız şeylere doğru bir şekilde düzenlendiğinde tonal karşılıklar atayabiliyoruz. Ve onu bir müzik gibi algılayabiliyoruz. Aslına bakarsanız bu bölüme ekleyebileceğim daha çok sayıda işitsel illüzyon var. Psikoakustik dünyası der ya deniz ama devam edersen bu bölümün sonu gelmeyecek. O yüzden diğer illüzyonları belki ileride bir başka bölüm olarak yine sizlerle paylaşırız. Ama şimdilik size illüzyonlarla ve algılarımızla ilgili son birkaç şey daha söyleyeyim. İllüzyonları çoğu zaman olağanın dışında bir şeylermiş gibi görmeye meyilliyiz. Görsel ya da işitsel illüzyonlar sonuçta hepsi yanıltmak amacıyla özellikle üretilmiş yapay sesler değil mi? Ama belki de yanılıyoruzdur. İllüzyon belki de olağanın normalin ta kendisidir. Ne demek istiyorum? Vallahi anlatmak için her şey hazır. Kulaklıklarınız kulağınızda.
Eğer kulak içi kulaklık kullanıyorsanız hep de iyi çünkü dış sesleri de duymayacaksınız. Şimdi sizden son bir isteğim daha var. Benden hemen sonra söyleyeceğim cümleyi sesli bir şekilde tekrar etmenizi istiyorum. Tahminen benim konuştuğum bu desibelde konuşsanız yeterli olur. Hazır mısınız? Beep sesinden sonra şimdi söyleyeceğim şeyleri aynen tekrar edin. Şu anda kendimi gerçek sesimle mi duyuyorum?
Duyduğunuz ses her zaman duyduğunuz sesiniz miydi? Yoksa her zamankinden daha boğuk, daha pes bir ses miydi? Peki şimdi bir de kulaklığı çıkarıp... Aynı cümleyi söyleyin. Şu anda kendimi gerçek sesimle mi duyuyorum? Size birkaç saniye daha vereceğim. Ben burada bekliyorum. Hadi.
Buradasınız değil mi? Neden farklı duyduğunuzu açıklayayım mı? Duyduğumuz sesin önemli bir kısmını aslında hava yoluyla duymuyoruz. Ses bedenimizin içinden çıkıyor ve her şeyden önce vücudumuzu titreştiriyor. Yani biz kocaman bir enstrüman gibiyiz. Ağzımız ve kulağımız da birbirine çok ama çok yakın. Ses, kafatasımızın kemikleri aracılığıyla doğrudan iç kulağa iletiliyor. Düşük frekanslarsa kemiklerimizi en iyi titreştiren sesler. Bu yüzden kulaklıkla konuştuğumuzda alçak frekansları daha baskın duyuyoruz. Yani bedenimizin sesini. Tam da bu sebeple kendi kaydettiğimiz, kendi sesimizi dinlemek bize çok garip geliyor. Benim sesim böyle mi ya diye soruyoruz. Her zaman olduğundan daha ince, daha cılız duyuyoruz, algılıyoruz onu. Çünkü onda bedenimizin titreşimi ve o en pes frekanslar yok. İllüzyon işte tam da burada. Kendi sesimizi hiçbir zaman başkalarının duyduğu gibi algılayamıyoruz aslında.
Dünya üzerinde bizi işitebilecek milyarlarca insandan farklı şekilde şahit oluyoruz kendi sesimize. Hatta buna mecburuz. O halde bu durumda duyularımızın ve algımızın bize sürekli yanılttığını ve hakikatten uzaklaştırdığını söyleyebilir miyiz? Yani bence bu biraz fazla ileriye gitmek olur. En azından farkında olmalıyız. O yüzden belki de hakikatin katman katman olduğunu, farklı bakış açılarının, hakikatin bütününün birer parçası olduğunu kabul etmemiz en doğru olanı. İşte böyle bir dünyada, böyle bir tabloda bize düşense, bu algıladığımız dünyaya inanmaktan başka bir şey değildir belki de. Öyleyse, bu bölümün sonuna gelmişken sorayım. Duyduklarınıza şimdi inanabiliyor musunuz? Duyduklarınıza şimdi inanabiliyor musunuz? Şimdi inanabiliyor musunuz?
Kaynaklar (23)
- Auditory illusion - Wikipedia
- Explore - The Illusions Index
- 42 Audio Illusions & Phenomena! - Part 1/5 of Psychoacoustics
- Behaves So Strangely
- Speech-to-Song Illusion
- Jean-Claude Risset - Wikipedia
- Shepard tone - Wikipedia
- Infinite Descending Pitch - Shepard Tone
- Audio Illusion: Risset beat (infinite tempo change!)
- faster - Clyp
- Binaural Beats - The Illusions Index
- Speaking Piano - Now with (somewhat decent) captions!
- How optical illusions trick your brain - Nathan S. Jacobs
- The M.C.Escher of Music?
- 10 Hours of Infinite Fractal and Falling Shepard's Tone
- Risset Accelerando Beat1.Mp3
- ***https://www.youtube.com/watch?v=ZyvyGMkzNQc***
- ***https://www.youtube.com/watch?v=pF1IfcfHKD4
- ex Scale illusion pan.mp3
- Tritone paradox.mp3
- Sound Demo 1.mp3
- Radiolab042106a.Mp3 Ywr3ahjkcgo B3c8e7c6e8f85ae4bd40878448e3fe17 8688282.Mp3
- Sound Demo 3.mp3