Belki de Molaya İhtiyacın Vardır!
Rutinler bizim gelişmemizi sağlayan alışkanlıklar olslar da zamanla monotonluğa dönüşmek gibi bir riski de barındırıyorlar. 111 Hz'in bu bölümünde rutin ve monotonluk kavramları üzerine konuşuyoruz. Monotonlaşan alışkanlıkların nasıl zararları olduğu üzerine odaklanıyoruz.
Herkese merhaba. Ben Barış Özcan. 111. frekansa hoş geldiniz.
Arkadaşlar selam. Nasılsınız? Ooo ben çok iyiyim. Bugün yataktan öyle bir enerjiyle kalktım ki sormayın. Bir saniye, bir saniye. Şu müziğin sesini biraz... Nasılıyım en iyisi? Yani nasıl iyi hissediyorum bir bilseniz. Zaten bugün bir sürü işim var ama hiçbir sıkıntı yok. Dedim ya çok enerjiyim. İnanıyorum. Hepsini halledeceğim. Şimdi size biraz ajandamdan bahsedeyim o zaman. Sonra da hemen işe koyulayım. Anca biter zaten. Mesela ben siz gelmeden çok önce her sabah yaptığım gibi saat 5'te kalktım. Sporumu yaptım. Duşumu aldım. Kahvaltımı ettim. Şimdi de biraz işlerimle uğraşmam lazım. Sonra ara verdiğimde kitap okumam gerekiyor. Biraz daha çalıştıktan sonra obua pratiği saatim geliyor. Malum enstrüman çalmadan hayat geçmez. Hızlıca yemek yedikten sonra da her gün olduğu gibi Japonca derslerimi tamamlayacağım.
Kendimi bunları yapabileceğime inandırmaya çalışıyorum ama olmuyor. Maalesef bugün kendimi hiç de öyle enerjik filan hissetmiyorum. Sabah 5'te uyandım uyanmasına da o kadar zor kalktım ki anlatamam. İşlerimi tamamlamam. Her gün uyguladığım o tüm rutinleri kaçırmadan takip etmem gerekiyor. Fakat yok yani bugün hiç içimden gelmiyor. Şuradan şuraya gidesim bile yok valla. Hatta aramızda kalsın obua çalmak hiç de heyecan vermiyor bana ya. Bir kere öğrenmeye başladığım için bir türlü bırakmak istemiyorum ama bilmiyorum ki. Belli rutinler oluşturmanın ve onları takip etmenin ne kadar önemli olduğunda hemfikiriz tabii ama zaten bu durum bilimsel araştırmalarla da kanıtlandı. Zaman yönetimi, öz disiplinin inşası, üretkenliği arttırması, rutinlerin en bilinen faydaları arasında. Ben de rutinlere dair birçok video yaptım bugüne kadar YouTube'da biliyorsunuz. Hatta senelerce hep birlikte zincirlerimizi ördük ördük bir türlü kırmadık.
Ve bu sayede pek çoğumuz çok güzel alışkanlıklar da edindik. Kendimizi daha ilerilere taşıdık. Ama, işte ama.
Eğer takip ettiğimiz rutinler artık bize heyecan vermiyorsa, sadece yapmış olmak için öylesine yapıyorsak, sürdürdüğümüz rutinlerin bizi geliştirmek şöyle dursun, külfet haline geldiğini filan hissediyorsak ne olacak? Üstelik bu rutinler artık mental olarak da kendimizi iyi hissettirmiyorsa, sürdürecek motivasyonumuz hiç kalmadıysa, hatta kendimizi tükenmiş hissettirmeye başladıysa, yine de o rutinleri sürdürmek faydalıdır diyebilir miyiz? İşte bugün tam olarak bundan bahsedeceğiz. Rutinlerin olumlu yanlarını kaybedip monotonluğa dönüşmeleri halinde, nasıl bize yarardan çok zarar verdiği üzerine konuşacağız.
Gelin bunu bir hikaye eşliğinde ele alalım. Hatta burada biz de normal akışımızdan çıkalım, yaşanmış bir şey değil de bizim hayal ettiğimiz bir senaryo olsun. Anlaştığınızı varsayıyorum. Şimdi bir boksör düşünmenizi rica ediyorum sizden.
Bu boksörümüz spora çok genç yaşta başlamış. İlk günden itibaren de ona tutkuyla bağlanmış. Hayatındaki pek çok şeyden, eğlenceden, gezip tozmaktan vazgeçmek pahasına da olsa, her gün çalışmaya, her gün o teriyle ringin zeminini ıslatmaya devam etmiş. Çünkü tek bir amacı varmış bu boksörün. Dünya şampiyonu olmak.
Ve nihayet uzun arayışların sonunda bu boksör en iyi olduğu tekniği buldu. Hem gücünü hem de hızını ringe yansıtabiliyor. Eksiklerini ise rakiplerinden gizleyebiliyordu bu teknik sayesinde. Dolayısıyla her gün ama her gün aynı antrenman programını uygulamaya başladı. Evet, yanlış duymadınız. İstisnasız olarak her gün. Buradaki amacı ise tekniğini mükemmelleştirip, gelecek dünya şampiyonasından altın kemeri takmaktı. Ve yıllar süren çabanın yapılan onca fedakarlıkların sonunda o önemli gün gelip çattı. Boksörümüz Asora Dünya Şampiyonası'nda final maçına çıkacak. Salonda bulunan herkes çok heyecanlı.
Heh, işte müsabaka da başlıyor. Çok heyecanlı cidden.
Vay vay vay. İki boksörde fazlasıyla hızlı girdiler maça. İkisi de kazanmayı çok istiyor belli.
Ooo, o da ne? Bizimki şimşek gibi bir sağ kroşe çıkardı. Ooo, üstüne bir de balyuz gibi bir afarkat geldi. Çok iyi gidiyor. Yılmadan sürdürdüğü o idmanlar ve mükemmelleştirmek için uğraştığı o tekniği sayesinde maçın sonunu erken getirecek gibi duruyor.
İnanılmaz bir şey bu. Rakibini afarlatıp çıkardığı sağ kroşe sonrası maçı bitirdi arkadaşlar. Boksörümüz rakibini ilk roundda nakalt ederek şampiyonluğu gözledi.
İşte gördüğünüz gibi boksörümüz tüm emeklerinin karşılığını aldı. Ve bunu da bıkmadan, usanmadan bağlı kaldığı rutinleri sayesinde başardı.
Peki, bundan sonra ne olacak dersiniz? Boksörümüz sevincini yaşadıktan hemen sonra aynı rutinleriyle yeni bir şampiyonluk için sıradaki müsabakaya hazırlanmaya başlayacak tabii ki. İyi hoş ama zaten artık meyvesini veren şeyleri aynen tekrar ederek gelişmeye devam edebilir mi bir insan? Yoksa bu rutinler zamanla monotonluğa evrilip onu geriye mi düşürür? Geriye düşme tehlikesi çok olası arkadaşlar. Çünkü rutin dediğimizde aklımıza günlük hayatımızı organize etmek, verimliliğimizi arttırmak veya bir konuda yeni şeyler öğrenmek ya da gelişmek için oluşturduğumuz düzenler geliyor. Monotonluk ise sürekli tekrarlanan ve değişmeyen aktivitelerin neden olduğu sıkıcılık. Takip ettiğiniz bazı rutinler artık size heyecan vermiyor olabilir. Heyecanla başlamış olsanız bile sürekli aynı şekilde sürdürdüğünüz rutininiz bir noktadan sonra sadece görev bilinciyle devam ettiğiniz bir şey haline gelebilir.
Hatta bırakın keyif almayı, bu rutini uygulamak artık külfete bile dönüşebilir. Hemen bir örnekle açıklayayım bunu. Mesela, gitar öğrenmeye başladınız diyelim.
Her gün belli bir zaman diliminde aynı akorları çalışıyorsunuz. Tamam bu tekrarlar başta sizi geliştiriyor. Sonuçta birçok şeyde olduğu gibi enstrüman öğrenmek de bir sebat işi değil mi? Fakat sürekli aynı akorları, aynı şekilde çaldığınız bir rutin oluşturursanız e bir süre sonra gitar çalmanın sizin için hiçbir heyecanı kalmayacaktır.
Motivasyonunuz düşecek ve bu süreç size yarardan çok zarar vermeye başlayacak kısaca. Yani rutinler hayatımızı kolaylaştırıp bizi daha ileri taşırken monotonluk yerimizde saymamıza hatta bazen geriye gitmemize sebep oluyor. Bildiğiniz enerjimizi emerek hayatımızı zorlaştırıyor. Zaten monotonluğun hem beynimize hem de psikolojimize zarar verdiğine yönelik araştırmalar da yapılmakta.
Örneğin, ünlü nörobilimci Michael Merzenich belirli rutinlere sıkışıp kalmış monoton bir hayat tarzının beyin plastisitesini azaltabileceğini belirtiyor. nöroplastisite ya da beyin plastisitesi kısaca beynin yapısal ya da fizyolojik değişikliklere uğrayarak gelişebilme yeteneği olarak tanımlanabilir. Oldukça önemli bir şey bu bahsettiğimiz zira yapılan çalışmalar plastisitenin artmasının bir takım beyin hasarlarının onarılması beynin gelişimi, öğrenme ve hafıza gibi konular üzerinde olumlu etkileri olabileceğini gösteriyor. Konfor alanına hapsolmanın yani monotonluğunsa beyin plastisitesini azalttığı düşünülüyor. Bu da değişen koşullara uyum sağlamamızı zorlaştırarak yaşadığımız sorunlarla başa çıkma yeteneğimizin körelmesine, öğrenme güçlüklerine, hafıza ve bellek sorunlarına yol açabiliyor. Monotonluğun olumsuz etkileri sadece bunlarla da sınırlı değil. Ruhsal sağlığımız üzerinde de ciddi etkileri bulunuyor maalesef.
Benim çok sevdiğim bir yazar var. Adını söylemeyi de çok seviyorum. Mihai Csikszentmihal. Mihai. Onun akış teorisi var. Akış mutluluk bilimi diye de bir kitapta bunları anlatıyor. Akış felsefesiyle tanınıyor zaten. Bu psikolog ve yazar Mihai Csikszentmihal. Tek düzey bir hayatın duygusal ve zihinsel olarak tatmin olmamızı engelleyebileceğini söylüyor. İçsel motivasyonumuzu azaltarak depresyon riskini arttırabileceğini de iddia ediyor.
Peki pratikte nasıl oluyor derseniz yine boksörümüz üzerinden örneklendirelim isterseniz bunu. En son onu yeni bir dünya şampiyonasına hazırlanırken bırakmıştık hatırlarsanız. Şimdi onun hikayesindeki ikinci perdeye odaklanacağız. Ama önce kısa bir ara verelim. Siz de bu arada hikayenin devamı için kendi versiyonlarınızı hayal edersiniz belki.
Evet. Umarım siz de hikayenin devamı için bir şeyler düşünmüşsünüzdür bu arada. Boksörümüzün hikayesinin devamında ne olduğunu merak ettiğinize eminim. Arkadaşlar maalesef haberler pek de iyi değil. Zira boksörümüz ikinci final maçında istediği başarıyı gösteremedi. Ringe çok tahmin edilebilir bir taktikle çıktı. Sanki rakibi onun tüm hamlelerini biliyor gibiydi. Peki sizce nerede yanlış yapmış olabilir bizim boksör? Hemen açıklayayım. Kendisi ikinci şampiyonaya hazırlanırken epeyce bir monotonluğa düştü. İlk şampiyonluğundan sonra başarısını sürdürdüğü antrenman düzenine bağlayarak aynı şekilde idman yapmaya devam etti. Rutininde hiçbir şeyi değiştirmedi.
Aynı antrenörlerle çalıştı. Aynı saatlerde aynı antrenman planlarını uyguladı. Aynı teknik ve taktikleri tekrar edip durdu. Çok çalışmış, çok istemiş olmasına rağmen bu sefer amacına ulaşıp bir şampiyonluk daha kazanamadı. Halbuki rutinlerini değiştirebilir, yeni teknik ve taktikler üzerine çalışabilirdi. Ama o konfor alanında kalmayı tercih etti. Ki bir süre sonra da sürekli aynı şeyleri tekrarlamaktan sıkılmış ve antrenmanlara öyle zorla gitmeye başlamıştı. E bu da çalışmalarını verimsiz kılan bir durumdu. Fakat kaybettiği ikinci final maçı boksörümüz için bir son değil. Aksine yeni bir başlangıç da olacaktı. Bu hikaye size bir yerden tanıdık gelmiştir eminim. Yani sonuçta hepimiz kendi iş ya da okul hayatımızda bu boksörün karşılaştığına benzer sorunlarla karşılaşmışızdır. Peki ne yapacağız? Bu monotonluktan nasıl kurtulacağız dersiniz? Şimdi gelin bu konuda işin üstadları ne yapmış biraz onlara bakalım.
Son dönemde büyük şirketler tek düzey iş rutinlerinin çalışanların motivasyonunu düşürüp verimliliklerini azalttığını, dikkat ve konsantrasyon eksikliğini hatta tükenmişlik sendromuna sebep olduğunu fark ettiler. Ve bunları engellemek için de çeşitli çözümlere başvurmakta gecikmediler elbette. Gün içinde çalışanların işten uzaklaşmasını sağlamak için ufak molaların onlara iyi geleceği yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkınca, şirket binalarına spor kompleksleri, işte efendim masaj hatta sauna salonları, dinlenme, oyun ya da eğlence merkezi gibi bir takım alanlar da dahil edilmeye başlandı. E bunlar dışında o rutin iş döngülerinin de renklendirilmeye ihtiyacı oluyor tabii ki. Mesela hiç duydunuz mu bilmiyorum ama Google'ın %20 zamanı diye bir uygulaması var. Ben bunu birazcık böyle Pareto ilkesine de benzetiyorum hani 80'e 20 kuralına. Şimdi buna göre Google kendi çalışanlarına kendi yaptıkları, yapmak zorunda oldukları işler dışında kendi istedikleri bir fikir üzerinde öyle yönetimin falan onayına da ihtiyaç duymadan zamanlarının %20'sini harcayarak çalışabilme imkanını sağlıyor.
Böyle bir program. Yani haftada 5 gün çalıştıklarını düşünecek olursak bu 5 günden %20'si yani tam bir günlerini kendi işlerinin dışında keyif alacakları farklı işlerle uğraşarak geçirebiliyorlar. Üstelik Google onlardan bu çalışmaları neticesinde inanılmaz projeler yaratmalarını falan da beklemiyor. Buradaki amaç çalışanlarının kendi iş rutinlerinin dışına çıkarak monotonluk döngüsüne girmelerini engellemek. Ama tabii bu uygulamadan bazı büyük fikirler de ortaya çıkmış. Mesela bugün Google'da bir şey aratacakken ilk harfi yazdığımızda altta böyle tahmini kelimelerin belirlemesini sağlayan bir otomatik tamamlama sistemi var ya işte o mesela ya da Google deyince akla gelen ilk şeylerden Gmail ya da AdSense gibi bir takım uygulamaların temeli işte bu çalışanların kendi mesailerinin %20'sini kendi yapmak istedikleri şeylere harcaması sonucunda ortaya çıkmış. Şimdi burada bilmeyenler için ben kendimden de bir örnek vereyim.
Tam da bu programdan etkilenerek kendi sahibi olduğum ajansta da kendime böyle iş dışında, müşterilerin ihtiyaçları dışında kendi istediğim bir proje üzerinde çalışacak bir zamanı vermiştim. O zaman cumartesi günleriydi. Hafta içlerinde müşteriler için çalışırken cumartesi günleri de kendi yapmak istediklerim üzerine odaklandım. Sonra da bu odaklandıklarımı bir video olarak kaydedip yayınlamaya başladım. Bundan yaklaşık 10 yıl kadar önce. Yani kendi YouTube kanalım da aslında tamamen bu düşünceyle, iş rutinimi içerisinde verdiğim molalardan doğdu diyebilirim rahatlıkla. Artık monotonluğu kırmanın, farklı şeylerle uğraşmanın, yaratıcılığımızı arttırdığını söylememe ve bunu ekstra vurgulamama gerek kalmamıştır umarım. Peki sadece işte mi yaşıyoruz biz bu monotonluğu? Gündelik hayatlarımızda da hani böyle sıkışmış hissettiğimiz, her gün aynı güne uyandığımızı, sürekli aynı günü yaşadığımız bir simülasyona sıkıştığımızı düşündüğümüz oluyor mu?
Oluyor tabii değil mi? Evet yani hani o Groundhog Day, Köstebek Günü filmindeki gibi. Bu film ülkemizde bugün aslında Dünd ismiyle yayınlanmış bu arada. Yani birebir çeviri yapmamışlar ama neyse izleyenler hatırlayacaktır. Çok güzel bir filmdi. Orada bir hava durumu spikerliği yapan Phil Connors adlı bir karakter vardı. Onun başından geçen tuhaf bir olayı ele alıyordu. Bill Murray'in canlandırdığı bu karakter her gün aynı 2 Şubat sabahına radyoda işte bu duyduğunuz I Got You Babe şarkısını duyarak ve aynı haberleri dinleyerek uyanıyordu. İlk başta anlayamasa da bir noktada tekrar tekrar aynı günü yaşadığını fark ediyordu. Bir köstebek gibi hani onlar da böyle şeyi çeviriyorlar ya sürekli. Şimdi biz filmin sürprizini bozmayalım tabii ama bazı günler size de böyle bir öncekinin aynısı gibi gelmiyor mu? Peki bizler kendi gündelik hayatlarımızda bu monotonluktan kurtulmak için neler yapabiliriz?
Biraz da bunu konuşalım şimdi. Aslında çözüm basit. Hiçbir şey yapmamak. Hiçbir şey yapmamak derken boş vermekten bahsetmiyorum. Suçluluk hissetmeden rahatlayabilmekten. Hayatta bazen de hiçbir şey yapmadan sadece mola verebilmekten bahsediyorum.
Yoğun hayatlarımızın içinde oradan oraya savrulduğumuzu ve bu savrulmalar esnasında da türlü çeşit stresle, tükenmişlikle, depresyonla başa çıkmaya çalıştığımızı fark eden Hollandalılar bu dertlerimizin çözümünün hayattan bir mola almak olduğunu fark etmişler. Ve böylelikle ortaya Nixon felsefesi çıkmış. Nixon yani hiçbir şey yapmama düşüncesi öyle alelade bir kaçış ya da tembellik filan değil. Çünkü Nixon'in özü bilinçli olmaktan geçiyor. Yani bilinçli olarak o an yapmamız gereken işleri bir kenara koyarak sadece hiçbir şey yapmamaya odaklandığımızda Nixon uygulamasını gerçekleştirmiş oluyoruz. Bu durumda mesela yoğun bir iş gününün tam ortasında daha onlarca yapılacak iş bizi beklerken 10 dakikalığına her şeyi bırakıp cama doğru sakince yürüyüp pencereyi açtıktan sonra şöyle derin bir nefes alıp hiçbir şey düşünmeden sadece sokağı izlediğimizde İşte Nixon'i uygulamış olduk bile artık işlerinizi rahatlıkla yapmaya devam edebilirsiniz.
Yani kısaca hayata bir ara verin. 10 dakikadan ne çıkar ki? Hiçbir şey kaybetmezsiniz. Ne zaman, nerede, ne yaptığımız ya da ne kadar yaptığımızın hiçbir önemi yok. Nixon felsefesinde önemli olan kendimize mola anları yaratıp o anki sorumluluklarımızın ya da rutinlerimizin hiçbirini düşünmeden sadece durabilmek. Kafamızı boşaltıp rahatlayabilmek. İşte bu mola anlarında rutinlerimiz bizi geliştirmeye, bize iyi gelmeye devam ediyor mu? Yoksa sadece görev icabı yaptığımız monoton şeyler haline mi dönüştü? Sorgulamasını yapabilmemiz mümkün hale geliyor. Kendimize sorduğumuz bu sorunun cevabına göre rutinlerimizi yeniden düzenlememiz ya da değiştirmemiz, ne istediğimizi fark edip hayatımızı yeniden inşa edebilmemizin yolu da açılmış oluyor. Peki bizim hikayemizde ne oldu dersiniz? Hani boksörümüz vardı ya, o ne yaptı? Sadece Nixon'le çözülebilecek bir şey değil sonuçta bu. Çalışmadan da boks şampiyonu falan olmuyor yani bildiğim kadarıyla.
Kendimizi kandırmayalım.
Bizim boksörümüz de yine çok çalıştı elbette. Sadece yeni ve daha verimli rutinler üzerine gitti. Yeni antrenman teknikleri uygulayarak rakiplerini şaşırtacak farklı teknikler çalıştı. Ne yaptı biliyor musunuz? Yogaya başladı mesela. Böylece vücudunu daha rahat kontrol edebildi. Daha bir esneklik kazandı. Zinciri değil, monotonluğu kırdı bizim boksörümüz. Rutinlerin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz ama bazen dinlenmeyi, mola vermeyi unutuyoruz. O rutinlerin monotonluğu, bizi geliştirmekten ziyade tükettiğini fark edemiyoruz zaman zaman. Bazen çok isteyerek, severek başladığımız rutinlerimize karşı bile ilgimizi kaybedebiliyoruz. Değişebiliyoruz. Artık bize heyecan vermeyen şeyleri sürdürmeye çalışarak kendimize haksızlık dahi edebiliyoruz. İşte bu noktada esnek düşünebilmek son derece önemli arkadaşlar. Kendinizi geliştirirken belli kalıplara sıkışmamaya dikkat etmek gerekiyor. Kendini geliştirirken, Geliştirmenin de keyifli bir uğraş olduğunu asla unutmayın.
Tamam başlarda bazı zorluklar yaşamamız normal bu tür süreçlerde. Fakat o zorluklar kronik bir hale geliyorsa da bir mola vermekten, rutinlerinizi değiştirme esnekliğini göstermekten, yeni şeyler denemekten kendinizi lütfen alıkoymayın.
Künye
- YazanKevser Yağcı Biçici
- Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt