111 Hz ·14 Şubat 2024 ·20 dk ·1.772 kelime

Aşkın Kimyası | 14 Şubat Özel

Aşk, kalbimizde yaşanıyormuş gibi düşünülse de aslında her şey beynimizde cereyan ediyor. 111 Hz'in bu bölümünde bir "ilk görüşte aşk" anına tanıklık ediyoruz. Hazır 14 Şubat gelmişken böyle anlarda vücudumuzda nasıl reaksiyonların gerçekleştiğini ve aşkın felsefesini yeniden inceliyoruz.

0:00

Sevenleri ise unutmadık. 12 Şubat'ta yayınladığımız bir önceki bölümümüz Yalnızlık Bazen İyidir'i de sizleri düşünerek hazırladık. Şayet dinlemediyseniz bu bölümün hemen ardından sizleri orada bekliyor olacağım. Midenizde kelebekler, kalbinizde sevgi eksik olmasın. İyi dinlemeler. Herkese merhaba. Ben Barış Özcan. 111. frekansa hoş geldiniz.

Allah Allah ya. Kızarsın diye söylemedim. Şu tepki alacağını biliyordum çünkü. Lan gerizekalı. Ben sen kızarsın diye bir şeyleri söylemeseydim de olurdu. Lan. Ya bırak ya. Şşş. Ne?

Bak duydun mu? İşte bu yüzden ilişki mevzularını beceremiyorum oğlum ben. İstemiyorum hayatımda böyle bir şeyi. Neden ki anlamadım? Ya işte hep böyle tartışmalar, tatsızlıklar falan. Cem ben gelemiyorum bunlara. Ya Aykut. Onlar arada bir ya oluyor ya olmuyor. Sırf bunun için ilişki yaşamak istemiyorum demek yani ne bileyim. Oğlum hatırlasana. Zeynep'le nasıl kavga ediyorduk.

Ah. Ama yine de bence aşık olmak dünyadaki en harika şeylerden biri. Bu ufak tefek kavgalar da hani işin tuz biberi. İşte iki arkadaş. Aykut ve Cem. Bir çarşamba günü iş çıkışı bir kafede buluşmuşlar bir şeyler içerek hayatları hakkında konuşuyorlar. Cem bir süredir işi sebebiyle stres yaşıyor. Biraz kafasını dağıtmak için de en yakın arkadaşı Aykut'u aramış. Ve şu anda müdavimi oldukları kafedeler. Hmm. Konu çoktan ilişkilere veya aşka gelmiş bile. Biz onların konuşmasına biraz ortasından dalmış olduk. Ama önemli bir anı yakalamak üzereyiz. O yüzden tam zamanı diyebiliriz. Şimdi size şunu sormak istiyorum. Daha önce hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu? Eğer olduysanız o anı çok iyi bilirsiniz. Henüz olmamış olanlar için size söyleyeyim bu bir efsane değil. Gerçekten de yaşanabilecek bir şey. Henüz başınıza gelmediği için üzülmeyin. Aşk öyle kolaylıkla içine düşebildiğimiz bir durum değil. Bu konuda baya seçici olduğumuzu da söyleyebilirim.

Herkesin, herkesin olmasa da büyük bir çoğunluğun kafasında ideal bir partner fikri mutlaka vardır. Kimisi, herkesin olmasına da büyük bir çoğunluğun kafasında ideal bir durumda. Kimisi, fiziksel görünüşe dair böyle çok spesifik beklentilere sahiptir. Kimisi ise böyle mental ve karakteristik açıdan uyumluluk kriterleri belirleyip onları ortaya koyar. Ve işte genelde bu özelliklerin yarısından, yüzde elliden fazlasını karşılayan kişilere karşı bir zaaf hissederiz. Ve bir de bakmışız, aşk içindeyiz.

Mükemmel çift dediğimiz belki bu maddelerin tamamını, yüzde yüzünü birbirlerinde bulanlar ya da öncesinden zaten hiçbir ideal tip tanımı yapmamış olanlar da var. İşte onlar için durum pek harika. Ama ne yazık ki Cem onlardan biri değil. Yakın bir zaman olarak bahsedebileceğimiz bir süre önce dört yıllık ilişkisi sona erdi. Şu anda başka bir ilişki arayışı içinde olduğu da tam olarak söylenemez. Ama en azından iki ay önceki gibi böyle katı bir şekilde yeni bir ilişkiye karşı çıktığı halinden de eser yok artık.

Şşş sen ne yaptın? Hiç kimseyle konuşuyor musun bu arada? Ya yok be. Biraz da böyle tek olmayı özledim galiba. Ama belli de olmaz ha. Cem haklı. Gerçekten de belli olmuyor bu işler. Aykut bir anda konuşmayı bırakıp Cem'e kafasıyla bir şeyler işaret etmeye başladı. Ne olduğunu anlayamayan Cem arkasında kalan bu yöne bakmak üzere sandalyesinde bana kalırsa pek de yapmaması gereken bir şekilde büyük bir hareketle döndü ve öylece kaldı.

Keşke böyle heybetli bir şekilde dönmeseydi. O anda oturduğu masa itibariyle yüzü zaten o tarafa dönük olan Ece bu dönüşünü alenen gördü. Göz göze geldiler.

Cem bir anda midesine yumruk yemiş gibi hissediyor. Sevgili dinleyiciler işte tam da bu anı yakalamak için buradayız. Hadi gelin benimle. İşte geldik. Cem'in beyninin prefrontal korteksindeyiz. Bu olay karşısında Cem'in nasıl reaksiyon gösterdiğine tanık olacağız hep birlikte. Şu anda burada çok önemli şeyler oluyor. Prefrontal korteks beynimize sinirler aracılığıyla tüm kaynaklardan iletilen bilgilerin düzenlendiği ve birleştirilip ortaya çıkarılacak davranışa karar verildiği yer. Cem'in beyni onun derhal aşık olmasına karar verdi. Şu anda vücudunun geri kalanı bir oksitosin bombardımanı altında. Oksitosin aslında doğum anında kolay bir doğum yapılabilmesi amacıyla annenin hipofizinden salgılanan bir hormon ama tek görevi de bu değil. Oksitosin hormonunun sosyal davranışlarımız üzerinde de bazı etkileri var. Sosyal hafızanın yani tanıştığımız kişilere dair bilgilerimizin ve detayların saklanması, arkadaşlar ya da partnerler arasında kurulan bağ gibi şeyleri de o sağlıyor.

Gerekli miktarda salgılanması aşık olmamıza yeter de artar bile. Hatta bu hormona bazen aşk hormonu da deniyor. Peki nedir bu aşk dediğimiz şey?

Aşk hakkında herkesin farklı tanımlamalar yapması mümkün. Kendi anlayışına göre bir aşk yaşama fikri tıpkı ideal partner tanımındaki gibi öznel ve çokça çeşitlilik gösteren bir durum sonuçta. Bu kadar çok fikrin arasından bir tanesine tutunmak bize yol gösterecektir. Aksi takdirde bu farklı görüşler içerisinde kaybolup gidebiliriz. Modern aşk anlayışı genellikle kişinin ruh eşi diye tabir edilen, kendisi için dünyanın herhangi bir yerinde var olduğuna inandığı mükemmel kişiyle kurulacak olan bağdır. Buna ruh eşinin yanı sıra öteki yarımız filan da deriz. Yani aşk öyle önemli ki insanlar için kendisini yarım insan olarak tanımlıyor bazıları aşık olamayanlar. Ancak hayatımızın aşkıyla bir araya gelince tamamlanmış hissediyoruz. İşte iki kişiden tek bir bütün olma çabası aşk. Ve aşk hakkındaki bu görüş ta 2500 yıl önce yaşamış olan Platon'a kadar dayanıyor. Burada hemen şunu söylemek istiyorum.

Platonik aşk aslında birazdan anlatacağım şeye deniyor. Ama günümüzde bunu imkansız veya karşılıksız aşk şeklinde yorumluyoruz değil mi? Bu anlamıyla Platonik bir aşktan bahsetmiyorum ben. Antik Yunan'da da aşk hakkında farklı görüşler vardı.

Platon bu görüşleri diyaloglar halinde tartışarak kendi aşk tanımını Simpozyum adlı eserinde ortaya koyuyor. Peki nedir bu aşk türleri? Şöyle bir üzerinden geçelim örnekler verelim isterseniz. Eros karşı tarafa duyulan cinsel arzu anlamına geliyor. Platon'un hocası Sokrates'in görüşüne fazlasıyla benziyor. Sokrates aşk güzelliğin aracılığıyla çoğalma arzusudur demiş. İkinci olarak Ludus var. Bir ilişkinin henüz başlarındaki flört ve ufak tefek karşılıklı oynanan oyunlar aşaması için yapılan bir tanımlama. Bu Ludus. Aşkın yalnızca bu aşamada yaşandığını öne süren bir görüş. Filautia denilen kişinin kendini sevmesi yine antik Yunan'daki aşk tanımlamalarından biri. Hatırlarsanız Narsisus da kendisine aşıktı. Son olarak bir de pragma var. Bu da karşılıklı fayda sağlayan aşk demek. Hani pragmatizm filan da diyoruz ya. Evlilik antik Yunan'da pragmatik bir şey olarak görülüyor da diyebiliriz. Ben bir kısmını anlattım ama Platon bunun gibi daha sekiz farklı aşk tanımlaması yapmış.

Kendisi aşkı bir tür merdivene benzetiyor. Bir merdiveni düşünün. Tırmanmaya başladığımız bir nokta vardır. E bir de sonunda ulaşacağımız başka bir nokta. Platon'un en tepeye koyduğu yerde ise aşkın en mükemmel hali yer alır. Ki yine kendi görüşü olan mükemmel ve uyum içerisindeki bir evren tanımlamasına epey benziyor bu değil mi? Aşk onun için spritüel bir boyutta yaşanır. Ancak garip bir şekilde Platon ilk basamağa fiziksel güzelliği yerleştirir. Fiziksel çekimin hiç önemli olmadığını söylemiyor tabii. Zaten ilk aşamanın da bu olduğunu düşünecek olursak ona göre bu aşka giden yoldaki çok önemli ama mükemmel aşka varıldığında çoktan geçilmesi gereken bir aşama. Hikayemizin kahramanı Cem'in de beklemediği bir anda hayatında gördüğü, En güzel kadınla göz göze gelme durumu işe yaramış gibi görünüyor. Şimdi bir an önce harekete geçmemiz lazım. Birazdan olacakları kaçırmak istemeyiz. Hadi gidelim.

Geldik. Umarım kaçırmamışızdır.

İşte buradalar. Kelebekler.

Hayal gücünüzü baltaladığım için özür dilerim ama söylemem gerekir ki midemizde gerçekten de koza halinde aşık olmamızı bekleyen kelebekler falan yok. Ne o zaman bu kelebekler uçuyor klişesi? Stres mi? Yok canım hayır. Aşık olmak vücudumuzu stres altına sokmuyor tabii ki. Hatta tam tersi bir anti-stres etkisi yaratıyor. Cem'in beyni aşık olmaya karar verdiği anda böbrek üstü bezlerine vücuttaki kortizol seviyesinin düşmesi gerektiğini de söyledi. Bu ani emirle birlikte beyinden gelen sinyaller Cem'in midesindeki kasları tırnak içinde kelebekleri harekete geçirdi. İşte o yumruk yemiş gibi hissetmesinin sebebi de buydu. Bununla birlikte norepinefrin de salgılanmaya başladı. Bunun ne olduğunu açıklayacağım ama şu anda işler karışacak gibi gözüküyor. İyisi mi biz bir çay ya da kahve söyleyip kısa bir ara verelim. Zaten benim de biraz boğazım kurudu.

Aykut bana bir şeyler oldu az önce. Ne oldu oğlum iyi misin? Bir gittin geldin resmen. O bana gösterdiğin kadın var ya galiba ben ona aşık oldum ya. Böyle içimde bir şeyler oldu böyle bir sıcaklık. Tek olmak istiyorum sanırım falan diyordun ne oldu o iş? Belli olmaz da dedim ama değil mi? Neyse ben belimi yüzümü yıkamaya gideyim. Vallahi tansiyonum düştü. Cem lavaboya gitmek için ayağa kalktı ve yürümeye başladı. İki üç adım sonra kafasını tekrar Ece'nin arkadaşıyla oturduğu masaya çevirdi ve onunla tekrar göz göze geldi. Hemen gözlerini kaçırarak lavaboya doğru hızlıca ilerledi. Kafasının içinden bir sürü şey geçmeye başladı. Ya Ece onun tuvalete gittiğini anlarsa? Ya ondan tiksinirse? Ya hakkında olumsuz şeyler düşünürse? Ya saçı bozuksa? Garip yürüyorsa? Kıyafetleri kirliyse? Cem'in aklında abuk subuk böyle bir sürü soru var şu anda.

Şimdi hani aşk stresi azaltıyordu diye düşünebilirsiniz. Cem'in bu yaşadığı bir stres hali değil. Bir tür sosyal anksiyete. Az önce işler karışacak gibi demiştim ya. İşte bundan bahsediyordum. Norepinefrin salgılanması sonucunda Cem'in sinir sistemi bundan etkilenmeye başladı. Bakın kalp atışı da hızlandı. Aynı anda hem heyecan hem de bir tür anksiyete yaşıyor. Bu durumda düşüncelerinin gittikçe saçmalaşmasına sebep oluyor. Şu anda konuşmaya başlasalar kim bilir neler saçmalardı. Bir dakika galiba konuşacak gerçekten de. Tamam. Sakin. Sakin. Hadi be. Hadi be. Yaparsın yaparsın.

Ben niye böyle oldu ya? Yaparsın yaparsın. Tamam yapabilirim.

Cem Ece'nin elini sıkma ihtimalini düşünerek ellerini ceketinin kollarına soktu ve kapıyı öyle açtı. Bütün bu heyecan içerisinde hijyeni ihmal etmemeyi de akıl etmişti. İnce ruhlu bir çocuk tabii bizim Cem. Tuvaletten çıktı ve kendinden emin adımlarla Ece'nin olduğu masaya doğru ilerlemeye başladı. O sırada Ece de az önce göz göze geldiği bu yabancının masasına dönüp dönmediğini görebilmek için kafasını ve gözlerini hafifçe sola çevirdi. Cem'in boş sandalyesine kaçamak bir bakış attıktan sonra kendisine doğru yürüyen silüeti fark etti. Ve henüz bu kişinin kim olduğunu görmemiş olmasına rağmen bu silüetin Cem'e ait olduğunu anında anladı. Hızlıca gözlerini o yöne doğru çevirdi ve Cem'le göz göze geldi.

Merhaba ben Selam. Ay Cem Cem. Yani sana selam. Ben Cem. Merhaba Cem. Ben Ecem. Ay Ece.

Le Fin. The End. Püh.

Biraz garip bir tanışma oldu. Beynimizin aşık olmamıza karar verdiği andan sonra salgıladığı oksitosin, norepinefrin ve kortizol hangimizi bu hallere getirmedi ki bugüne kadar? Evet, aşk beyinle ilgili bir şey. Hep bahsedilenin aksine kalple alakalı değil. Ama bunun sebebini anlayabiliyorum. Aşık olduğumuzda bize bir şeyler oluyor. Yüreğimiz cız ediyor. Muhtemelen bu yüzden aşk hep kalple ilişkilendirilmiş bir şey. Kalp atışımız da bu hormonlarla birlikte düzenleniyor. Aşık olma halinin getirdiği düşük kan basıncı sayesinde tansiyonumuz da düşüyor. Daha sağlıklı bir kalbe sahip oluyoruz. Yani aşık olmak ömrü uzatan bir şey. Aşk iyi bir şey. Aşk hormonlarının bunun gibi bir sürü olumlu yan etkisi var. Mesela beynimizin acıyı işleme süresini azaltarak bir tür ağrı kesici görevi görüyor. Daha az depresif ve daha az stresli olmamızı sağlıyor. Salgalanan oksitosin cildimizi güzelleştiriyor. Yanaklarımızı kızartıyor.

Alzheimer ve diabet riskini azaltıyor. Vücudumuzdaki yaraların daha hızlı iyileşmesini sağlıyor ve bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor. Gibi gibi böyle saymakla bitmeyen bir sürü yararı var aşkın. Ama bence daha da önemlisi ne biliyor musunuz arkadaşlar? Bizi mutlu, sevgi dolu ve saygılı insanlar haline getiriyor aşk. Henüz değilseniz gidip hemen aşık olun. Pişman olmayacaksınız.

Künye
  • YazanOğulcan Ayan
  • Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt