111 Hz ·Bölüm 39 ·22 Ağustos 2022 ·27 dk ·2.591 kelime

#SadeceDuymakİstediklerin - Ya Ölümsüz Olsaydık?

Ölümsüzlük, tarihin başından beri insanlığın en büyük hayallerinden. Bugün, aynı hayali teknoloji ve bilim aracılığıyla gerçek kılmaya çalışıyoruz. Peki ama, ölümsüz olmayı gerçekten ister miydik? Sonsuz bir yaşamın ne tür artıları - eksileri olabilir? Bölümde adını anmayı unuttuğum Neil deGrasse Tyson'ın ölümsüzlük hakkında röportajının tamamı için buraya tıklayın.

0:00

Herkese merhaba, ben Barış Özcan, 111. frekansa hoş geldiniz.

Herkese merhaba, 111 Hz'in yeni bölümüne hoş geldiniz. Bölümün kendisine içeriğimize geçmeden önce sizlere bir iki tane haberim olacak. Bölüm başlığındaki hashtagden de bir şeylerin farklı olacağını sezdiğinizi zannediyorum. PodB Media, podcast mecrasının bilinirliğini arttırmak için bir inisiyatif üstlendi. Bu mecrayı büyütmek amacıyla 15 Ağustos'ta üç tane animasyon filmini dijital ortamlarda yayınladı. Bir tanesinde benim de küçük bir rolüm var. Hatta İstanbul'da yaşıyorsanız şehir ekranlarında, Marmaray'da, Modio TV ekranlarında da bu bahsettiğim PodB filmlerini görmüşsünüzdür ya da göreceksinizdir. Bir dahaki metroya bin işinizde gözünüz ekranlarda olsun. Şu anda bu podcast bölümünü dinlediğinize göre siz zaten bunun farkındasınız. Bu işitsel medyanın kendine has evrenini zaten çoktan keşfetmişsiniz. Ama işte PodB'nin amacı podcast içeriklerinin daha fazla insana ulaşmasını sağlayabilmek.

Eğer siz de bu çabanın bir parçası olmak isterseniz eşinize, dostunuza bu podcast'tan bahsedin lütfen. Sevdiğiniz ve sevebilecekleri programları onlara önerin derim. Böylece spor yaparken, evde ev işleri yaparken, yürüyüş yaparken, bir yerden bir başka yere giderken özellikle işitsel mecranın kendilerine katacağı faydaları da kullanabilsin onlar da. Bir diğer haber ya da bilgilendirme diyelim. Yine bölüme başlamadan önce fark ettiniz sanıyorum. Kapak görselimiz. Bir kez daha değişti. Aslında daha yeni değiştirmiştik birinci yıl dönümümüzü kutlamak amacıyla. Ama benim dinleyicilerimden biri Hamdi Gülle o kadar güzel bir görsel hazırlamış ki. Yapımcım Podby medyayla birlikte kendisinin bu çalışmasını kullanmamak olmaz diye düşündük. Birkaç ufak değişiklikle birlikte bu yeni kapağı da sizlerin beğenisine sunuyoruz. Bu arada dinleyicim Hamdi'ye de emekleri için buradan teşekkürlerimi iletiyorum bir kez daha.

Evet şimdi lafı daha fazla uzatmadan bölüme geçelim.

Bu bölüme biraz farklı başlayacağız.

Sizinle birlikte Galata Kulesi'ne doğru gideceğiz. Podby Stüdyosu'nun kapısının önüne. Çünkü ekip arkadaşlarım sokağa indiler ve basit gibi görünen şu zor soruyu sordular. Merhaba size bir sorumuz olacak. Ölümsüz olmak ister miydiniz? Eğer istiyorsanız neden? Ölümsüz olmak istemezdim. Sonuçta bu dünyada birçok istemediğimiz ihtiyaçlarımız var. Çektiğimiz üzüntüler var. Bunların da aynı şekilde devam etmesi bir insana hızlırap olduğu için istemezdim ölümüsüz olmak dünyada. Herkes ister ölümsüz hayatı. Yok. Ölümden sonrasını 100 sene sonrasından daha çok merak ediyorum o yüzden. Ölümsüz olmak isteyen var mı gerçekten bu hayatta? Evet var Elon Musk. Ben en son anneannemi gördüm ve anneannem gerçekten ölmek istiyor. Uzun süre yaşamak çok yorucu bir şey. Ölümsüz olmak istemezdim. Sıkılırdı insan biliyor musun?

No I don't think it is. Ölümsüz olmayı isterdim ama elbet bir yerde bir son gelecekse genç ve salaklı kalarak o sonun gelmesi daha mantıklı olur. Belki isterdim belki istemezdim. İkisinin ortasında bir şey. Niye istemeyeyim? Tabii isterim bu ***. Banka banka soruyorum. Hepsini yaparım. Yok hayır. Yani kafamın içiyle sonsuza kadar zor gibi duruyor. Pek istemezdim.

Cevaplar ve nedenler çeşitli. Kimileri yaşamayı sevdiğini söyleyip evet diyor. Kimileri ise tek başına ölümsüz olmaktan ve sevdiklerinin tamamını kaybetmekten korkuyor. Bu bölümü kaydetmeden önceki Gece Yüzüklerin Efendisi serisinin ilk filmini bir kez daha izlerken Arven karakterinin sevgisi aşkı uğruna ölümsüzlükten nasıl vazgeçtiği sahnesini görünce ister istemez aklıma yine bu konu geldi. Peki ya size sorsam bu soruyu? Ölümsüz olmayı ister miydiniz?

Hekaye bu ya. Biri gelse mesela ve size kırmızı hapı seçersen artık ölümsüz olacaksın diye bir seçim şansı sunsa. Bunu yapar mıydınız? Ama gerçekten düşünmenizi istiyorum.

Ölümsüzlük.

Tarihin başından beri var olan insanlığın en büyük isteği. Ve bu tarihin bilinen en eski hikayesi bile ölümsüzlüğü arayan Kral Gılgamış'a ait.

Aradığı Bengi Sun'un adı tarihte ab-ı hayatta oldu, yaşam iksiri de. Simyacılar yüzyıllarca o iksiri aradılar. Hatta hikayeyi herkes bilir. Ölümsüzlüğü ararken kimyayı buldular. Anlatacağım şey işte böyle bir simyacı ile başlıyor. 1580'lerin sonları. İmparator 2. Rudolf sarayındaki simyacıdan Hayranimus Makropulos'tan ona ömrünü uzatacak bir iksiri hazırlamasını emretmiş. Emir üzerine bu simyacı Makropulos hemen işe koyulmuş. Günlerce, gecelerce hiç uyumadan çalışmış ve bu uzun uğraşlarının sonunda bir iksir hazırlamış. Elixir of Life ya da yaşam iksiri.

Hemen derhal imparatorun huzuruna götürülmüş. Ama imparator biraz şüphelenip durulmuş. Öyle yaş tahtaya basmamış hemen. İksiri içene ne olur önce onu bir görmek istemiş. Simyacı, şu kızının adı neydi? Elina mı? Emrimdir. Benden evvel iksirin tadına o bakmalı. Yoksa nereden bileceğim ben bunun zehirli filan olmadığını?

Simyacı Makropulos kızını odasından çağırtmış. Elina için bir tasa bir kepçe iksiri doldurmuş. Ve Elina da iksirin tamamını içmiş.

Kısa bir süre sonra kendisinden geçmiş. Komaya girmiş. Kralsa öfkeli. Simyacıyı hemen zindana attırmış. Aradan bir hafta ya geçmiş ya geçmemiş. Elina o komayı atlatmış ve iksirin formülünü de alıp hemen saraydan kaçmış. Hayatı boyunca farklı şehirlerde benzer hayatlar kurmuş. Ölümsüzlüğünü gizlemek için oradan oraya taşınıp durmuş yani. Bir de farklı isimler kullanmış. Eugina Montez, Ekaterina Mishkin, Ilyon McGregor. Ama her farklı isimde yaşamı aynıymış. Herkesin sesine hayran olduğu bir şarkıcı.

Uzun bir ömür ona vokal tekniğinde ustalaşma şansı verdi. Ondan güzel şarkı söyleyen yoktu bu koca dünyada.

Evet, Elina'nın hikayesi devam edecek ama biz şimdilik burada soluklanalım biraz.

Elina'nın ölümsüzlüğünü gizlemek için farklı isimler kullanmasına dikkat ettiniz mi? Bu tema yalnızca bu hikayeye özgü değil. Ölümsüzlüğü konu edinen pek çok hikayede var. Benim aklıma tabii en başta The Man From Earth, Dünyadan Gelen Adam filmi geliyor. Film bir adamın kolileri kamyonetinin arkasına yüklemesiyle başlıyor. Bu arkeoloji profesörü John Oldman yeni bir şehre taşınacak. O sırada evin önüne iki araba yanaşıyor. Bunlar John'ın üniversitedeki meslektaşları. Ona bir veda partisi yapmak için çat kapı habersiz geliveriyorlar. Herkes John'ın neden böyle apar topar, vedasız bir şekilde başka bir şehre taşındığını tabii merak ediyor haliyle. John başta bu soruları geçiştirmeye çalışıyor ama yalnızca bir yere kadar. Sonunda o da dayanamıyor ve hayatı boyunca sakladığı o müthiş sırrını açıklıyor. John neyin var? Ha? Polis seni mi arıyor? Seni gammazlamayız dostum. Evet söyle ne var? Dostlar arasında.

Fazla meraklı dostlar. Boşverin. Burada gizemi yaratan sensin. Belli ki söylemek istediğin bir şey var. Söyle hadi.

Belki de ben... On, dokuz, sekiz, yedi... Hele, iyi kes şunu.

Size söylememek için kendime tuttuğum bir şey var. Bunu daha önce hiç yapmadım. Nasıl tepki aldırımı bilmiyorum.

Size aptalca bir soru sorabilir miyim? Ah John biz öğretmeniz. İşimiz aptalca sorulara cevap vermek lazım. Hey!

Peki üst paleolitik çağdan bir adam. Sizce bugün hala yaşıyor olabilir mi? Hey, hey, hey. Hayatta kalmak derken hiç ölmemek. Üst paleolitik çağdan beri yaşayan bir adam. John'un bahsettiği bu kişi ta kendisi. Aslında tarih öncesi çağlarda doğmuş bir mağara adamı. Ölümsüz ve o güne dek en az 14 bin yıllık bir yaşam sürmüş. Bu süre boyunca başkalarının onun yaşlanmadığını anlamaması için de her 10 yılda bir yerini, kimi zaman mesleğini, kimi zamansa ismini değiştirmiş. İşte apar topar taşınmasının temel sebebi de bu. Bu arada filme dair öyle spoiler falan vermiş sayılmam. Çünkü bütün ikili... Ya zaten bu konunun üzerine kurulu. Ve filmde esas olan da film boyunca süren sohbetler, sorgulayışlar. Benim ilgimi çekense farklı hikayeler olsa bile hem John'ın hem de Elena'nın ölümsüz olduklarını gizlemeleri. Sürekli olarak şehirleri, kimi zaman ülkelerini değiştirmeleri. Bunun en büyük nedeni biz ölümlülerin, ölümsüzlüğün sırrını keşfedebilmek uğruna, onlar üzerinde sayısız deney yapma ihtimalinden korkmaları.

Örneğin filmdeki John Oldman bu durumu laboratuvarlardan çekiniyorum, öyle bir yerde bin yıl kalmaktan ve sigara içen adamların beni anlamaya çalışmasından korkuyorum diye açıklıyor kendini. Eee pek de haksız sayılmaz. Çünkü ölümsüzlük yalnızca antik çağdaki simyacıların arzusu olmadı. Aynı zamanda modern bilimin, tıbbın, biyolojinin karşısına dikilen en büyük sorulardan biri. Ölümsüzlüğün mümkün olup olmadığıyla ilgili çalışmaları ve teorileri, YouTube'da yayınladığım teknoloji bizi ölümsüzleştirecek mi başlıklı videomda konuşmuştum. Şimdi özet geçelim. Bilim dünyasının konu üzerine farklı yaklaşımları var ve kimi otoritelere göre ölümden yalıtılmış bir yaşam yakın bir gelecekte mümkün olabilir. Yaşlanma karşıtı araştırmalar yapan SENS Araştırma Vakfı'nda baş araştırmacı Dr. Aubrey de Grey'e göre, bin yaşını görecek ilk insan şu anda hayatta olabilir. İnovasyon, ileri teknoloji ve yazılım şirketlerinin küresel merkezi olan Silikon Vadisi'nde de söz konusu alanlarda ciddi fonlamalar gerçekleştirildi.

E tabii yani harcayabileceğinizden çok daha fazla paranız varsa, neden bunu çok düşük bir ihtimalle gerçekleşmesi düşünülen bir konuya yatırmayasınız ki eğer ucunda ölümsüzlük varsa? Milyarderler de zaten o yüzden bu konu üzerinde çalışan şirketlere milyonlarca dolarlarını akıtıyorlar. Amazon'un kurucusu Jeff Bezos, Google'ın kurucu ortağı Larry Page, yine Meta'nın kurucusu Mark Zuckerberg, tüm bu milyarderler yaşlanmayı tersine çevirme şirketlerine yatırımlarını çoktan yapmış durumdalar. Ama bu podcast bölümünde konumuz teknoloji bizi ölümsüzleştirecek mi sorusu değil tek başına. Diyelim ki ölümsüzlüğün formülünü öyle ya da böyle bir şekilde bulduk. Böyle bir durumda ölümsüz olmayı gerçekten ister miydik?

Ölümsüzlük, Başta insana çok çekici gelen bir arzu. Sonuçta insanlık tarihi kadar eski bir istekten söz ediyoruz değil mi? Bu öylesine büyük bir istek ki pek çok inanışın insana vaat ettiği şeylerden de biri aynı zamanda. Ölümden sonra sonsuz, uçsuz, bucaksız bir yaşam. Her şeyden önce ölümsüz olmak insanlığın en büyük korkusunu hemen saf dışı bırakıyor. Yani ölümün ta kendisini. E ne derler? İnsan bilinmeyenden korkarmış değil mi? Haliyle ölümden de korkuyoruz. Çünkü sonrasında ne olacağından kesin biçimde emin olamıyoruz. Kimse öldükten sonra tekrar dirilip de ölmenin nasıl bir şey olduğunu bize anlatmadı ki bugüne kadar. Böyle biriyle tanışan var mı aranızda? Oysa yaşamak en iyi bildiğimiz şeylerden biri ya da bildiğimizi sandığımız. Ölümsüz olmak demek, bilinmezliğin yerine bilinir olanı geçirmek demek. Korkunun yerine güvende hissetme halini geçirmek. Bu bile ölümsüzlüğü başlı başına çekici kılan şeylerden biri.

Ama bir de şöyle düşünelim. Ölümsüz olmak, sonsuz bir hayat yaşamak demek. Bu hayata neler sığdırabileceğinizi bir hayal etsenize, sonu olmayan bir yaşam, sonsuz bilgiye sahip olma ihtimalini de beraberinde getiriyor elbette. Düşünün, biz ölümlüler, hayatımızdaki kararların doğru olduğundan mümkün mertebe emin olmak zorundayız. Diyelim üniversitede tıp okudunuz. 6 yıllık bir bölüm. Ardından başladığınız mesleğinize. Umarım önemli bir şey yoktur. Güzel. İntrakriniyel kanama yok.

Hemotoraks ve akciğer parankimin de düfüz kontüzyon mevcut. Aradan yıllar geçti ve fark ettiniz ki, siz aslında tıp yerine, mesela ekonomi okusanız, hayattan daha fazla keyif alırmışsınız. Peki, birdenbire her şeyi geride bırakıp tekrar lisans okumaya başlar mıydınız? Doktor olma yolunca binbir emekle örülmüş yıllarınıza ne olacak? Peki ya ölümsüz olsak o zaman nasıl bir senaryoyla karşı karşıya kalırdık? Ne de olsa artık yaşam sonsuz değil mi? E bugün tıp okuruz. Yarın ekonomi. Ertesi yüzyılı bir sosyolog olarak geçiririz. Bir sonraki yüzyılı felsefeci. Elimizde her hatamızı telafi edebilecek sonsuz zamanımız olduğunda, yanlış seçim yapmamızın ne önemi kalır? Böyle bir dünyada insanlar aydınlanma çağının poligotlarına benzeyebilirler. Hani şu hem matematikçi, hem fizikçi, hem felsefeci, hem yazar, hem şair olan insanlar var ya, E kim neden böyle bir şey istemesin? Dünyanın bütün bilgisine sahip olmak.

Kulağa çok aşırı çekici geliyor değil mi?

Ama belki de yalnızca ilk bakışta böyle geliyordur bize. Şimdi o yarım bıraktığımız Elina'nın hikayesine dönme vakti. Aradan yüzyıllar geçmiş. Meşhur soprano Elina, yaşadığı her şehirde insanları sesiyle büyülüyormuş. Onu dinleyen fanilerin çoğu toprak olmuş ama Elina'nın o büyülü sesi gök kubbenin altında yankılanıp duruyormuş. Üç yüz yılın sonunda Elina'nın yüzünde ilk kırışıklık belirtileri görülmeye başlamış. Yaşlanıyormuş. Yaşam iksirinin etkisi sadece üç yüz yılmış. Elina bir üç yüz yıl daha yaşamına devam etmek istiyorsa eğer, o iksirden tekrar içmeliymiş. Şimdi elinde iksirin formülü var. Ama ortada bir de sorun var. Çünkü Elina yaşadığı bu hayattan sıkılmış. Sürekli genç kalmak onu bitkin bir ilgisizliğe sürüklemiş. Hayattaki amacı ne? Büyük bir şarkıcı olmak? Eee olmuş. Ya sonra? Daha ne kadar devam edecek bu zirvedeki hayatına? Ve nihayet Elina arzularının da yaşama isteğinin de tükendiğini anlamış.

Arzuladığından çok daha uzun bir hayat yaşamış ve artık sıkılmış. Bir üç yüz yıl daha yaşamaya katlanamazmış. Bu yüzden yaşam iksirini tekrar içmeyip beklemiş.

Son nefesini verdiğinde 337 yaşındaymış.

Evet, Elina'nın bu hikayesi biraz kasvetli. Yaşamaktan sıkılıyor Elina. Ve daha 337 yaşında iksiri bir daha içmeyerek ölmeyi tercih ediyor. Bu hikaye Makropulos olayı adlı çekçe bir tiyatro oyunundan. Bense filozof Bernard Williams'ın ölümsüzlük üzerine yazdığı bir makalede rastladım. Makaleyi burada anlatmaya niyetim yok çünkü hızlıca anlatabilmek için biraz karmaşık. Bunun yerine hepimizin daha yakından tanıdığı birine kulak verelim. Bizi yaşama, hayatta olmaya bağlayan odak noktasını bir gün öleceğimiz bilgisi yaratır. Bir şeyleri başarma dürtüsü, sevgiyi ifade etme ihtiyacı. Daha sonra yaparım demeden, tam şimdi. Şimdi size bir soru. Yapmanız gereken bir işin teslim tarihi sonsuza kadar olsa o işi bitirir miydiniz? Yoksa sürekli yarına mı ertelerdiniz? Nasılsa sonsuz zamanınız var. Tyson'a göre hayatta bir şeyler için çabalamamızın, sonra değil şimdi harekete geçmemizin nedeni, bir gün biteceğini biliyor oluşumuz.

Mesela ölümsüzler arasında şöyle bir sohbet kulağı oldukça mümkün görünüyor. Bu aralar dansa başlayayım diyorum ya, Latin stamba falan. Ya valla demeyeyim demeyeyim diyorum da, 350 senedir aynı muhabbet. Bir göremedik daha başladığını. Yani ne, günler çuvala mı girdi? Başlayacağım bir gün, göreceksiniz. Bir gün. O değil de ne diyeceğim. Geçen gün olcan sordu seni, buluşalım dedik. Ne yapıyorsun bu hafta? Sonsuz hayatımız var, siz gittiniz bu haftayı mı buldunuz yani? Görüşürüz abi bir gün. Ne bu acele? Ölmüyoruz ya burada. İnsan, ölümlü olduğunun bilincinde olan dünya üzerindeki belki de tek canlı. İşte bu farkındalık hemen, şimdi harekete geçmemiz için büyük bir itki yaratıyor. Anlamlı bir hayat yaşayabilmemiz için bizi kalibre eden bir bilinç bu. 20. yüzyılın en özgün düşünürlerinden biri olan Martin Heidegger'a sormuşlar. Özgün ve sahici bir hayat yaşamak için ne yapmalı? Heidegger'ın cevabı oldukça net.

Mezarlıklarda daha sık vakit geçirin. Ona göre vaktimizin sınırlı olduğu fikrinden kaçınmak, bizi sahici bir hayat yaşamaktan alıkoyabilir. Bu yüzden zamanımızın değerini anlamak adına sık sık ölümlü olduğumuz gerçeğini hatırlayabilmemiz gerekiyor, diyor Heidegger. Yoksa bütün ömrümüzü önemsiz şeylerle doldurma ihtimalimiz var. Hayatımızın, çevremizdeki tüm insanların, her şeyin bir sonunun olduğu farkındalık. ...yla yaşamak, onlarla tam da şimdi, şu anda daha anlamlı, daha derin ilişkiler kurabilmemiz için bir anahtar olabilir ona göre. İşte tam da bu yüzden teknolojiyi pek de seven biri değil Haydugir. Ona göre teknoloji biz insanlığa bu farkındalıktan kaçınması için çok ama çok fazla dikkat dağıtıcı ıvır zıvır vermiş durumda. Bu oyuncak gibi olan cihazlarla biraz fazla oyalanıyoruz diye düşünüyor herhalde kendisi. Açıkçası 21. yüzyılda teknolojinin geldiği noktayı görseydi ne düşünürdü diye merak etmekten kendimi alıkoyamıyorum.

Televizyonlar, seçilmeyi bekleyen farklı binlerce kanal, milyonlarca dizi filmden oluşan çevrim içi kataloglar, internet, sosyal medya, cep telefonları, durmadan gelen bildirimler. Haydugir'a göre bunların hepsi bizi asıl önemli olan şeylerden alıkoyan gevezelikler. Hepsi de aslında öyle olmamamıza rağmen sanki ölümsüzmüş gibi hayat yaşamamızı kolaylaştıran, zamanımızın değerini fark etmemizi engelleyen, dikkatimizi dağıtan araçlar ona göre. Şimdi ise 2022 yılındayız. Ta 2023'te bu podcast bölümünü dinleyenlere de selam göndereyim. Ve Heidegger'ın bize ölümlü olduğumuz fikrinden uzaklaştırıyor diyerek eleştirdiği teknolojinin yakında bize ölümsüzlük filan vaat edebileceğini konuşuyoruz. Bilim ve teknoloji insanlığı ölümsüzleştirecek mi? Bu kehanette bulunmak bana göre hala güç. Ama günümüzde bu alandaki araştırma çalışmalarına giderek daha fazla finansal kaynak ayrıldığı da bir gerçek. Ve ayrıca bunun mümkün olduğunu söyleyen araştırmacıların sayısı da hiç de öyle az değil.

Sizi bilmem ama ben ölümsüzlüğe son saydığım isimler kadar olumsuz bakmıyorum. Kim ne derse desin sıkıcı olma ihtimaline rağmen bir yandan da çok çekici bir seçenek. Yüzyıllarca yaşamak, dünyanın, yaşamın, evrenin evrimine tanık olmak, yüzlerce alanda uzmanlaşmak, daha çok şey bilmek, daha çok şeyi daha iyi anlamak ve belki de anlamlandırmak. Bunların, bu imkansız hedeflerin gerçekleşme olasılığı ancak ölümsüzlükle mümkün. Tabii bu arada herkesle aynı amacı ölümsüzlüğü kazanınca gerçekleştirilme onu da bilemiyorum. Kafam çok karışık ya. Okuduğum bazı bilimkurgu kitaplarında ölümsüzlük de değil, sadece uzun yaşayan, daha uzun yaşayan mesela 200-300 yıl yaşayan insanlardan oluşan bir topluluğun bile sosyal anlamda ne gibi dejenerasyonlara uğrayabileceğini gösteren distopik hikayeler anlatılıyor. Bunlardan bir tanesi Kurt Venegut Junior'ın mesela Players Piano, Otomatik Piano adlı eseri sanırım Türkçe'ye de çevrildi.

Vaktiniz olursa okumanızı tavsiye ederim. İşte bütün bu kafa karışıklıkları içerisinde yine de o aynı soru, aynı ağırlığını korumaya devam ediyor. Olur da teknoloji bizi bir gün ölümsüzleştirirse, bu uçsuz bucaksız sonsuzluğun içinde nasıl bir anlam bulacağız? Çünkü bir cümlenin sonuna koyulan nokta veya bir kitabın son sayfası gibi, sonlar bir sürece nokta koyar. Yeni ihtimallere kapıları kapar. Bu sayede anlamı sabitler. düşünsenize bu podcast bölümünün bir sonu olmasa, sonsuza kadar devam etse, ne anlam ifade ederdi? Ve belki de asıl soru, dinlemekten sıkılmaz mıydı?

Künye
  • YazanBerkant Gültekin, Şevval Balkan
  • Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
  • Müzik SeçimleriCemre Dalyan
Kaynaklar (11)