111 Hz ·Bölüm 6 ·23 Ağustos 2021 ·21 dk ·1.753 kelime

Voyager Plakları: Dünyadan Kozmosa Bir Mesaj

İçerisinde bir mesajla okyanusa fırlatılan şişeleri bilirsiniz. Peki bunlardan birinin Carl Sagan'ın öncülüğünde uzayın derinliklerine fırlatıldığını biliyor muydunuz? Üstelik, bu şişedeki mesajın çok önemli bir görevi var: İnsanlığı, evrendeki diğer medeniyetlere, ses kayıtları aracılığıyla anlatmak. Peki sizce Sagan ve ekibi dünyamızı anlatmak için hangi sesleri seçmişti?

0:00

Merhaba, ben Barış Özcan. 111 Hertz'e hoş geldiniz.

İçerisinde bir mesajla bir okyanusa veya denize bırakılan şişeleri herkes bilir. Önce bir mektup yazılır. Ardından cam bir şişeye yerleştirilir. Şişenin ağzı bir mantarla sıkıca kapatılır ve denize fırlatılır. Rüzgarın ve akıntıların kaderine terk edilen bu mesajların ne zaman okunacağını, kimin eline geçeceğini veya nereye yolculuk yapacağını kimse bilmez. Bir mektup yazıp şişeyle birlikte okyanusa fırlattığınızda tahmin edebileceğiniz tek şey bunun sizden çok uzaklarda bir yerde hiç tanımadığınız birilerinin eline geçebileceği.

Peki ya şişenizi okyanusa değil de uzay boşluğuna fırlatabilecek olsanız? Öyle bir şişe olsun ki bu bırakın kıtalar arasını gezegenler arası bir yolculuk yapsın ve dünya dışı canlıların eline geçsin. O zaman ne yazardınız mesajınızda?

Uzaya, dünya dışı gezegenlere gönderilmiş bir şişe. Kulağa bir hayal gibi gelse de aslında böyle bir şişe gerçekten var. Hatta düzelteyim, böyle bir değil iki şişe var ve içlerinde belki de dünyanın en önemli mesajları saklı. Hikayeleri ise şöyle başlıyor. Duyduğunuz sesler 1977 tarihinde uzaya gönderilen Voyager 1 sondasının fırlatılma anına ait. 44 yıl önce güneş sisteminin dış gezegenlerini yakından incelemek için fırlatılan bu insansız uzay aracı bugün dünyadan 23 milyar kilometre uzaklıkta ve hala yolculuğuna devam ediyor. 23 milyar kilometre. Bu öyle uzak bir mesafe ki yeryüzünden gönderdiğimiz bir sinyalin Voyager'a ulaşması tam 21 saat sürüyor. Üstelik sinyalin ışık hızıyla seyahat etmesine rağmen.

Voyager proje ekibindeki isimlerden biri de Cosmos ve Contact gibi yapımların yaratıcısı ünlü astronom Carl Sagan'dı. Ve Sagan'ın en fazla kafa yorduğu konulardan biri dünya dışı akıllı yaşam araştırmalarıydı. Sagan dünya dışı gezegenlerde de akıllı canlılar olduğuna ve onlarla iletişime geçmemiz gerektiğine inanıyordu. Ve Voyager projesi henüz planlama aşamasındayken Sagan şu ilham verici soruyu sormuştu. Eğer Voyager yeryüzüne en uzak insan yapımı nesne olacaksa ve bir gün güneş sistemini terk edip yıldızlar arası uzayda yolculuğuna devam edecekse, neden üzerine insanlıktan bir mesaj iliştirmeyelim? Olur ya belki de bu mesaj bir gün uzaylıların eline geçer kim bilir.

İşte bu sorunun yarattığı heyecanla Carl Sagan etrafında toplanan bir ekip Voyager'la birlikte uzayın derinliklerine göndermek için içinde dünyadan mesajlar bulunan bir plak derlemeye karar verdi.

Proje bugün yapılacak olsa en azından bir hard disk göndereceklerine eminim ama hatırlayın, 70'li yılların ortasındayız ve bu yıllarda insanlığın elindeki en iyi kayıt aracı yalnızca ses kaydı yapabilen plaklar. Ekip işe koyulur koyulmaz ilk büyük soru ve sorunla karşılaştı. Plağın içine koyulacak o mesaj ne olmalı?

Gerçekten nasıl bir mesaj gönderilir uzayın derinliklerine? Daha demin size de sormuştum bu soruyu. Uzaylıların bir gün planınızı dinleyeceğini hayal edin. Siz olsanız ne gönderirdiniz? Hakkında hiçbir şey bilmediğiniz bir varlığa ne anlatırdınız? Carl Sagan cevabı bulmakta fazla zorlanmadı. Plakta gönderilecek mesaj dünyadaki yaşamın bir minyatürü olmalıydı. Yani plağı dinleyen her kim olursa olsun evrenin bir köşesindeki hayat dolu bu gezegenimizin yaşantısına dair sesler duymalıydı. Ve bu mesajın dünyadan bir mesaj olabilmesi için plağa koyulacak içerik tüm insanlığı ve hatta insan dışı varlıkları bile kapsayıcı bir şekilde seçilmeliydi. Bu yüzden işe, plağa şu sesleri koymakla başladılar.

Farklı dillerden 55 adet kayıt. Her ses kaydında benzer cümleler söyleniyor aslında. İyi de ben bu dillerin hiçbirini bilmiyorum ki ne dediklerini nereden anlayacağım diye soruyorsanız Carl Sagan ve ekibi sizi de düşünmüş. Kayıtlardan biri şu. Sayın Türkçe bilen arkadaşlarımız sabah şeriflerinize hayırlı olsun. Uzaylılar Türkçe biliyor mudur veya bu kaydı bir sabah saatinde mi dinlerler? Gerçekten emin değilim. Ama sonuçta dünyadan 23 milyar kilometre uzakta uzayda bir yerlerde yolculuk yapan Türkçe bir ses var. Bir selamlama. Ve biz de bu Türkçe kayıt sayesinde anlıyoruz ki sözünü ettiğim 55 adet kaydın hepsi aslında 55 farklı dilde selamlaşma sesleri. Kimi evrendeki dostlarımıza merhaba, kimi barış üzerinize olsun, kimi ise insanlıktan selamlar diyor. Benim aralarında en çok hoşuma giden kayıt ise Arapça olanı. Anlamı şöyle. Yıldızlardaki dostlarımıza selamlar. Umuyoruz ki bir gün tanışacağız.

Bu bence insanlığın hayallerinin ve ideallerinin ne kadar ötelere uzanabileceğine dair müthiş bir ifade. Ama tabii Carl Sagan ve ekibi yalnızca böyle farklı dillerde selamlamaları seçip göndermekle yetinemezdi. Az önce de dedim ya, Sagan'a göre plak dünyadaki yaşamın gerçekten de bir minyatürü olmalıydı. Ve dünyada yalnızca insanlar yaşamıyordu. Bu yüzden o plağı Nuh'un gemisinin modern bir versiyonuna çevirmeye karar verdiler. Böylelikle dünya Nuh tufanı gibi bir felaket yaşasa ve dünya üzerindeki yaşam tümüyle ortadan kalksa bile o plağın içindeki sesler hayatlarını sürdürmeye devam edebilecekti. Dünyadaki ormanlar bir gün yok olsa bile.

Bu ormanlardaki kuş cıvıltıları, yırtıcı hayvanların sesleri, fil homurtuları duyulmaya, okyanuslar bir gün kurusa bile kambur balinaların şarkıları, okyanusun derinliklerinde değil belki ama uzayın derinliklerinde söylenmeye devam edecekti. Ve elbette dünyamız. Tüm bu seslerin duyulabilmesine imkan tanıyan evimizin de bir hayatı ve kendine has sesleri var. Yanardağ paklamaları, depremler ve gök gürültüsü, birer doğal felaket oldukları kadar canlı yaşamını mümkün kılan mucizeler aynı zamanda.

Yaşam demişken insan hayatına dair detayları da es geçmek olmaz. Milyonlarca yıldır yeryüzünde, son birkaç on yıldırsa uzayda duyulan ayak seslerimiz, kalp atışlarımız, gülüşümüz, duygularımız, bir öpücük ve bir annenin ağlayan yavrusunu yatıştıran o yumuşacık tondaki sesi.

Bu plağ, astronomlar değil de sanki şairler oluşturmuş gibi gelmiyor mu size de? Dünyadaki yaşama dair en dokunaklı ayrıntılar, en hassas duygular özenle seçilmiş gibi adeta. Milyonlarca yıl sonra bambaşka bir gezegende yaşayan biri bu sesleri duyduğunda ne düşünür, ne hisseder sizce? Ben bilemiyorum. Ama şunu biliyorum ki uzaylıların duyacağı sesler yalnızca dünyadaki yaşama dair sesler olmayacak. Çünkü Voyager altın plağında biz dünyalıların duymaktan keyif aldığı şeyler de var. Müzikten bahsediyorum. Tam da şu anda duyduğunuz Bach'ın 3 numaralı keman partitasının 3. bölümü plakta bulunan eserlerden biri. Ama plakta yalnızca Bach değil, Mozart ve Beethoven gibi batı müziği devlerinin yanı sıra Hindistan'dan Japonya'ya,

Bölüm 3 CRISPR: Yüzyılın Genetik Devrimi Bu bölüme git →

Azerbaycan'dan Zaire'ye kadar kocaman bir coğrafyayı ve çeşitli kültürleri kapsayan tamı tamına 27 ayrı müzik kaydı var hazırlanan bu plağın içinde. Umalım da uzaylıların kulakları olsun. Çünkü eğer aralarındaki iletişimi bambaşka duyu organlarıyla sürdürüyorlarsa bu seslerin hiçbirini duyamayabilirler. Neyse ki Carl Sagan ve ekibi plağın yalnızca bir yüzünü ses kayıtlarıyla doldurdu. Oysa plakların iki yüzü var ve her iki yüzüne de Farklı kayıtlar alınabiliyor. Bu yüzden Carl Sagan plağın B yüzüne dünyadan fotoğraflar koymayı önerdi.

Bugünkü teknolojiyle bu çok kolay. Bir flash diskin içine JPEG formatındaki fotoğrafları sürükleyiverin gitsin değil mi? Ama 1977'de fotoğraflar analog makinelerle çekiliyordu. Yani bugün kullandığımız o dijital dosya formatları henüz yoktu. Ve zaten plağ teknolojisi de sadece ses kaydetmeye izin veriyordu. Bu yüzden Voyager plağını yaratan ekip dahiyane bir fikirle seçilen fotoğrafları ses dalgalarına çevirdi. Ve bu ses dalgalarını da plağa yazdı. Ve bu yöntemi kullanarak plağın içine tamı tamına 116 görüntü sığdırdı. Bunların çoğu bize ve evimiz olan yeryüzüne dair görüntüler. Süpermarkette alışveriş yapan bir kadın, balık pişiren bir adam gibi günlük hayata dair anlar. Çin Seddi, Sydney Opera binası gibi insanlığın inşa ettiği adeta destansı yapılar. Araba, uçak gibi medeniyetimizin geldiği noktayı gösteren teknolojik araçlar. Yeryüzünü paylaştığımız hayvanlar ve bitkiler, çöller, dağlar, nehirler işte hepsi bu 116 görüntünün içinde.

Carl Sagan, yaşamın ve medeniyetlerin çeşitliliğini vurgulayabilmek için bu fotoğrafların tıpkı plağa konulan müzikler gibi farklı coğrafyalardan ve farklı kültürlerden olmasına özen göstermişti. E ne de olsa insanlık birbirinden farklı pek çok yaşam tarzına, pek çok farklı zevke ve mimariye sahip sayısız medeniyet inşa etmişti ve fotoğrafları böyle yalnızca batı medeniyetinden seçmek, insan olmayı her yönüyle anlatmak için elbette yetersiz kalırdı. Gerçi düşününce insan olmayı her yönüyle anlatmak da aslında tehlikeli bir fikir. Zayıf yönlerimizi öğrenen zalim uzaylılar dünyayı istila etmeye ve bizi köleleştirmeye gelirler anlamında söylemiyorum bunu. Zaten Carl Sagan'ın çekincesi de bu değildi ki seçilen görseller arasında insan vücudunun ayrıntılı bir anatomisi bile var. Sagan'ı asıl endişelendiren şey uzaylıların dünyamıza dair kuracakları karanlık planlar değil, aksine dünyada sayısız acılara neden olmuş insan ruhunun karanlık yönleri.

Savaşlar, katliamlar, soykırımlar, ardında gözyaşından başka bir şey bırakmayan silahlar ve elbette şehirleri yerle bir eden bombalar.

Sadece derisinin rengi farklı olduğu için özgürlüğü elinden alınmış insanlar, yalnızca inancı farklı olduğu için katledilmiş topluluklar, nefret, kibir, zalimlik ve açgözlülük ve tüm bunlara dair fotoğraflar. Onları da koymalı mıydık bu plağa?

Düşünsenize, plağın ön yüzündeki barış mesajlarımızı dinleyen biri, ardından bu acı dolu fotoğrafları görse ne düşünür? Ne kadar aptal ve ilkel olduğumuzu belki de veya ne kadar acımasız gaddar olduğumuzu. Oysa plağın hazırlanmasındaki amaç, bizler kozmuzun vatandaşları olmak istiyoruz demekti. Bu yüzden Carl Sagan ve çalışma arkadaşları plağa, medeniyetimizin günahlarına, savaşa, şiddete, yoksulluğa, dine ve ideolojiye dair hiçbir görsel eklemediler.

Voyager uzay sondalarının milyonlarca yıl sürecek yolculuğu, insanlığın en parlak yıldızlardan bile daha parlak hayalleri bu karanlığın gölgesinde kalmamalıydı.

44 yıl, neredeyse yarım asır. Voyager 1 ve Voyager 2 uzay sondalarının milyonlarca yıl sürecek yolculuklarında geride kalan süre işte bu. Evrendeki en yalnız dünyalılar bu iki uzay sondası dile kolay. 44 yıldır kozmik okyanusta yolculuklarına devam ediyor. Ama 2025 yılında günümüzden sadece 4 yıl sonra Voyager 1'in enerji kaynağı tükenecek ve kendisinden bir daha haber alamayacağız. Voyager 2 ile iletişimimizi ise kaybettik bile. Pandemi başladığından bu yana NASA, Voyager 2 ile bağlantı kurabilmiş değil. Yine de biz onlardan haber alamasak bile bu iki uzay sondası taşıdıkları plaklarla birlikte uzayın derinliklerinde yolculuklarına usul usul devam edecek. Ve bir gün dünyadaki hayat son bulsa ve insan medeniyeti yok olsa bile insanlığın bizler vardık, dünya adını verdiğimiz bir günler. bir gezegende yaşadık. Hatta yıldızların ötesini bile düşledik çığlığı evrende bir yerlerde mutlaka yankılanmaya devam edecek.

Bir şişenin içine bir mektup koyup onu okyanusa fırlattığımızda ne hissederiz? Kime yazarız bu mektubu? Belirli bir kişiye olmadığı kesin. Okyanusa bir şişe attığımızda bırakın kime ulaşacağını, birine ulaşıp ulaşmayacağını bile bilemeyiz. Öyleyse varış noktası belirsiz bu mektubun bir arkadaşınıza, tanıdığınız birine yazdığınız bir mektuptan farkı olmalı. O halde baştaki soruya geri dönelim şimdi. Hatırlayın bir şişede mesaj gönderecek olsanız içine ne yazacağınızı sormuştum. Düşününce fark ediyoruz ki şişede göndereceğimiz mektubu onu bulacak kişiye değil kendimize yazıyoruz aslında. Zaten hakkında hiçbir şey bilmediğimiz birine kendimizden başka ne anlatabiliriz ki? Voyager sondalarıyla uzayın derinliklerine gönderilen mesajların da böyle bir yanı var. Kainatın büyüklüğünü hayal ederseniz bu plakların başkaları tarafından dinlenme ihtimali koca okyanusta ancak bir damla kadar. Ama zaten gönderilen mesajlar yıldızların ötesinde yaşayanlardan çok tam da burada, yeryüzünde yaşayan bizler için önemli.

Bu plaklarda seçilen tüm sesler ve görseller aslında insanlığın kendi üzerine yaptığı bir meditasyon. İnsan olmanın, dünyada yaşamanın ve dünyayı diğerleriyle paylaşmanın anlamı üzerine bir düşünme fırsatı. Yeryüzüne baktığımızda sırf farklı olduğu için aşağılanan, hor görülen, yok sayılan insanları ve onların çektikleri acıları görüyoruz. Öte yandan gökyüzünde bir yerlerde Voyager'la gönderilen plaktaki onlarca farklı kültürden sesler ve görüntüler bize farklılıklarımızı bir eksiklik veya üstünlük meselesi olarak değil, bir zenginlik ve çeşitlilik olarak görmemizi öğütlüyor. Bu plaklar milyarlarca yıl sürecek yolculukları boyunca bir kez olsun bile dinlenmeyecek belki ama Voyager projesini ortaya çıkaran o motivasyon bize kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi, yaşadığımız gezegene ve birbirimize şefkatle yaklaşmamız gerektiğini hatırlatmaya devam edecek. Ve elbette insanlığın hayallerinin, yıldızların bile ötesine uzanabileceğini.

Künye
  • YazanBerkant Gültekin
  • Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
  • Müzik SeçimleriUmut Barış Genç
Kaynaklar (26)