111 Hz ·Bölüm 9 ·22 Eylül 2021 ·21 dk ·1.743 kelime

Beyaz Gürültü

Öyle bir ses hayal edin ki, bedeninizde bilinçli bir şekilde kontrol edemeyeceğiniz etkiler uyandırsın. Aslında bu sesi gayet yakından tanıyorsunuz, hem de hiç tahmin etmediğiniz kadar yakından.

0:00

Bu dizinin betimlemesi TRT tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır. İşin ilk bakışta garip görünen tarafı ise bu videoların milyonlarca kez görüntülenmesi. Milyonlarca derken öyle 1-2 milyon filan görüntülemeden bahsetmiyorum ha. 20-30-40 milyonu aşan görüntülemeler bunlar. Dünya üzerindeki milyonlarca insan işte böyle sabit gürültüler içeren videoları durmaksızın izliyorlar. Daha doğrusu dinliyorlar. Hatta bu beyaz gürültü içeren videolar o kadar çok kişi tarafından tüketiliyor ki yüklediği videoların tamamı bu tür seslerden oluşan bazı YouTube kanallarının toplam görüntülenme sayısı 1 milyarı aşmış durumda. 1 milyar benzer durum Spotify için de geçerli. Bunları dinleyen bunca insan çıldırmış olamaz herhalde öyle değil mi?

Bunun bir sebebi olmalı. Ve elbette bir sebebi var. Kaptan pilotumuzun daha başlangıçta söylediği gibi uçakların kabin sesi gibi boğuk basık gürültüler uykumuzu getiriyor. Peki ama neden? Bizler uyuyabilmek için genellikle gürültüsüz bir ortam ararken ve gürültüler genellikle bizi uykumuzdan uyandırırken neden adında bile beyaz gürültü geçen bu sesler uykumuzu getiriyor? Aslında bakarsanız bu konu hakkında iki teori mevcut. İlk teoriye girmeden önce beyaz gürültünün ne olduğundan kısaca bahsetmem gerek sizlere. Bizim ses olarak işittiğimiz her şey titreşimler sonucunda meydana geliyor. Ve bu titreşimler tıpkı suya bir taş attığımızda oluşan halkalar gibi dalgalar halinde yayılıyor. Yavaş titreşimlere sahip düşük frekanslar bas sesleri oluştururken hızlı titreşimlere sahip yüksek frekanslarsa tiz sesleri meydana getiriyor. Bu yüzden de elimizde tuttuğumuz bir paket lastiğini gerdiğimizde daha hızlı titreştiğinden daha tiz.

Daha gevşek tuttuğumuzda ise daha yavaş titreştiği için pes bir ses duyuyoruz. İşte duyulabilir ses aralığındaki tüm bu frekanslar aynı şiddetle ve aynı anda bir araya gelince de white noise yani beyaz gürültü meydana geliyor. Basitçe en pes sesten en tiz olanına kadar tüm frekansların bir birleşimi olarak düşünebilirsiniz bunu. Peki bu gürültüyü beyaz yapan ne? Bir renk sonuçta bu beyaz öyle değil mi? Neden onu bir sesi ifade etmek için de kullanabiliyoruz? Aslında renk ve ses arasındaki bu bağlantı üzerine biraz düşünürsek cevaba ulaşmamız pek de zor sayılmaz. Nasıl ki beyaz gürültü sesin tüm frekanslarının bir araya gelmesiyle ortaya çıkan sesse, beyaz ışıkta ışığın tüm dalga boylarının bir araya gelmesiyle oluşan renk öyle değil mi? Pink Floyd'un The Dark Side of the Moon albümünün kapak resmini hatırlamaya çalışın. Üzerinde Newton'un o meşhur prizma deneyinin bir temsili olan şu kapak vardı ya.

İşte tıpkı o görseldeki gibi güneşten gelen beyaz ışığı bir prizmayla kırmak, ışığın farklı dalga boylarına ayrılıp bir gökkuşağı oluşturmasına yol açıyor. Tam da bu yüzden, yani güneş ışığı tüm dalga boylarını zaten içinde barındırdığı için, güneş tam tepemizdeyken yaktığımız bir el fenerinin gözle görülür bir etkisi olmuyor ya da açık havada tuttuğumuz bir lazeri belirgin bir şekilde göremiyoruz. İşte beyaz gürültüyü de işitsel bir güneş gibi düşünebilirsiniz. Ve tıpkı güneşin diğer tüm ışıklara baskın gelişi gibi, beyaz gürültü de sesin tüm frekanslarını zaten içinde barındırdığı için, duyulduğu sırada diğer tüm sesleri maskeleme gücüne sahip. Yani ortamdaki beyaz gürültü yeterince şiddetli olduğunda başka bir sesi duyamaz hale geliyoruz. Bence bunun zihnimizde tam olarak oturabilmesi için beyaz gürültünün bu etkisini birinci elden deneyimlemek en doğrusu. Şimdi, eğer kulaklıklarınız da kulağınızdaysa ve hazırsanız, denemeye başlayalım mı?

Elinizi kulağınızın yanına doğru yaklaştırın ve parmaklarınızı birkaç kez şıklatın.

Hala duyuyorsunuz değil mi? Şimdi aynısını bir de beyaz gürültü varken deneyin bakalım.

Nasıl? Duyabildiniz mi? Veya herhangi bir fark hissedebildiniz mi? İşte tam da bu yüzden beyaz sesin uykumuzu getirmesiyle ilgili ilk teorimize ulaşıyoruz. Sese karşı ses teorisi. Rahat bir şekilde uyuyabilmemiz için gerçekten de gürültülü bir ortamdan uzak olmamız gerekiyor. Farklı gürültüleri bloke edebilmenin en iyi yolu da hepsini kapsayan bir üst gürültüyle diğer sinyallerin önünü kesmek ve uçağın kabininde duyduklarımıza benzer türden sesler de bu konuda biçilmiş kaftan. Gerçi az önce parmağınızı şıklatırken dinlettiğim beyaz gürültüyü hiç de rahatlatıcı veya uyku getiriciyi bulmamış olabilirsiniz. Ve haklısınız da. Çünkü duyduğunuz ses saf beyaz gürültüydü. Bizim uçaklarda duyduğumuz kabin sesi ise daha önce söylediğim gibi bir tür beyaz gürültü. Bir tür diyorum çünkü uçağın havayla sürtünmesiyle ortaya çıkan bu gürültü sesin tüm frekanslarını kapsamıyor. Ve uçağın ağır metal gövdesi bize yalnızca daha pes sesleri yani düşük frekansları iletiyor.

Bu yüzden de kabin sesi aslında beyaz gürültüden çok pembe bir gürültüye yakın. Ya sesin pembesi de mi olur demeyin çünkü yalnızca pembe de değil. Kırmızısı olur, yeşili olur, siyah gürültü bile var. Öyle ki ses frekans aralığından seçtiğiniz tonlarla renk spektrumundaki her bir renk tonuna denk düşen bir gürültü oluşturabilirsiniz. Fark ettiyseniz hem frekanslar için hem de renkler için aynı kelimeyi kullandım. Ton dedim. Bu kelimeyi her ikisi içinde kullanıyor oluşumuz bile renkle ses arasındaki bu garip ilişkinin bir çeşit göstergesi olabilir. İşte uçakta duyduğumuz kabin sesi de denk düştüğü aralık daha düşük frekansları kapsadığı için pembe gürültüye daha yakın. Ve başka sesleri bloke ederken yüksek frekanstaki rahatsız edici o tiz sesleri içermediği için uyumaya biraz daha müsait bir ses.

Yalnız kabin sesi de değil. Mesela bir elektrikli süpürge sesi.

Ya da saç kurutma makinesi sesi de bu fenomenin birer örneği. Uyumakta güçlük yaşayan bebekler bile elektrik süpürgesi ya da fön makinesi çalıştığı sırada uykuya dalabiliyor. Etrafınızda yaramaz ya da çok ağlayan bir bebek varsa bu da benden size verilmiş bir ipucu olsun. Tecrübeli bir baba olarak size rahatlıkla bunu söyleyebilirim. YouTube'a Hair Dryer Sound yani fön makinesi sesi yazın. Karşınıza çıkan 20 milyonun üzerindeki video sonucundan bir tanesini seçin. Ve eğer uyumakla ilgili problemi olan insanlar varsa etrafınızda bunu uyumak için kullanmayı bir deneyin. Ama bu türden gürültülerin tek etkisi diğer sesleri duymamızı engelleyerek uykumuzu getirmesi değil. Bunun yanında tahmin bile edemeyeceğiniz bir başka etkisi daha var.

Sayın yolcularımız yemek servisimiz başlamak üzere lütfen yerlerinize oturup koltuklarınızı dik ve koltuk arkalarında bulunan servis masalarını açık konuma getirin. Menümüz birlikte çalıştığımız usta şeflerimiz tarafından her gün özenle hazırlanmaktadır. Ama siz buna rağmen yemekleri lezzetsiz Aslına bakarsanız pek çok insan uçuş sırasında servis edilen yemekleri lezzetsiz buluyor. Peki ama bunun sebebi ne olabilir?

Nedenini hemen söyleyeyim. Kabin sesi. Ne ilgisi var canım? Biri tad, biri ise ses diye sormadan önce bir dinleyin. Aslında duyularımızın birbiriyle olan ilişkisi bir hayli karmaşık. Koku duyusunun tatla çok yakın bağlantısı olduğunu eminim duymuşsunuzdur veya kendi hayatınızda deneyimlemişsinizdir. Nezle olduğumuzda yani burdu bustu kalırken yemeklerin tatsız gelmesinin sebebi işte bu yakın ilişki. Bu gayet anlaşılabilir. Neticede ağızla burun birbirine oldukça yakın iki organ ve yutak aracılığıyla birbirlerine bağlılar. Ve bu nedenle de yemeğin kokusundan tadının da nasıl olacağını tahmin edebiliyoruz. Güzel bir yemek kokusu aldığımızda karnımızı acıktırıyor. Sesle tat arasındaki ilişki ise bundan biraz daha farklı.

Yapılan araştırmalar bize yemekten alınan lezzetin tat ve koku dışındaki diğer duyusal uyarıcılardan da etkilendiğini gösteriyor. İnternette gezinirken şöyle güzel pişirilmiş bir yemek videosuna rastladığınızda kokusunu bile almamanıza rağmen ağzınızın sulandığı eminim ki pek çok kez olmuştur. Ben bazen güzel yapılmış bir yemeğin tarif edildiği bir metni okurken bile karnım acıkıyor. Çünkü güzel görünen anlatılan bir yemeğin otomatik olarak tadının da lezzetli olacağını düşünüyoruz. Ve çok lezzetli görünüyor veya çok iştah açıcı görünüyor diye ifade ediyoruz bu durumu. Bu yüzden de profesyonel şefler için bir yemeğin tabaklanması yani sunumu sunulan deneyimin de ayrılmaz bir parçası haline geliyor. İşte sesler de aslında yemeğin lezzetli olup olmadığına karar verirken dikkate aldığımız diğer önemli uyarıcılardan biri. Çünkü yemek yerken ister istemez sesler çıkartıyoruz. Örneğin bir kurabiyeyi ısırdığımızda çıkan ses bize kurabiyenin ne kadar taze ya da gevrek olduğunu gösteriyor.

Ve bu da yemekten aldığımız zevki ve lezzeti arttırıyor. Bununla ilgili 1991 yılında bir deney bile yapılmış. Bir kurabiyeyi kulaklıkla kurabiyenin kıtırtısını duyamayacakları kadar yüksek sesli müzik dinleyerek yiyen insanlar aynı kurabiyeyi sessiz bir ortamda yiyen insanlara göre daha az gevrek bulmuşlar. İşte kabin sesinin yarattığı o uğultu da bu yemek yerken ortaya çıkan sesleri biraz baskıladığı için uçakta yediğimiz yemekleri daha lezzetsiz bulabilmemiz bir hayli olası. Ancak tek neden yalnızca uçuş sırasında yediklerimizin sesini duyamamamız değil. Aslında sesle tat arasında bambaşka bir fizyolojik ilişki de var.

Cornell Üniversitesi'nde yapılan başka bir deneyde katılımcılara önce sessiz bir ortamda sonra da kabin sesi olan başka bir ortamda 5 farklı tat solüsyonu denetilmiş. Katılımcılar acı, tuzlu ve ekşi solüsyonlarda kayda değer bir fark hissetmemişler ama kabin sesi olan ortamda denedikleri tatlı solüsyonun normalden daha tatsız, umami solüsyonununsa normalden daha yoğun olduğunu bildirmişler. Umami o da ne diye soruyorsanız kendisi 5 temel tattan biri. Aslında kendi başına bir lezzeti olduğunu söyleyemeyiz ama doğru miktarlarda kullandığınızda diğer 4 tatla birleşerek bir çeşit armoni bir denge oluşturuyor. Örneğin domates, bu umami tadının en yoğun olduğu yiyeceklerden biri. Hatta soslarda ve yemeklerde de bu kadar çok kullanılmasının nedeni eklendiği yemeklerin tatlarını dengelemesi, onları öne çıkartması. İşte bu tadın ölçüsünün kaçması ve tatlar arasındaki dengenin bozulması uçakta yediğimiz yemekleri biraz daha lezzetsiz hissettirebiliyor.

Tattaki bu değişimin fizyolojik nedeninin ise dilimizdeki tad alıcılarından başlayıp orta kulaktan geçerek beynimize ulaşan bir sinir olduğu tahmin ediliyor. Yani tat sinyallerini beynimize taşıyan sinirlerden birinin yolu orta kulaktan geçtiği için kabin sesi gibi yoğun ve sabit bir sesten etkileniyoruz. Bu yüzden de şekerli tatları daha az şekerli, umami tatları ise daha yoğun bir şekilde hissediyoruz.

Günlük hayatta kimsenin yüzüne bile bakmadığı domates suyunun uçaklarda en çok tercih edilen içecek olmasının bir nedeni de kabin sesinin umami tadı üzerindeki etkisi.

Değerli misafirlerimiz umuyorum keyifli bir yolculuk geçirdiniz. Bilirsiniz ki hiçbir uçak sonsuza dek gökyüzünde kalamaz. Biz de bu süre zarfında iniş hazırlıklarımızı gerçekleştirmiş bir şekilde piste yaklaşmaktayız. Bugün hava açık ve oldukça sakin. Kolay bir iniş olacağını söyleyebilirim. Lütfen işaret verilmeden önce kemerlerinizi çözmeyin ve yerlerinizden kalkmayın. Hazırsanız inişe geçiyoruz.

Siz değerli yolcularımıza veda etmeden önce havada bırakmak istemediğim bir konuya daha değinmek istiyorum. Hatırlarsanız kabin sesinin uykumuzu getirmesi hakkında iki teoriden söz etmiştim ama ilkini açıkladıktan sonra ikincisinden bahsetmemiştim.

Sizce kabin sesi başka hangi sese benziyor olabilir? Aslında çok yakından tanıdığınız bir ses bu. Belki hatırlamıyor olabilirsiniz ama bu sesi duyduğunuz ortamda hiç de kısa olmayan bir süre geçirdiniz. Aralıksız bir şekilde tam dokuz ay. Evet ana rahminden söz ediyorum. Dünyaya gelmeden önce yaşadığımız yer olan annemizin karnı öyle pek de sessiz bir yer sayılmaz. Anne karnındayken dış dünyadaki sesleri tıpkı uçak kabininde olduğu gibi bir çeşit uğultu, bir nevi beyaz gürültü olarak duyuyoruz aslında. Ve burada geçirdiğimiz süre dış dünyanın tehlikelerinden de uzak olduğumuz, kendimizi böyle en güvende ve rahat hissettiğimiz zamanlarımız.

İşte kabin sesi de anne karnındaki bu sesi simüle ettiğinden olsa gerek bizi rahatlatıyor, güvende hissettiriyor ve uykumuzu getiriyor. Tıpkı anne karnındayken sürekli bir o yana bir bu yana sallanmaya alışkın bebeklerin beşikte sallandıklarında daha kolay uykuya dalmaları gibi uçaklarda uyumamızın sebebi de bu uğultunun anne karnındayken hissettiğimiz o sıcak, o huzurlu ve güvenli ortamı hatırlatıyor oluşu. Beşikli sallanmaktan bahsetmişken umuyorum sarsıntısız bir iniş gerçekleştirmişsinizdir. Bir sonraki bölümde görüşmek dileğiyle ben kaptanınız Barış Özcan. 111 sefer sayılı bu yolculuğa katıldığınız için teşekkür eder, keyifli günler dilerim.

Kaynaklar (5)